Kahkaha Kalbi Öldürür mü?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, kahkaha ve tebessüm arasındaki farkı ele alırken müminin kalbinde taşıması gereken ahiret şuuruna dikkat çekiyor.

Allah Rasûlü’nün tebessümle örnek olan hayatı ışığında, kahkahanın kalbe etkisi ve müminin taşıması gereken manevi denge değerlendiriliyor.

TEBESSÜM SÜNNETİ VE MÜMİNİN GÜLME ÖLÇÜSÜ

Kahkahayla gülmek tasvip edilmiyor. İnsan mütebessim olacak. Yüzü gülecek. Ama kahkahayla gülmek bir gaflet. “Kahkahayla gülmeler kalbi öldürür.” buyuruluyor. Ama bakıyorsunuz, hakikaten bazen farkında olmuyoruz belki. Kahkahalarımız sokaklara taşıyor. Sokaklardaki kahkahalarsa çok daha farklı bir facia.

Müminin Yüzünde Tebessüm, Kalbinde Ahiret Şuuru

Onun için insan nerede yaşadığını, kimin mülkünde yaşadığını, nasıl bir maiyet-i ilâhiye altında olduğunu ve “Hüve meaküm eyne mâ küntüm: Nerede olursanız olun, O dâimâ sizinle beraberdir” (Hadid suresi, 4) sırrının idraki içinde olmalı. Evet, abus bir çehre kabul edilmiyor İslâm’da. Yüzümüze bakıldığı zaman korkulmamalı. Yüzümüz mütebessim olmalı. Ama içimizde bir ahiret hüznü, bir ahiret tasası da olmalı. Çünkü bizde Allah Rasûlü’nün öğrettiği hayat tarzı bu. Yüzü gülecek ama içinde bir mahzuniyet olacak insanın.

Hele hele o kahkahalar... Hani bugün böyle özellikle bir de insanlara kahkaha attırmak için yapılan programlar var. Onlar ayrıca bir günah tabii. Yani onlar tasvip edilmez. Kahkahaya ihtiyacımız yok, kıymetli arkadaşlar. Toplumun kahkahaya ihtiyacı yok. Bugünkü toplumun daha çok gözyaşına ihtiyacı var. Gerek dünyanın gidişi, gerek aile hayatlarımız, gerek ticari hayatlarımız, gerek ibadet hayatımız; böyle kahkaha atılacak bir hayat değil. Tam tersine üzerine düşünülecek, biraz da mahzuniyeti gerektiren, “Biz nasıl kullarız?” diye üzerine düşünülecek bir hayatın içindeyiz.

Onun için kahkahaya ihtiyacımız yok. Birileri uğraşmasın bize kahkaha attıracağım diye. Kendimizden, nefsimizden böyle kahkahalar gelirse de arkasından istiğfar etmeliyiz. Bazen insanız, gafiliz tabii. Yani kahkaha atıyoruz belki ama o gaflettir. Gerçekten kahkaha bir gaflet işaretidir. Allah Rasûlü’nden böyle bir davranış hiç zuhur etmemiş ama tebessüm etmiş. Güneşi aydınlatmış. Güneşin ışığı artmış.

Yani tebessüm edince, hani Süleyman Çelebi diyor ya: “Bir acep nur, güneş pervânesi...” diyor. Güneş onun etrafında dönüyor diyor. Güneş ışığını ondan alıyor. Ay güneşten ışığını alıyor. Peki güneş nereden ışığını alıyor? Güneş, nûr-i nübüvvetten ışığını alıyordu. Evet, biz öyle inanıyoruz.

Allah Rasûlü’nün Yüzündeki Nûr ve Tebessüm

Biz öyle inanıyoruz. Hazret-i Âişe annemiz diyor ki, radıyallahu anhâ: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yüzünde öyle bir nuraniyet, öyle bir güzellik vardı ki ben gece iğneyi ipliğe onun yüzünün nuruyla geçirirdim.” Hadis bu, kıymetli kardeşlerim. Ha, inkâr edenlere benim sözüm yok yani. Biz inanıyoruz. Hz. Âişe annemizden böyle bir söz geldiyse, o doğru söylemiştir diyoruz.

Yani yüzümüz gülsün, mütebessim olalım. Ama içimizde de şu ümmetin hâline, kendi hâlimize karşı kısmi bir mahzuniyet olsun. Feryatları duyalım, acıları duyalım. Evet. Gafil olmayalım. Yani gafil olmayalım.