İnsan Gaflet Uykusundan Nasıl Uyanır?

TEFEKKÜR

Kur’an ayetleri ışığında gafletin belirtilerini, dijital çağın etkilerini ve kalbi diri tutmanın yollarını öğrenin.

Eski vaazlarda şu dua çok işitilirdi: “Cenâb-ı Hak bizi nevm-i gafletten ikaz buyursun.” Yani Rabbimiz bizi gaflet uykusundan uyandırsın. Gafleti uyku ile anlatmak çok anlamlıdır, çünkü uyuyan insan görmez, duymaz, cevap vermez. Yanında konuşulanı işitmez. Önünden, arkasından geçenleri fark etmez. Kendisine yaklaşan tehlikeyi sezmez.

Gaflet uykusu bedenin dinlenmek için girdiği tabii uykuya benzemez. Daha derin, daha sinsi ve daha tehlikeli bir uykudur. İnsanın Allah’ı, ahireti, hesabı, kendi kulluk sorumluluğunu ve hayatın hakikatini unutması yahut bütün bunlara karşı duyarsızlaşması demek olan gaflet halinde insan bakar ama görmez; duyar ama ibret almaz; yaşar ama niçin yaşadığını düşünmez.

KUR’AN’A GÖRE GAFLET NEDİR?

Kur’ân’ımıza göre gaflet sıradan bir unutkanlık değildir. Daha derin bir bilinç ve idrak kaybıdır. O yüzden çoğu zaman kalp, akıl, göz ve kulakla birlikte anılır: …onların kalpleri var, fakat bununla gerçeği anlamazlar; gözleri var onunla görmezler; kulakları var onunla işitmezler. Hâsılı bunlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar. İşte asıl gâfil olanlar da bunlardır.(A‘râf, 179)

Her unutma aynı ahlâkî değere sahip değildir. İnsanın bilmediği, haberdar olmadığı veya kendisine henüz ulaşmamış bir hakikatten uzak bulunması da gaflettir ama bu gafletin sahibi öğrenene kadar mazurdur. Yusuf Suresi’ndeki şu ifade bu gaflete bir örnektir: “Biz bu Kur’ân’ı vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Oysa sen daha önce bundan habersiz (gafil) idin.” (Yûsuf, 12/3)

İnsana dünyada yaşayabilmesi için verilen sınırlı unutma da bir tür gaflettir. İnsan ölümün, hesabın, ilahî azametin ve âhiretin bütün ağırlığını her an hissetseydi gündelik hayatını sürdürmekte zorlanırdı. Ev yapamaz, çocuk büyütemez, emek veremez, dünyayı imar edemezdi. Bu bakımdan kulluğu nefyetmeyen gaflet çok zaman rahmettir.

GAFLETİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Sakınılması gereken esas gaflet habersizlik, bilgisizlik ya da sınırlı unutma değildir. Esas gaflet, idrak eksikliğidir. İnsan hakikate dair işaretlerle çevrili olduğu halde bunlardan anlam çıkartmıyorsa kalbini kapatmış demektir. Kalbin kapalılığı, insanın hakikati duyduğu hâlde ona karşı içten bir karşılık verememesi, uyarıldığı hâlde etkilenmemesi, gördüğü işaretlerden ibret alamaması ve hak ile kendi hayatı arasında bağ kuramamasıdır.

Kalbini kapatan için günah normalleşir ve sıradanlaşır. Önceleri sızlayan, pişman olan kalp bir müddet sonra tepki vermez hâle gelir. En sonunda insan öyle bir derekeye iner ki yanlışını savunmaya başlar. Günah bir düşüştür, düştüğünü fark edene dönüş kapısı açıktır. Asıl felaket, günahın ardından tövbe ihtiyacının kaybolması, günahın rasyonel gerekçelerle savunulmasıdır. Pişman olmayanın gafleti, küfür seviyesine yaklaşmış demektir.

İbadetten tat alamamak, ölümü hiç düşünmemek, günaha karşı hassasiyetin azalması, sürekli dünya meşguliyeti içinde kaybolmak, kalbin katılaşması, nasihatten rahatsız olmak, zamanı tüketip ömrü değerlendirememek, kendi kusurlarını görmeyip başkalarıyla meşgul olmak gafletin açık işaretlerindendir. İnsan çok zaman bunları fark etmez; bazen de fark ettiği hâlde önemsemez. İşte bu ikinci hâl daha tehlikelidir. Çünkü gafleti tehlike olarak görmemek, gafletin en derin biçimidir.

GAFLET NEDEN TEHLİKELİDİR?

Kur’ân’ımızın gaflet uyarıları bu yüzden sadece dalgın ya da unutkan insanlara değil, hakikate karşı duyarsızlaşan, kendini aldatan ve sorumluluktan kaçan insanlara da yöneliktir. Gaflet basit bir unutkanlık olmaktan çıktığında kalbi karartan bir tercihe dönüşür. İnsan Allah’ı unutmayı, ahireti düşünmemeyi, hesabı ertelemeyi, ölümü uzakta görmeyi ve nefsinin arzularıyla yaşamayı seçerse artık uyanmamayı seçmiş demektir. Bu uykunun en tehlikeli tarafı ise insanın kendi uykusunu uyanıklık zannetmesidir.

Gafletin acı tarafı, Allah’ın gafil olmadığından gaflettir. Kul unutabilir; Allah unutmaz. Kul görmezden gelebilir; Allah hiçbir şeyi görmezden gelmez. Kul kendi yaptığını hafife alabilir; Allah onun bütün yaptıklarını bilir. Kur’ân’ımızın tekrar tekrar “Allah yaptıklarınızdan gafil değildir” buyurması bu hakikatin ifadesidir. Bir başka ayette “Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından gafil sanma” buyrulur. (İbrahim, 42) İnsanın en büyük yanılgısı, kimse görmedi, kimse bilmedi, kimse hesap sormayacak zannıdır.

Allah’ın gafil olmaması, mü’min için hem teselli hem uyarıdır. Tesellidir; çünkü hiçbir iyilik kaybolmaz, hiçbir emek zayi olmaz, hiçbir mazlumiyet unutulmaz. Uyarıdır; çünkü hiçbir kötülük gizli kalmaz, hiçbir haksızlık hesapsız bırakılmaz, hiçbir kasıt Allah’ın ilminden kaçmaz. İnsan kendini kandırabilir; fakat Allah’ı kandıramaz. İnsan unutabilir; fakat Allah asla unutmaz. Kur’ân’ın ifadesiyle Rabbimiz ne yanılır ne unutur. (Tâhâ, 20/52)

DİJİTAL ÇAĞ İNSANI GAFLETE NASIL SÜRÜKLÜYOR?

Modern zamanların insanı hakikate karşı her zaman doğrudan gözünü kapatmıyor. Çoğu zaman gözü başka şeylerle sürekli meşgul edildiği için hakikati göremiyor. Hakikat inkâr edilmeden de örtülebilir. Sorumluluk reddedilmeden de ertelenebilir. Ölüm unutulmak istenmeden de gündemin dışına itilebilir. Çünkü modern hayat, insanın dikkatini parçalayan, zihnini dağıtan ve kalbini sürekli meşgul eden sayısız çeldirici üretiyor.

Bu çağda gafletin en güçlü vasıtalarından biri dikkat dağınıklığıdır. İnsan artık sadece bilmediği için değil, çok fazla şeye maruz kaldığı için hakikatten uzaklaşıyor. Haberler, bildirimler, ekranlar, akışlar, reklamlar, ürünler, hizmetler, kampanyalar, gündemler ve görüntüler insanın iç dünyasını sürekli işgal ediyor. Bilginin çoğaldığı fakat hikmet, ibret ve idrakin zayıfladığı bir zamandayız.

Algoritmalar bu noktada modern gafletin görünmeyen mimarlarıdır. Çünkü algoritma insana sadece ne izleyeceğini göstermiyor; neye alışacağını da öğretiyor. İnsan neye bakıyorsa ona benzer içerikler önüne geliyor. Ne hoşuna gidiyorsa o çoğaltılıyor. Böylece insan kendi arzularının, korkularının, öfkelerinin ve zaaflarının yankı odasında yaşamaya başlıyor. Bu durum nefsin azgınlaşmasının önünü açıyor. İnsan hakikate açılmak yerine kendi eğilimlerinin içine kapanıyor.

Dijital araçlar kendi başlarına kötü olmayabilir. Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırabilir, hayrı yayabilir, öğrenmeyi destekleyebilir, insanları birbirine yaklaştırabilir. Fakat ölçüsüz ve bilinçsiz kullanıldığında dijital dünya kalbi dağıtır, zamanı parçalar, dikkati zayıflatır ve insanı sürekli yüzeyde tutar. İnsan derinleşemez. Tefekkür edemez. Kendi içine dönemeden yeni bir uyarana yakalanır. Böylece kalp, hakikati taşıyacak sükûnet ve sekîneti bulamaz.

Dijital gafletin en tehlikeli tarafı, insana kendi dağınıklığını normal göstermesidir. Herkes böyle yaşadığı için insan kendi hâlini sorgulamıyor. Sürekli meşgul olmak çalışkanlık sanılıyor. Sürekli haberdar olmak bilinç zannediliyor. Sürekli paylaşmak varlık göstergesi kabul ediliyor. Sürekli tüketmek hayatın tabii akışı gibi görülüyor. Fakat bütün bunların içinde insanın Allah’a ayırdığı dikkat, ölüme ayırdığı tefekkür, âhirete ayırdığı hazırlık ve kalbine ayırdığı muhasebe giderek azalıyor.

DİJİTAL GAFLETTEN KURTULUŞUN YOLU: ZİKİR VE MUHASEBE

İnsan eşyayı inceler ama eşyanın sahibini unutur, düzeni çözer ama düzen koyanı hatırlamazsa bilgi perdeye dönüşür. Kitabımızın: “Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler; âhiretten ise gafildirler” (Rum, 7) uyarısı tam burada dikkat çekicidir. İnsan dünyanın zahirini çok iyi bilebilir. Teknoloji üretebilir, sistem kurabilir, maddeyi işleyebilir, hayatı kolaylaştırabilir. Fakat bütün bu bilgi onu Allah’a, hakikate ve sorumluluğa yaklaştırmıyorsa, bilgi uyanış değil yeni bir gaflet biçimi hâline gelir.

Artık dijital yaşayan insan hakikati inkâr ederek gaflete düşmüyor, hakikate vakit bulamıyor. Belki Allah’ı inkâr etmiyor ama O’nu hatırlamayı erteliyor. Belki ahireti reddetmiyor ama gündemine alacak kadar önemsemiyor. Ölümü biliyor ama unutuşu seçiyor ve hemen uzaklaşıyor. Dijital meşguliyetler arasında kulluğun ruhunu ve istikametini kaybediyor. Böylece hakikati hayatın merkezinden çıkartıyor, onu belli kurum ve zamanlara hasrettiği bir fukaralıkla yaşıyor.

Zikir sadece gafletin değil modern gafletin de iksiridir. Dijital çeldiricilerle dağılan dikkati ancak zikir toplayabilir. Zikir dikkati kulluğa teksif etme ameliyesidir. Parçalanan bilinci yeniden istikamete sokmak ancak zikirle başarılabilir. Kur’ân’da “Kalpler ancak Allah’ı zikirle mutmain olur” buyrulur. (Ra‘d, 28) Ekranların, akışların, bildirimlerin ve algoritmaların dağıttığı modern insan, zikirle neye baktığını, neyin peşinden gittiğini ve kimin huzurunda yaşadığını yeniden hatırlar.

İnsan telefonuna nasıl baktığını, neye ne kadar maruz kaldığını, hangi içeriklerin kalbini dağıttığını, hangi meşguliyetlerin kendisini Allah’tan uzaklaştırdığını fark etmelidir. Çünkü zikir yalnızca tesbih anlarında değil, tercih anlarında tebellür eden bir ibadettir. Neye bakmayacağına karar vermek de zikrin ahlâkına dâhildir. Hangi akıştan çıkacağını bilmek de zikirdir. Telefonu ne zaman bırakacağını bilmek de zikirdir.

Gaflet uykusu dijital çağda bildirim sesleriyle derinleşiyorsa, uyanış da Allah’ı kalple anarak başlayacaktır. İnsan her bakışını, her temasını, her meşguliyetini, her teknolojik imkânını şu soruyla terbiye etmelidir: “Bu beni Allah’a yaklaştırıyor mu, yoksa kalbimi daha mı çok dağıtıyor?” Bu soru diri kaldığı sürece zikir sadece dilde kalmaz; hayatın merkezine yerleşir.

Rabbimiz bizi nevm-i gafletten ikaz buyursun. Kalplerimizi gaflet uykusundan uyandırsın; gözlerimize ibretle bakan gözler, kulaklarımızı nasihat dinleyen kulaklar eylesin, zihinlerimize berraklık, ömürlerimize bereket versin. Bizi kendini bilen, haddini bilen, emanetini bilen, hesabını unutmayan ve Rabbinden gafil olmayan kullarından eylesin. Kalbimizi zikriyle diri, yolumuzu rızasıyla aydınlık, akıbetimizi rahmetiyle güzel kılsın.

Kaynak: Mehmet Lütfi Arslan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485