İslam Medeniyetinde İlim, Ahlak ve Maneviyatın Önemi
Günümüz dünyasında sadece teknik bilgiye dayalı tahsil, gerçek bir olgunluk ve vicdani derinlik kazandırmak için yeterli midir? İslam medeniyetinin temel değerleri ile maneviyatı birleştiren hakiki bir ilim anlayışının toplum ve karakter inşasındaki hayati rolünü Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
İslamiyet en büyük bir kültür ve büyük bir medeniyettir. Bu medeniyetin sahibi Cenab-ı Hak'tır. Onu inşa eden Resûlullah Efendimizdir. Bu medeniyetin ana kitabı Allah'ın kelamı Kur'an-ı Kerim'dir. "Onda ağaçlar kalem, deryalar mürekkep olsa yazıp bitmeyen sonsuz hikmet, marifet ve ilim vardır" buyruluyor (Lokman, 27). Nice ilmi mucizeleri Kur'an-ı Kerim göstermektedir. Kur'an önde gider, ilim de onun arkasından devam eder, emekler. Yine bu medeniyetin temelinde sünnet-i seniye vardır. Kur'an-ı Kerim ve sünnet rehberliğinde o medeniyetin muazzam âbideleri yükselmiştir. Cihanın yetiştiği en muazzam müçtehitler, müfessirler, muhaddisler, mutasavvıflar vardı. Dünyevi icat ve keşiflerin birçoğunda İslami âlimlerin, seyyahların ve mimarların imzaları vardır.
Bu Kültürü Sizler Devam Ettireceksiniz
İnsanımızı bu kültürden mahrum etmek büyük bir hüsrandır. Onun için bu kültürü inşallah sizler devam ettireceksiniz. Dünyadaki diğer kültürler nakıs akılların kurduğu sistemlerdir. O sistemlerin tatbikatını görüyorsunuz; bir zulümden daha öte bir şey değil. Demek ki şurada eğer kalpler vahiyle buluşmuyorsa o ilmin, Resûlullah Efendimiz ifadesiyle "fayda vermeyen bir ilimden ya Rabbi sana sığınırım" (Tirmizi, Daavat, 68) buyuruyor. Bu Gazze hadisesi bütün tahsil âlemini bir ayna tutmuştur. Gazze'de müminler imanlarının bedelini ödemektedir. Kâfirler ise nasıl bir vicdan yoksulluğuna düçar olduklarından ve pervasızca işledikleri zulmü bütün dünya seyrediyor. Güya onların çoğu yüksek tahsilli.
Davranışlara İstikamet Vermeyen İlim Kuru Bir Hammallıktır
Gerçek tahsil, ilmi zihne depolamak değil. Mühim olan ilmin gerektiği olgunlukta bir şahsiyet ve karakter sergileyebilmektir. Aksi halde davranışlara istikamet vermeyen bir ilim, kuru bir hammallık ve faydasız bir yorgunluktan başka bir şey değildir. Resûlullah (s.a.v.) öyle bir ilim hakkında "fayda vermeyen ilimden Allah'a sığının" (Tirmizi, Daavat, 68) buyuruyor.
Maneviyat Olmadan Dünyevi Tahsilin Nasıl Neticeler Verdiğine Dair Korkunç Bir Hadise
Geçtiğimiz sene maneviyat olmadan dünyevi tahsilin nasıl neticeler verdiğine dair bir hadise; kendi memleketimizde bebekleri, minik bebekleri para kazanma uğruna ölüme terk eden bir çeteyle karşılaştık. Ne yazık ki tıp tahsili yapmış, hastaneleri açmış fakat çocuk celladı olmuş. Hukuk tahsili yapmış fakat vicdani hisleri dumura uğramış kimseler de bir cinayet şebekesine ortak olmuş, onları müdafaa ediyor, onlara avukatlık yapıyor. Bu sebeple dünyevi tahsili, uhrevi tahsille mezcetmek zaruridir. Gerçek kulluk, Cenab-ı Hakk'ı kalpte tanımak yani marifetullahtan nasip alabilmekle başlar. Diğer bir ifadeyle takva hayatı yaşamakla gerçekleşir. Takva ise nefsani arzuları bertaraf edip ruhani istidatları inkişaf ettirerek ilahi müşahedenin, ilahi kameranın altında olduğumuzu kalpte daim bir idrak ve şuur haline gelebilmektir.