İmanın Rükünleri: Tasdik, İkrâr ve Amel

İMAN

İmanın rükünleri nelerdir? Kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve amelin imandaki yeri üzerine ayetler, hadisler ve mezheplerin kelâmî yaklaşımları.

Îmânın hakîkati diğer bir ifâde ile îmânın rükünleri hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazı âlimler, “îmân, inanılacak hususları bir kimsenin kalbiyle tasdik etmesidir” derken diğer bazıları îmânın biri kalp ile tasdik, diğeri dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü olduğu görüşündedirler. Diğer bir kısım âlimler ise îmânın; kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve amel olmak üzere üç rüknü olduğunu iddia ederler.

İMANIN ASIL ESASI: KALP İLE TASDİK

Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerinde îmân, kalbe nisbet edilmektedir. Şu âyetlerde olduğu gibi:

“Fakat Allah size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi.” (Hucurât, 49/7)

“Îmân, henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurât,49/14)

“Kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlanan hâriç, kim, îmândan sonra Allah’ı inkâr ederse (ona Allah’ın gazâbı vardır).” (Nahl,16/106)

“Ey Peygamber! Kalpleri îmân etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık!” diyen kimselerden küfür içinde koşuşanlar(ın hâli) seni üzmesin!” (Mâide,5/41)

Hz. Peygamber (s.a.v.):

“Yâ Rabbi! Kalbimi dininde ve Sana itaatta sâbit kıl!” diye dua ederdi.1 Hz. Peygamber (s.a.v.), “Lâ ilâhe illallah” deyip de kalbinde arpa miktârı, buğday miktârı, hattâ zerre miktârı îmânı olan kimsenin cezası kadar cehennemde kaldıktan sonra çıkıp cennete gireceğini müjdelemiştir.2 Ashâb-ı Kirâmdan Üsâme

Zeyd (v. 54/674) (r.a.), düşmanla harp ederken düşmanlardan birisini, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedür Rasûlullah” demesine rağmen öldürmüştü. Bunu Hz. Peygamber (s.a.v.) duyunca çok kızmış ve Üsâme (r.a.)’a: “Kelime-i tevhid getiren birini niçin öldürdün?” diye sormuş, o da: “Yâ Rasûlallah! O, canını kurtarmak için bunu söyledi” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ölüm korkusundan söylediğini nereden biliyorsun, kalbini yarıp baktın mı?” diyerek Üsâme (r.a.)’ın yaptığının doğru olmadığını bildirmiştir.3

Bütün bu âyet ve hadisler, îmânın yerinin kalp olduğuna ve îmânın esas rüknünün kalp ile tasdik olduğuna açıkca delâlet etmektedir.4 Bundan dolayı Ehl-i Sünnet âlimlerinin muhakkikleri, îmânın, inanılacak hususları kalp ile tasdik olduğunda ittifak etmişlerdir.5

Mü’min olabilmek için kalp ile tasdik yeterli olmakla beraber bu kişi (puta tapmak; Peygamber’i, Kur’ân’ı, Kâbe’yi hafife almak; zarûrât-ı dîniyye dediğimiz dînî emir ve yasakları inkâr etmek vb.) küfür alâmeti olan hususlardan uzak durmalıdır.

MÜSLÜMAN SAYILMANIN ŞARTI: DİL İLE İKRAR

Başta Ebû Hanîfe ve tâbileri olmak üzere bazı Ehl-i Sünnet âlimleri ise îmânın kalp ile tasdik ve dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü olduğu görüşündedirler.6 Bu görüşte olanlara göre dilsizlik ve küfre zorlanma gibi âcizlik ve zarûret hâllerinde dil ile ikrâr rüknü düşebilir. Ama böyle bir zarûret olmadığı sürece kişi îmânını gizlememelidir. Tasdik bir bâtın (kalp) işi olduğundan, dil ile ikrâr olmadan bir kimsenin mü’min olduğu bilinemez ve dolayısıyla ona mü’min muâmelesi yapılamaz. (Arkasında namaz kılmak, kestiğini yemek, müslüman kadınla evlenmesine izin vermek, ölünce cenâze namazını kılmak, müslüman kabristanına defnetmek, zekât ve öşür gibi dînî vergilerle yükümlü tutmak vb.) müslümanlık hükümlerinin uygulanması için kişinin müslüman olduğunun bilinmesi gereklidir.

“Îmânın kalp ile tasdik ve dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü vardır” görüşünde olanlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu hadîsini delil getirirler:

“İnsanlar, «Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed, O’nun elçisidir» diye şâhitlik edip, namazlarını kılıp, zekâtlarını verinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum.  Bunu yaptıkları zaman mal ve canlarını benden korurlar (kurtarırlar).  Ancak, İslâm hakkı müstesnâdır. İç yüzlerinin muhâsebesi ise Allah’a aittir.”7 Bu hadîs-i şerif, dil ile ikrârın, îmânın bir rüknü olduğunu bildirmekle beraber, esasen, kelime-i tevhid ve şehâdet getiren herkesin mü’min sayılacağına ve öldürülemeyeceğine delâlet etmektedir. Bu durumda şu üç sebebin dışında hiçbir mü’min öldürülemez: 1) Evli iken zinâ etmek, 2) Müslüman olduktan sonra irtidâd etmek, 3) İnsan öldürmek (kısasen).8

Müslümanlıkta hüküm, zâhire göre verilir. Bir kimse diliyle îmânını ikrâr ediyorsa -kendisinden küfür alâmetlerinden biri sâdır olmadıkçaonu mü’min saymak gerekir; küfrüne hükmedilemez. Bu durumda, münâfıklar da dünyada mü’min sayılır, mü’min muâmelesine tâbi olur. Onların münâfık olup olmadıklarının hesâbı bize değil, Allah’a âittir.

Bir kimsenin mü’min sayılması için ömründe bir kere kelime-i şehâdeti getirmiş olması yeterlidir. O takdirde canı ve malı güvendedir. Îmânda, kalp ile tasdik esas rükün olup hiçbir şekilde düşmesi söz konusu değildir. Dil ile ikrâr ise, îmânın asıl rüknü olmayıp mecbûriyet hâlinde, yani canı ve malı tehlikeye düştüğü zaman düşen bir şartıdır.9

“Kalbi îmân üzere mutmain (îmânla dolu) olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlanan hâriç, kim, îmân ettikten sonra Allah’ı tanımaz, fakat küfre göğüs açarsa, Allah’ın gazâbı onların üzerinedir. Onlar için büyük bir azap vardır” (Nahl, 16/106) âyeti; canı, malı, ırzı, namusu vb. tehlikeye düştüğü zamanlarda kişinin diliyle küfür izhâr etmesinin câiz olduğuna ve bunun, kalbindeki îmânına zarar vermeyeceğine delildir.

Kalbiyle îmân esaslarına inandığı hâlde bir zarûretten dolayı îmânını gizleyen kişi Allah nazarında mü’mindir. İnsanlar onun îmânını bilemedikleri için insanlar nazarında kâfir sayılır. Diliyle inandığını söylediği hâlde kalben inanmayan ise, münâfıktır. Kalpte tasdik olmadan sadece dille ikrâr, îmân olmaz.

İMANDA AMELİN YERİ VE MEZHEPLERİN YAKLAŞIMI

Mûtezile, Hâricîler ve Ehl-i Sünet’ten bazı selef âlimleri ise, “kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve rükünlerle amel” olmak üzere îmânın üç rüknü olduğu görüşündedirler. Mûtezile’ye göre, büyük günah işleyen îmândan çıkar, ama küfre girmez. Çünkü kendisinde şehâdet bâkidir. O hâlde îmânla küfür arasında bir yerdedir (el-menzile beynel menzileteyn). Hâricîlerin bir kısmına göre, büyük günah işleyen, küfre girer. Bir kısmına göre ise küçük günah işlemek bile kişinin küfre girmesine sebep olur.10

İmâm Mâlik, İmâm Şâfî, İmâm Ahmed b. Hanbel, İmâm Evzâî vb. bazı selef âlimlerinin, “îmân, kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve rükünlerle ameldir” tarzındaki târifleri, Mûtezile ve Hâricîlerin târiflerine benziyor ise de arasında fark vardır. Zira, bunlara göre, büyük günah işleyen kâfir olmaz.11 Şu halde bunlara göre, amel, kâmil îmânın bir rüknüdür.12

Dipnotlar:

  1. Tirmizî, Kader, 7; İbn Mâce, Mukaddime, 13; Ahmed b. Hanbel, II, 4, 8; III, 112.
  2. Buhârî, Tevhid, 19; Müslim, Îmân, 316, 325; Nesâî, Îmân, 18; Tirmizî, Birr, 61.
  3. Müslim, Îmân, 158, 159; Ebû Dâvûd, Cihâd, 95; İbn Mâce, Fiten, 1; Ahmed b. Hanbel, IV, 439.
  4. Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhid, Thk. Fethullah Huleyf, s. 373; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153.
  5. Mâtürîdî, Tevhîd, s. 373; Cüveynî, İrşâd, s. 397; Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 471; Sâbûnî, Bidâye, s. 85.
  6. Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-ekber, s. 6; Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye, s. 42; Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 146; Ömer Nesefî, Akâid, s. 109; Sâbûnî, Bidâye, s. 85; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153.
  7. Buhârî, Cihâd, 102; Müslim, Îmân, 32-38; Ebû Dâvûd, Cihâd, 104.
  8. Buhârî, Diyât, 66; Müslim, Kasâme, 25.
  9. Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153; Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s. 156.
  10. Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 471; Bağdâdî, Usûlu’d-dîn, s. 249.
  11. Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 146.
  12. Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 156.

Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları