İslam'da Selâm Nedir ve Kimlere Verilir? Selâmlaşma Adâbı Nedir?

İSLAM

Selâm nedir? Ne zaman ve nasıl meydana gelmiş ve müminlere öğütlenmiştir? Selâmın adâpları nelerdir?

Arapça’da “barış, esenlik ve selamet” gibi anlamlara gelen selam kelimesi, ilk insan ve ilk peygamber Âdem’den (a.s.) beri vardır: “Allah Ademi yarattığı vakit, git şu oturan meleklere selam ver, selamını nasıl karşılayacaklarını dinle. Çünkü senin ve çocuklarının selamı o olacaktır. Bunun üzerine Adem (a.s.) meleklere: “Esselamü aleyküm” dedi. Melekler de: “Esselamü aleyke ve rahmetullah” karşılığını verdiler. Onun selamına ve “rahmetullah”ı ilave ettiler.”1

Selam aynı zamanda Allah’ın isimlerinden birisi2 olduğu gibi Cennetin isimlerinden de birisidir. وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ “Allah, esenlik yurduna (dâru’s-selam) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.”3

Selam kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de değişik anlamlarının yanı sıra, insanların birbirine selamı4, meleklerin insanlara selamı5, cennetliklerin birbirlerine selamı6 gibi kullanımları da vardır.

SELÂMIN VERİLİŞ ŞEKLİ

Selam verildiği zaman daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık vermek gerekmektedir. Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيباً“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”7

Allah Teâlâ, başkasının evine girerken izin alınıp selamla girilmesini tavsiye etmektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.”8

Yine Allah Teâlâ, evlere girilirken bereket, esenlik ve güzellikler dileyerek girilmesini tavsiye etmektedir:

فَإِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ“Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selâm verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.”9

Hz. Peygamber de bir hadislerinde selamın farklı şekilleri olduğunu ve her bir selamın farklı sevap getirisi olduğunu belirtmektedir: Peygamber’e (s. a. v.) bir adam geldi ve: “es Selamü aleyküm” dedi. Peygamber (s. a. v.) onun selamına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Peygamber (s. a. v.): “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da: “es Selamü aleyküm ve rahmetullah” dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selamın aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Peygamber (s. a. v.): “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam daha geldi ve: “es Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh” dedi. Hz. Peygamber de o kişiye selamının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Rasûlullah: “Otuz sevap kazandı” buyurdular.10

SELÂMLAŞMADA ADÂB NEDİR?

1- Mü’minlerin bulunduğu yere girildiğinde ve oradan ayrıldığında selam vermek.

Rasûlüllah (s.a.v.) “Sizden biriniz meclise geldiği zaman selam verdiği gibi, ayrılırken de selam versin. Çünkü birinci selam sonrakinden daha faziletli değildir.”11 buyurdu.

2- Gayri müslimlerle karşılaşıldığında, önce onların selam vermesini bekleyerek, selamlarından sonra “ve aleyküm” demek,

Rasûlüllah (s.a.v.) “Yahudi ve Hırıstiyanlara öncelikle siz selam vermeyin.”12 “Kitab ehli olanlar size selam verdiklerinde ‘ve aleyküm’ deyin”13 buyurdu.

3- Müslümanların olduğu bir yerde tanıyıp tanımamaya bakmadan herkese selam vermek yani toplumda selamı yaygınlaştırmak,

Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın haber verdiğine göre bir adam Rasûlüllah’a (s.a.v.) gelerek “İslamın emirlerinden hangisi daha hayırlıdır?” dedi. Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yemek yedirmen, tanıyıp tanımadığın herkese selam vermendir.”14

Bir başka hadiste ise Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Selamı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alakanızı ve yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız ki bu yüzden selametle cennete giresiniz.”15

Tufeyl b. Ubey b. Kâb, sahabenin ileri gelenlerinden Abdullah b. Ömer’in, hiç işi olmadığı halde sırf insanlara selam vermek için çarşıya pazara çıktığını bildirmektedir.16

4- Selamlaşmada; küçük olanın büyüğe, sayı itibariyle az olanın çok olanlara, yürüyenin oturana, binit üzerinde bulunanın yaya olana selam verme adabına riayet etmek,

Rasûlüllah (s.a.v.) “Binitli olanın yaya yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selam verir”17 buyurdu. Ayrıca Buhârî’nin bir başka rivayetinde “küçük büyüğe”18 ilavesi vardır.

Selam konusunda böyle bir âdâb olmakla birlikte selam vermeye teşvik sadedinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’a en yakın (hayırlısı) olan kişi en başta selam verendir.”19 buyurdu. Bir başka rivayette iki kişi karşılaştıklarında hangisi ilk önce selam vermesi gerekir diye Rasûlüllah’a (s.a.v.) sorulunca “Allah’a en yakını (hayırlısı) olanı”20 diye cevap verdi.

5- Fesat çıkarmayacaksa, akraba kadınlarla da selamlaşmak.

Sehl b. Sad’ın haber verdiğine göre o şöyle demiştir: “(Medine’de) İhtiyar bir kadın vardı, Cuma namazından sonra yanına uğrardık ona selam verirdik o da bize yemek ikram ederdi.”21

Ebû Talib’in kızı Fâhıne Ümmü Hânî’nin Rasulül­lah’a selam verdiği rivayetlerde geçmektedir.22 Ayrıca Rasulüllah, mescidde oturan bir grup kadına eliyle işaret ederek selam vermiştir.23

6- Çocuklarla da selamlaşmak.

Hz. Enes (r.a.) çocuklara rastladığı zaman onlara selam verir ve Rasûlüllah’ın (s.a.v.) da böyle yaptığını belirtirdi.24 Ayrıca Enes’e, Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Yavrucuğum, ailenin yanına girdiğinde selam ver ki sana ve ev halkına bereket olsun.”25

7- Selam verirken ve alırken sesimizi çok yükseltmemek ve kısmamak.

Sahâbiden Mikdâ’ın ifadesine göre Rasûlüllah (s.a.v.) “Uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanlara işittirecek şekilde selam verirdi.”26

8- Selam vermek için fırsat kollanılmalı ve âdeta bahane bulunmalıdır: “Sizden biriniz din kardeşine rastlarsa ona selam versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar, taş girer de tekrar karşılaşırlarsa yine selam versin.”27

Müslümanın, Müslüman üzerinde haklarından birisi de selamına icabet etmektir. Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir. Selam almak, hasta ziyaret etmek, cenazenin arkasından yürümek, davete icabet etmek, aksırana elhamdülillah derse yerhamukellah demek.”28

Bütün bunlarla beraber belki de selamın en önemli fonksiyonu insanlar arasında birlik beraberlik ruhunu geliştirmesi ve canlı tutmasıdır: Böyle olan bir toplumda birbirlerini sevecek, Allah da onlara cennet kapılarını açacaktır. “Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız takdirde sizin birbirinizi seveceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”2

Dipnotlar: *Aksaray Üniversitesi, İslâmî İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi 1) Buhârî, Enbiya, 1 (6227); Müslim, Cennet, (2841). 2) Haşr, 59/23. Allah’ın isminin geçtiği bu âyetler sabah akşam okunması tavsiye edilmektedir: “Kim sabahleyin, üç kere Eûzübiiâhimine’ş-şeytânirracîm dedikten sonra, Haşr sûresinin son âyetlerini okursa, Allah o kişi için akşama kadar dua edecek yetmiş bin melek görevlendirir. O gün ölürse şehittir. Kim bu âyetleri akşam okursa aynı mukâfatları alır.” Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’an, 22 (2922); Dârimî, Fedâilu’l-Kur’an, 22; İbn Hanbel, el-Müsned, V, 26, III, 21. 3) Yunus, 10/25; ayrıca bkz, En’am, 6/127. 4) Nisâ, 4/94; En’am, 6/54. 5) Râd, 13/24; ayrıca bkz, Nahl, 16/32; Furkan, 25/75; Zariyât, 51/25. 6) Yunus, 10/10; ayrıca bkz, A’râf, 7/46. 7) Nisâ, 4/86. 8) Nûr, 24/27. 9) Nûr, 24/61. 10) Ebû Dâvûd, Edeb, 132 (5195); Tirmizî, İsti’zan, 2 (2689). 11) Ebû Dâvûd, Edeb, 138 (5208); Tirmizi, İsti’zan, 15 (2706). 12) Müslim, Selam, 13 (2167). 13) Buhârî, İsti’zan, 20 (6258); Müslim, Cihad, 116 (2163). 14) Buhârî, İman, 20 (12); Müslim, İman, 63(39). 15) Tirmizi, Kıyame, 42 (2485). 16) Mâlik, Muvatta’, Selam, 6 (1726); Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 1006. 17) Buhârî, İsti’zan, 5 (6232); Müslim, Selam, 1 (2160). 18) Buhârî, İsti’zan, 4 (6231), İsti’zan, 7 (6234). 19) Ebû Dâvûd, Edeb, 133 (5197). 20) Tirmizî, İsti’zan, 6 (2694). 21) Buhârî, İsti’zan, 16 (6248). 22) Müslim, Hayz, 70 (336). 23) Ebû Dâvûd, Edeb, 137 (5204); Tirmizî, İsti’zan, 9 (2697). 24) Buhârî, İsti’zan, 15 (6247); Müslim, Selam, 15 (2168). 25) Tirmizî, İsti’zan, 10 (2698). 26) Müslim, Eşribe, 174 (2055). 27) Ebû Dâvûd, Edeb, 135 (520). 28) BuhârÎ, Cenâiz,, 2 (1240); Müslim, Selam, 4 (2162). 29) Müslim, İman, 93 (45).

Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karabacak, Altınoluk Dergisi, 2014 - Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 040