Japonya’da Bir Hidâyet Öyküsü
Japonya’da Müslüman bir grup arkadaşın sergilediği örnek davranış ve beraberinde getirdiği ibretlik bir hidayet hikayesi. Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
Şu an hafızlık eğitiminde gayet güzel devam eden emekli bir imam, şöyle anlatıyor:
“İki yıl Japonya’da çalıştık. Bu seyahatte iki arkadaş, yol üzerindeki bir marketten alışveriş yaptık. Oradan ayrılıp çalıştığımız yere geldiğimizde fark ettik ki kasada bulunan kadın bize yanlışlıkla 20 dolar fazla vermiş. Arkadaşlarıma dedim ki: ‘Hemen geri dönmeli ve bu parayı iade etmeliyiz.’ Çevremiz itiraz etti: ‘Olur mu böyle şey, 20 doları iade etmek için 150 dolar masraf yapacaksınız!’ dediler.
Ama biz dedik ki: ‘Kul hakkı affedilmeyecek bir haktır, kıyamete kalır.’ Bir hareketle geri döndük, yola devam ettik, alışveriş yaptığımız markete gittik. Bizi karşıda gören kasiyer kadıncağız çok sevinmişti. Miktar az idi belki ama iş yerinde karşılaşacağı töhmet onu bir hayli terletmişti. Bu yüzden bize ziyadesiyle teşekkür etti.
Ardından merakla sordu: ‘Hemen dönmediniz, aradan bir hayli zaman geçti. Acaba neden geldiniz?’ Mesafeyi söyledik. Hayret etti: ‘Onca yol, 20 dolar iade için 150 dolar masraf yaptınız! Size bunu yaptıran nedir?’
Dedim ki: ‘Biz Müslümanız. Kul hakkının üzerimizde kalmaması için, ne kadar uzakta olursa olsun dönmemiz gerekiyordu. Yüce dinimiz bize böyle emretti.’
Kasiyer kadın merakla sordu: ‘Sizler kimlersiniz, nereden geldiniz?’ Japonların Osmanlı’yı iyi tanıdıklarını bildiğimiz için şöyle cevap verdik: ‘Biz Osmanlı torunlarıyız. İslam’a hizmet etmiş bir milletiz. Türkiye’deniz.’
Kasiyer kadın birden duygulandı: ‘Peki sizin dininizi anlatan bir kitap var mı elinizde?’ dedi. Yanımızda İngilizce tercümesi bulunan bir Kur’an-ı Kerim vardı. Onu kendisine takdim ettik. Belki ihtiyacı olur, soracağı bir şey olur diye telefonumuzu da verdik.
Bir ay veya bir buçuk ay sonra bu kadıncağız bizleri aradı. Ağlıyordu: ‘Ben aradım, dini buldum. Sizin örnek davranışınızı hiç unutmadım. Ayrıca sizden aldığım Kur’an-ı Kerim’i okudum. Okudukça açılan gönlüm şimdi hiç hissetmediğim manevi duygular ve huzur ile doldu. Artık Müslüman olmaya karar verdim. İslam’a girmek için ne yapmalıyım?’ dedi.
Sevgiyle tebrik ettik. Ardından o bölgedeki din işleri başkanlığına gönderdik. Onu bir imam ile irtibatlandırdık. Onun huzurunda kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu.
Bir günden sonra bize hediye ettiğimiz Kur’an-ı Kerim’i nereden temin ettiğimizi sordu. Öğrendi. O günden sonra Kur’an-ı Kerim hediye etmeyi kendisine vazife edindi. Her tarafa Kur’an-ı Kerim hediye etmeye karar verdi.
İnsanlar karaktere ve şahsiyete hayran olurlar. İslam’ı tebliğ etmek, hidayete vesile olmanın en bereketli yolu; istikamet üzere hâl ve davranışlarla örnek olmaktır. Bu hadiseden gördük ki ülkemizde ve bütün dünyada nice insanlar hidayete muhtaç. Kendilerine vesile olacak bir davet, bir örnek, bir güzel çağrı bekliyorlar.
Yani bugün en büyük görev, insanların beklediği daveti yapmak; meşveret edenleri irşat etmek, irşat bekleyenleri irşat etmektir.