Kul Hakkına Dair Çarpıcı İkazlar

İbadet Hayatımız

Kul hakkı nedir ve neden bu kadar önemlidir? Peygamber Efendimiz’in hayatında kul hakkına gösterdiği hassasiyet, bugün bize ne öğretiyor? Maddi ve manevi haklara riayet, ahiret yolculuğumuzu nasıl etkiler?

Fahr-i Kâinât Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ümmetini kul hakkına girmekten sakındırmak üzere birçok îkazlarda bulunmuştur:

“Allâh’a yemin ederim ki;

Sizden bir kimse haksız yere bir şey alırsa, muhakkak o aldığı malı boynuna yüklenerek Allâh’a kavuşacaktır.

Sakın ben sizden herhangi birinizi inlemesi olan bir deveyi veya böğürmesi olan bir sığırı ya da melemesi olan bir koyunu boynunda taşıyarak Allâh’a kavuştuğunu görüp tanımayayım!” (Buhârî, Hıyel, 15)

Hazret-i Ömer’in hilâfeti zamanında beytülmâl memuru bir gün temizlik yapıyordu. O esnada bir dirhem para buldu ve Hazret-i Ömer’in çocuklarından birine verdi.

Duruma muttalî olan Halîfe derhâl memuru çağırdı ve onu îkāz ederek şöyle dedi:

“–Sen neye dayanarak bunu yaptın? Sen kıyâmet günü beni bir dirhem için Muhammed ümmeti ile dâvâlı hâle getirmek mi istiyorsun?”*

Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; vefât eden kişilerin borcu olup olmadığını sorar, borcu olanların namazını kıldırmaktan içtinâb ederek, borcun ehemmiyetine dikkat çekerdi. Maddî durumu kuvvetlendiğinde ise, bu borçları bizzat kendisi üstlenip ödemeye başladı.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; alışverişlerinde, tedbir ve fazîlet olarak, ödenecek bedelden bir miktar fazla verirdi. (Bkz. Ebû Dâvûd, Büyû‘, 1; Tirmizî, Büyû‘, 5)

Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; Mekke’nin fethinden sonra, henüz müslüman olmamış Mekkelilerden para ve silâh borç aldı. Sonra da borcunu ödedi. Galip olduğu hâlde, mallarına el koymadı.

İnsanların kul hakkı sahasında en çok hakkına girebilecekleri kişiler; emirleri altında çalışanlar, memurlar, hizmetçiler ve işçilerdir.

Enes -radıyallâhu anh-, vefâtı esnasında Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanında idi. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in üç kez;

“–Namaz husûsunda Allah’tan korkun!” sözleriyle ferdî mes’ûliyetimize dikkat çektikten sonra, şu ifadeleriyle de içtimâî mes’ûliyetimizi hatırlattığını nakletmektedir:

“–Emriniz altındaki insanlar hakkında Allah’tan korkun, iki zayıf hakkında Allah’tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk.” (Beyhakî, Şuab, VII, 477)

İmamlık ve öğretmenlik vazifesinde bulunan kimseler, memuriyet sahipleri vesâir meslekte çalışanlar; vazifelerini ihmâl ettikleri, sudan bahanelerle ve olur-olmaz mazeretlerle mes’ûliyetlerini yerine getirmedikleri takdirde kul hakkına girmiş, harama bulaşmış olurlar.

Bir imam, cemaatinden mes’uldür. Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, «imam» olacak kişinin «اصلح / aslah ve ارشد / erşed» olmasını, yani «en sâlih ve en olgun / sâlih amellere ve kâmil davranışlara sahip» bulunmasını şart koşmuştur.

Bir muallim de, talebelerinden mes’uldür. Onun vazifesini ihmâl etmesi yüzünden zarar gören, tahsilleri aksayan talebesinin hakkına girmiş olur.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; maddî haklara olduğu gibi, lisanla işlenen zulümlere de dikkat çekmiştir:

“…Yarın pişman olacağın şeyi söyleme!..” (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

“Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kişi ya hayır söylesin veya sussun!” (Müslim, Îmân, 77)

Zira, yine hadîs-i şerîfin ifadesiyle;

“İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!” (Tirmizî, Îmân, 8; İbn-i Mâce, Fiten, 12)

Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, sahâbe-i kiram ve Hak dostlarının; kul hakkına girmemek için sergiledikleri titizliğin çok sayıda misâli vardır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Temmuz, Sayı: 245