Kaderden Kaçmaya Çalışan Adamın Kıssası
Kıssadan hisse: Gaybı öğrenmek isteyen adamın, kaderden kaçma çabası ve Hz. Mûsâ’nın (a.s.) öğütleri üzerinden ibretli bir hikâye.
Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî’sinde naklediyor:
GAYBI ÖĞRENMEK İSTEYEN ADAMIN SONU
“Bir adam Hazret-i Mûsâ aleyhisselam’a:
«−Ey Kelîmullâh! Bana hayvanların dillerini öğret! Onların sözlerini anlayayım da hâllerinden ibret alayım; böylece azamet-i ilâhiyyeyi daha iyi idrâk edeyim!..» dedi.
Hazret-i Mûsâ aleyhisselam ona dedi ki:
«−Sen bu hevesten vazgeç; gücünün üzerindekileri öğrenmeye kalkma! Bir karınca, gölden, hacminin üzerinde su içmeye kalkarsa, boğulup helâk olur. Yani sana takdîr edilen bilginin ötesini zorlama! Zira bunun birçok tehlikeleri vardır! Sen kâinattaki ilâhî saltanattan aklının yettiği kadar ibret almaya bak! Kalbini Allâh’a yönelt! Bil ki ilâhî tecellîlerin sırları, selîm bir kalbe âşikâr olur!»
Bunun üzerine adam:
«−Hiç olmazsa kapı önünde yatıp duran, ev bekçiliği yapan köpek ile kümes hayvanlarının dillerini öğret!» dedi.
Ne yapsa adamı istediğinden vazgeçiremeyeceğini anlayan Mûsâ aleyhisselam, onun son talebini kabul etti. Ancak:
«−Aklını başına al da bu sır okyanusunda boğulma!» diye îkazda bulundu.
Adam sabahleyin: «Bakalım sâhiden şu hayvanların dillerini öğrendim mi?» diye denemek için kapı eşiğinde durup bekledi.
O sırada hizmetçi kadın, sofra örtüsünü silkelerken bir parça bayat ekmek yere düştü.
Orada bulunan horoz, bu ekmek parçasını hemen kaptı. Köpek ona:
«−Sen bize zulmettin! Çünkü sen buğday tanesi de yiyebilirsin. Hâlbuki ben yiyemem! Niçin benim nasibim olan şu ekmek parçasını kapıyorsun?» dedi.
Horoz ise köpeğe:
«−Dert etme! Yarın ev sahibinin atı ölecek, sen de doya doya et yersin!» dedi.
Horozun, gâipten bir haber verdiğini zanneden ev sahibi bu sözleri duyunca, hemen atını sattı. Horoz da köpeğe karşı mahcup oldu.
Horozla köpeğin bu menfaat çatışması üç gün boyunca devam etti. Birinci gün at, ikinci gün katır ve üçüncü gün kölesinin öleceğini, horozun konuşmasından öğrenen efendi, ölmeden evvel atını sattığı gibi, katırını ve kölesini de -uyanıklık yaptığını düşünerek- satıp elinden çıkardı.
Böylece köpek, hiçbirinden umduğu menfaate kavuşamadı. Horoz her seferinde köpeği kandırmış oldu. Olanlar yüzünden üç defa mahcup duruma düşen horoz, nihâyet dördüncü gün köpeğe dedi ki:
«–Gerçek şu ki, o açıkgöz efendi güyâ malını kaçırdı. Fakat bu davranışı ile kendi kanına girdi. Artık yarın kendisi ölecek! Mirasçıları da feryâd ü figān edecekler. Bir öküz kesilecek, bundan herkes istifâde edecek; biz de, sen de!..
Atın, katırın ve kölenin ölümleri, bu ham adamın başına gelecek kötü kazânın siper ve kalkanıydı. Fakat o, malın ziyânından ve zarara uğrama derdinden kaçtı da kendi kanına girdi.»
Adam, horozun bu lâflarına kulak kabarttı. Duyduğu hakîkat karşısında beti-benzi sarardı. İçine müthiş bir kor düştü. Soluğu Hazret-i Mûsâ’nın yanında aldı ve ona:
«−Ey Kelîmullâh! Feryâdıma yetiş ve ıztırâbımı dindir!» diye yalvarmaya başladı.
Mûsâ aleyhisselam dedi ki:
«−Sen boyunu aşan işlere girdin. Şimdi de çıkmazlarda dolaşıyorsun. Sen o hayvanları satmakla kazançlı çıkacağını mı sanıyordun?! Kader ve kazânın sırrını zorlamamak gerektiğini, sana ısrarla söylemiştim. Akıllı kişiye, sonda görülecek şey önceden görünür; ahmağa da sonunda! Lâkin iş işten geçmiş olur. Mâdem ticaret ve satış işinde iyice usta oldun; şimdi canını sat da kurtul bakalım!»
Adamın büyük bir pişmanlıkla yalvarması üzerine Hazret-i Mûsâ aleyhisselam:
«−Ok yaydan fırlamış artık! Onun geriye dönmesine imkân yoktur. Ancak lûtuf sahibi Hak’tan dilerim ki, ölürken îmanlı gidesin!» dedi.
Mûsâ aleyhisselam, Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etti. Böylece adamın canı mukâbilinde îmanla göçmesi, Kelîmullâh’ın duâsı bereketiyle müyesser oldu. Ayrıca Allah Teâlâ, Hazret-i Mûsâ’ya:
«−Yâ Mûsâ! Dilersen onu dirilteyim...» buyurunca, Mûsâ u:
«–Yâ Rabbi! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun! Sen onu öbür dünyada, o aydınlık ve yüce âlemde dirilt! Çünkü orası ebedîdir, kazâ ve kader sırlarının ortaya çıktığı yerdir!» dedi.”
Hisse:
İnsanoğlu için gayb muhtevâsında bulunan kader sırrını mahdut bir akılla idrâk etmek de îzâh etmek de imkânsızdır. Fakat bu gizlilik, kul için bir mahrumiyet değil, bilâkis büyük bir nîmettir.
Meselâ bir insan, bir yıl sonra öleceğini öğrense, aklî ve rûhî dengesi alt üst olur, hayatın tadı tuzu kalmaz, âdeta bir yerine bin defa ölüp ölüp dirilir. Hâlbuki üç gün sonra öleceğinden habersiz yaşayan bir insan, daha huzurlu, sâkin ve mutludur.
Ayrıca insan, bazen kendisi için hayırlı olmayan şeyleri de hırsla ister durur. Hâlbuki arzuladığı şey, belki de kendisini helâke götürecektir. Bundan dolayıdır ki kazâ ve kader hususunda kul için en hayırlı olan; takdîr-i ilâhîye teslîm olup gönül huzurunu korumaktır.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları