Katılım Bankasında Kar Paylı Hesap Açmak Caiz mi?
Katılım bankasında kar paylı hesap açmak caiz mi? Katılım bankasında kar paylı hesap açmak caiz mi?
Faizsiz bankacılık müesseseleri, ister istemez bu ülkenin ekonomik şartları içerisinde faaliyet göstermektedir. Tabi oldukları mevzuat da yine ülkenin genel bankacılık mevzuatıdır. Her ne kadar faizsiz bankacılık sistemine dair birtakım özel düzenlemeler yapılmış olsa da, bu düzenlemeler büyük ölçüde uluslararası bankacılık normları çerçevesindedir. Dolayısıyla ister katılım bankası olsun ister konvansiyonel anlamda faizli bankacılık sistemi olsun, bu müesseselerin tamamı temelde para ticareti üzerine kuruludur.
Bilindiği üzere bankacılık müesseselerinin doğrudan ticaret yapması yasaktır. Bunlar, ticaret ve üretim yapan kimselere finansal destek sağlamak amacıyla para satan kurumlardır. İslami bankacılık sistemini benimsediğini ifade eden müesseseler ise, ülkedeki mevzuatın müsaade ettiği ölçüde bu sistemi aşmaya ve işlemlerini İslami usullere uygun hâle getirmeye çalışmaktadır.
Bugünkü katılım bankacılığı uygulamalarına bakıldığında, işlemlerin yaklaşık yüzde sekseninin murabaha yoluyla gerçekleştirildiği görülmektedir. Yani banka, peşin olarak aldığı bir malı vatandaşa vadeli şekilde satmaktadır. Eskiden bu kapsamda leasing, yani sonunda mülkiyet devriyle biten kiralama işlemleri de oldukça yaygındı. Bu ve benzeri bankacılık faaliyetlerinden elde edilen kârlar, bankaya mevduat koyan müşterilere dağıtılmaktadır.
Bu kâr dağıtımı, hesabın türüne ve yapılan anlaşmalara göre değişmektedir. Kimi zaman bankaya yüzde yirmi ayrılırken, kalan yüzde seksen dağıtılmakta; kimi zaman yüzde yetmiş, yüzde doksan hatta yüzde doksan beş oranında dağıtım yapılabilmektedir. Nihayetinde mesele, yapılan faaliyetlerden elde edilen kârın nasıl ve ne ölçüde paylaştırıldığıdır.
Bir katılım bankası bu faaliyetleri ne kadar hassas ve titiz bir şekilde yürütürse, mevduat sahiplerine ödenen paraların helalliği de o ölçüde güçlü olur. Ancak her ne kadar katılım bankalarının başında, yapılan işlemlerin İslami açıdan caiz olup olmadığını denetleyen şer‘î fetva veya danışma kurulları bulunsa da, fiilî işleyiş nihayetinde banka çalışanları ve bu müesseselerin yöneticileri tarafından yürütülmektedir.
Nitekim bazı katılım bankalarının, pratikte konvansiyonel faizli bankaların Türkiye’deki bir şubesi gibi işlediği bilinmektedir. Bu sebeple yalnızca adının “faizsiz banka” ya da “katılım bankası” olması, mudileri otomatik olarak temize çıkaran bir durum değildir. Asıl önemli olan, bu bankacılık sisteminin nasıl işlediği, paranın nasıl toplandığı, kârın nasıl dağıtıldığı ve yapılan faaliyetlerin mahiyetidir.
Bu noktada mudilerin bizzat araştırma yaparak, güvendikleri ve işleyişini bildikleri bankalara paralarını koymaları mümkündür. Bu bankalardan gelen kâr paylarını almaları ve kullanmaları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak kişi, bu hususta bir şüphe taşıyorsa, gelen bu parayı kendi şahsî ihtiyaçları için kullanmayıp, Müslümanların veya ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere değerlendirebilir.
Bununla birlikte en doğru ve en sağlam yol, imkânı olan Müslümanların ellerindeki birikimleri doğrudan ticaret ve üretim faaliyetlerinde değerlendirmeleridir. Bu noktada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimize olan güvendir. Eğer biz ahlaken ve dinen birbirimize güvenemiyorsak, o zaman bu güvenin hukukunu oluşturmamız gerekir. Yani bankaya güveniyorsun da, kardeşine niçin güvenemiyorsun? Eğer güvenle ilgili bir problem varsa, hukuki mevzuata müracaat ederek işi sağlam zemine oturtmak gerekir.
Asıl olan, Müslümanın imkânı varsa üretimin ve ticaretin bizzat içinde yer almasıdır. Ancak yaşı ilerlemiş, mesela seksenine gelmiş bir kimse, elindeki üç beş kuruşun enflasyon karşısında erimemesi için bu tür katılım bankalarına parasını koyabilir; oradan gelen kâr payıyla da temel ihtiyaçlarını karşılayabilir. Allah en doğrusunu bilir.