İstihareyle Başlayan Manevî Yol

RÖPORTAJ

Nevşehirli âlim ve gönül eri Cemil Usta Hoca ile yapılan bu röportajda, çocukluk yıllarından bugüne uzanan mânevî yolculuğunu; istihareyle başlayan bu yolun teslimiyet, edep ve istikametle nasıl kemâle erdiğini dinliyoruz.

Bu röportajda, Nevşehirli âlim ve gönül eri Cemil Usta Hoca, çocukluk yıllarından başlayarak istihareyle açılan mânevî yolculuğunu; teslimiyet, edep ve istikamet ekseninde samimiyetle anlatıyor.

BU YOLUN ANA SERMAYESİ NEDİR?

Öncelikle okuyucularımızın sizleri tanıması için bizleri hayat hikâyenizi anlatabilir misiniz? Çocukluğunuz, gençliğiniz, eğitim-iş hayatınızdan bahsedebilir misiniz?

Çocukluk, Tahsil ve Hizmet Yılları

Efendim bendeniz, 15.10.1953 tarihinde Nevşehir'in Karapınar kasabasında doğmuşum. İlkokulu Karapınar'daki ilkokulda okuyarak tamamladım. Daha sonra rahmetli pederim Hafız Necip Usta Hoca Efendi’den hafızlık eğitimi aldım.

Hafızlığımı babamın yanında tamamladıktan sonra 1970 yılında Nevşehir'e geldim. Nevşehir'de sırasıyla Hamit Dileyici Hoca ve Osman Yılmaz Hoca'dan eğitimler aldım. Hamit Hoca'nın yanında hafızlığımı kavileştirdikten sonra Osman Hoca’nın yanında Arapça ve Fıkıh üzerine derslere devam ettim.

1990 yılında İmam Hatip Lisesi'ni dışarıdan bitirdim. Açık Öğretim Fakültesini kazanarak ön lisans diplomasını da 2001 yılında başarı ile tamamlayarak aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı camilerde 26 yıl İmam Hatip olarak görev yaparak 2002 yılında emekli oldum. Şu anda Nevşehir’de Mahmut Sami Ramazanoğlu Vakfı’nda Hüdayi hizmetlerine devam etmekte ve Üftade Kız Kur'an kursunda hafızlarla ilgilenmekteyim.

Manevi yol ile nasıl tanıştınız?

İstihareyle Açılan Manevî Yol

350 Evler Camisinde imamlık yaptığım dönemde Rahmetli İrfan Demirhan Hocamız vardı -Allah mekânını cennet eylesin- Bir gün bana dedi ki:

“- Evladım, Musa Efendimiz buraya gelecek. Dersleri kontrol edecek, dersler verecek. Sen bir istihare yap, nasibinde ne varsa görelim. İnşallah seni Musa Efendimizle tanıştıralım, sana da bir ders alalım.”

Ben de hocamın sözü üzerine istihareye yattım. İstiharemde elime bir kitap verdiler. Kitabı sağından solundan çeviriyorum ama ne olduğuna dair gönlüme tam bir mânâ doğmuyor. Uyandım, üzerinde durdum ama hikmetini anlayamadım.

Sabah çarşıya çıktığımda rahmetli Osman Yılmaz Hocamızla karşılaştım.

“- Gel buraya” dedi. Beni bir kitapçıya götürdü. Rafları göstererek:

“- Oradan bir Emsile indir” dedi. Kitabı alıp elime verdi.

İşte o an içime bir ürperti düştü. Çünkü gece istiharede de elime bir kitap verilmiş, onu çevirip duruyordum. Kimseye bir şey söylemeden camiye döndüm. Rahmetli İrfan Hocaya gördüklerimi anlattım.

“- Tamam” dedi, “senin yolun açılmış. Arapçaya başlayacaksın.”

Zaten dersler de başlamıştı. Osman Hocamız bizi Emsile, Bina, Maksud ile yani ilmin temelinden başlattı. Elif’ten başlayan yol, gönülde başka kapılar açmaya başladı.

Aradan bir sene geçti. Yine İrfan Hocamız dedi ki:

“- Musa Efendimiz Nevşehir’e geliyor. Bir daha istihare yap.”

Yattım. Gördüklerimi hocama anlattım.

“- Tamam” dedi, “yarın Efendimize beraber gidelim.”

Kemikkıranların evinde buluştuk ve birlikte Musa Efendimizin huzuruna vardık. Musa Efendimiz bana dönüp:

“-İstihareyi anlatın.” buyurdu. Anlattım.

“- Maşallah, maşallah” dedi ve tam ders verdi.

İşte böyle… Allah’ın lütfuyla, istihareyle başlayan bu yol, bizi bu yolun büyükleriyle, güzelleriyle buluşturdu. O günden bugüne de hamdolsun, edeble, hizmetle, nasip oldukça bu yolda yürümeye devam ediyoruz.

Sami Efendimiz ile tanışıklığınız oldu mu ondan bahsedebilir misiniz?

1979 senesiydi. O vakitler ders almıştım, Sami Efendimiz hayattaydı. Rahmetli İrfan Hocamız bir gün dedi ki:

“- Evladım, biz İstanbul’a gidiyoruz. Seni de götürelim. İnşallah Sami Efendimizi ziyaret ederiz.”

Ben de büyük bir sevinç ve edeble, “Tamam hocam” dedim.

Buradan otobüse bindik, İstanbul’a vardık. Erenköy’e gittik. Sami Efendimizin evine ulaştığımızda, henüz evde olmadığı söylendi. Bir müddet bekledik. Derken bir araba geldi. Sami Efendimiz arabadan indi.

O an gördüğüm hâl hâlâ gözümün önündedir. Efendimiz arabadan iner inmez, ağaçlardaki kuşlar sanki onu tanır gibi, gelip başının üzerine üşüştüler. O hâl ile Efendimiz sessizce evine doğru yürüdü ve içeri girdi.

Bizler de kardeşlerle birlikte, edeple, sırayla önünden geçtik. O an gönlümüze düşen hâli kelimelerle anlatmak zor. Ama işte o ziyaretle, o nazarla, Allah’a hamdolsun Mahmud Sami Efendimizi tanımış olduk.

Musa Efendimiz ile olan hatıralarımızdan bahsedebilir misiniz?

Musa Efendimizle esasen ders alırken tanıştık. Ama ondan önce de Nevşehir’e teşrif ettiği zamanlarda kendisini tanıyorduk. O gelişlerinde Kur’an-ı Kerîm tilavetlerini fakire yaptırırlardı. Yani gönül bağı dersten önce kurulmuştu, ama dersle birlikte bu bağ daha da derinleşti.

Ders almaya başladığımızda ilk dikkatimi çeken hâllerinden biri, ders kâğıdını nezaketle katlayışıydı. Her işi bir ölçüyle, bir intizamla yapardı. Sonra bana dönüp:

“- Ne iş yapıyorsunuz?” diye sordu.

“- İmam Hatibim Efendim” dedim.

“- İyi, güzel.” buyurdu.

Ama asıl gönlümüze dokunan, oturuşu, kalkışı, hâli ve hareketlerindeki nezaket oldu. Öyle bir edep vardı ki, insan bakarken bile ders alıyordu. Sessizdi ama hâliyle konuşuyordu.

Medine’ye gittiğimiz bir zamanda da birlikte olduk. Gönenli Mehmed Efendi, Abdurrahman Gürses Hocaefendi ve Musa Efendimizle birlikte Medine’de bir öğle yemeği nasip oldu. O sofranın bereketi, o meclisin huzuru hâlâ gönlümüzde durur.

Zaman zaman buraya geldiğinde ya da bizim İstanbul’a gittiğimiz vakitlerde de tanışıklığımız devam etti. Bizi tanır, hâlimizi sorardı. Hakikaten çok mübarek, çok ince ruhlu bir Allah dostuydu.

Bir defasında buraya bir ziyaret için gelmişti. Yer, bir un fabrikasıydı. Orada Musa Efendimiz oturdu ama konuşmadı. Biz arkadaşlarla mevlid okuyorduk. Geldi, “Selâmün aleyküm” buyurdu. Biz de selamını aldık. Bir müddet sükût ettiler. Ne fazladan bir söz söylediler ne de hâli bozacak bir hareket yaptılar. Sonra sessizce kalkıp gittiler. İşte Musa Efendimiz böyleydi… Nazik, edepli, sükûtu kelâmdan üstün olan, hâliyle terbiye eden mübarek bir Allah dostuydu.

Merhum Savcı Mehmet Temiz ağabeyi ve diğer vefat eden vazifeli ağabeylerle olan hatıralarınızdan bahsedebilir misiniz?

Nevşehir’de görevli olarak Savcı Mehmet Temiz abimiz ile Hüseyin Yücebaş abimiz bulunurdu. Uzun müddet birlikte hizmet ettiler. Gerek Hüseyin abi, gerekse Savcı abimiz; yolumuza gönülden bağlı, büyüklerimizi çok seven, hizmetten geri durmayan kimselerdi.

Bu yolumuzda, bilhassa Nevşehir’imizde hayırlı hizmetleri oldu. Sessizce, gösterişten uzak ama bereketli işler yaptılar. Öyle insanlardı ki, yanlarına varıldığında insanın eli değil, gönlü öpülmek isterdi. Hakikaten kâmil, edepli ve güzel insanlardı.

Bu sebeple her ikisini de rahmetle yâd ediyoruz. Rabbim kendilerine rahmetiyle muamele eylesin, yaptıkları bütün hizmetleri kat kat mükâfatlandırsın. Bu yola verdikleri emekleri, ahirette kendilerine ikram eylesin.

Allah onlardan razı olsun.

Hocam yolda olan kardeşlere ne tavsiye edersiniz?

Teslimiyet ve İstikamet Tavsiyesi

Yoldaki kardeşlerimize her zaman şunu söylüyoruz:

Bu yolun ana sermayesi teslimiyet ve istikamettir. Teslimiyet olmadan yol olmaz, istikamet olmadan bereket olmaz.

Onun için kardeşlerimize seherlere çok dikkat etmelerini söylüyoruz. Yediklerine, içtiklerine dikkat etmelerini hatırlatıyoruz. Ama zaman zaman şunu da işitiyoruz:

“Abi sabah namazına kalkamıyorum.”

Ben de diyorum ki:

“- Akşam yatmasını bilmiyorsunuz. Akşam erkenden yatarsanız, Allah’ın izniyle sabaha da kalkarsınız.”

Asıl mesele budur. Büyüklerimizin bize söylediği gibi; sohbete devam edecek, dersini usulüne uygun çekecek, seher vaktini ihmal etmeyecek. Günlük hayatında da arkadaşlarına, çevresine, yediğine içtiğine dikkat edecek. Haram-helal hassasiyeti olacak, helal lokmaya sarılacak. İşte o zaman kalp tasfiye olur, nefis tezkiye olur. İnsan bu yoldan azami derecede istifade etmeye başlar.

Çünkü kardeşlerim, bugün haramlar her tarafta yayılmış durumda. Adeta her tarafımızı sarmış. Ama Allah’ın emirleri insanların vicdanına terk edilmiş. Ezan-ı Muhammedî okunuyor; ister namazını kılar ister kılmaz, “kendi bilir” deniyor. Ama elektriğin parasını yatırmazsan ceza var, suyun parasını yatırmazsan ceza var, bunlar ihmal edilmiyor.

Namazı kılıp kılmamak ise insanın vicdanına bırakılmış.

İşte böyle bir zamanda yaşıyoruz. Haramların bu kadar açık olduğu, Allah’ın emirlerinin ise vicdanlara terk edildiği bir dönemde; Kur’ân’a, Sünnet’e, bu yolumuzun sohbetine ve seherine dünden bugüne çok daha fazla muhtacız.

Allah bizi teslimiyetten ve istikametten ayırmasın. Bu yolda sebatla yürüyebilmeyi hepimize nasip eylesin. Âmin.

Hocam sizden okuyucularımız adına bir dua istirham ediyoruz.

Rabbim bizleri nefsimize ve şeytana uydurmasın. Zamanın fitnesinden, olumsuz hâllerinden kardeşlerimizi muhafaza buyursun. Bu yolumuzdan ahirete irtihal eden bütün büyüklerimize, geniş ikramlarıyla, gani gani rahmetiyle muamele eylesin. Hayatta olan kardeşlerimize de bu yoldan hakkıyla istifade edebilme imkânı ihsan eylesin.

Rabbimiz nefsimizi de nefsimizin şerrinden muhafaza buyursun. Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa beni nefsimle baş başa bırakma” buyuruyor. Nefis meselesi çok mühim bir meseledir. Bu nefsi emmare hâliyle insana kötülüğü emreder… Bizim bu yolda gayemiz, nefsin mertebelerini aşarak hiç olmazsa mutmainne makamına ulaşabilmektir. Bu yolun bizim için en önemli hedeflerinden biri de budur. Nefsi mutlaka bir mutmainne makamda tutmak, dizginlemek gerekir. Çünkü toprağın altı var, ölüm var. Eğer nefsi emmare hâlinde yakalarsa insanı, hâli zor olur. Ama nefis raziye, marziye kıvamına erişirse, işte o zaman Allah Teâlâ kulunu cennette misafir eder. Kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olur, hesabı kolay olur.

Aslında bu yolun ana gayesi de budur: Kur’ân’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak. Kur’ân ve Sünnet’i öğrenmek ve onu hayata tatbik edebilmek. Zaten dünyanın tamamı bir marifetullah okulu demektir. Bizler de bu okulun, bütün acziyetimiz ve gafletimizle beraber talebeleriyiz.

İnşallah Rabbim bizlere bu mektepten yüz akıyla mezun olmayı, güzel bir şehadetnâme almayı nasip eylesin. Başta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere, büyüklerimizle, kardeşlerimizle cennette buluşmayı lütfetsin.

Rabbimiz kusurlarımızı, günahlarımızı affeylesin. Bizleri bu yolda fenâ fillah, fenâ fir-Resûl güzelliğiyle buluştursun. Dualarımızı kabul eylesin, günahlarımızı bağışlasın ve bizleri cennette cem eylesin.  Âmin.

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 479