Kâbe Neden Mukaddestir?

Hac ve Umre

Kâbe’nin kudsiyeti, Allah’ın şiarı oluşu, tavaf ibadeti ve İslâm’daki mânevî değeri ele alınıyor.

Hac ve umredeki tavaf ibâdetinin de merkez noktası olan Kâbe-i Muazzama, Allâh’ın evidir. Bu ev ifadesi elbette, mânevî ve mecâzî bir mâhiyettedir.

KÂBE’NİN KUDSİYETİ NEREDEN GELİR?

O’na yalvarmak, kapısında af dilemek, gözyaşlarıyla tevbe ve istiğfâr etmek için lutfedilmiş en mübârek mekândır. Mescid-i Haram’da işlenen ibâdetlere 1’e 100.000 ecir va‘dedilmiştir. (İbn-i Mâce, İkāme, 195; Ahmed, III, 343, 397)

Tevhîde çok büyük ehemmiyet gösteren, şirke en küçük bir taviz dahî vermeyen dînimizde; Kâbe, Haceru’l-esved, Arafat, Müzdelife ve benzeri mekânların kudsiyeti, Cenâb-ı Hakk’ın onları birer şiar kılmış olmasından neş’et eder.

Nebîler Silsilesinde yaşanan aziz hâtıraları bünyesinde barındıran bu mukaddes mekânlar, Allâh’ın af ve inâyeti için birer remiz, birer semboldür. Asla bu mekânların ve bu mekânlardaki binaların fizikî varlıklarına, şiâr olma hakikatinin ötesinde bir kudsiyet isnâd edilmez.

Hâsılı; Secde, rükû, tavaf ve istilâm, bu ibâdetlerin hepsi Allâh’adır. Cenâb-ı Hakk’ın tespit ve tayin buyurduğu şiarlara teveccüh edilerek yapılmasını yine Cenâb-ı Hak emretmiştir. Âyet-i kerîmede buyurulur:

“Doğu da Allâh’ındır batı da. Nereye dönerseniz Allâh’ın yüzü (Zâtı) oradadır...” (el-Bakara, 115)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık