İfk Hâdisesinde Hüsnüzan Neden Önemliydi?
İfk hâdisesinde hüsnüzan nasıl bir kurtuluş vesilesi oldu ve mü’minler için neden hayati öneme sahiptir?
Münâfıkların fitne ve fesatları netîcesinde vukû bulan İfk Hâdisesi’nde uzun müddet sıkıntı ve meşakkatlere mâruz kalan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hanımlarından Zeyneb bint-i Cahş ve Hazret-i Âişe’nin câriyesi Berîre -radıyallâhu anhünne- ile istişâre etmiş, onların Âişe vâlidemiz hakkındaki fikirlerini sormuştu.[1] İkisi de hüsn-i şehâdette bulundular.
İFK HÂDİSESİNDE HÜSNÜZAN NASIL BİR KURTULUŞ VESİLESİ OLDU?
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- bu hususta şöyle der:
“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hâdiseyi tahkîk esnâsında Zeyneb bint-i Cahş’a da benimle alâkalı görüşünü sormuş ve:
«–Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün?» buyurmuş. O da:
«–Ey Allâh’ın Rasûlü, kulağımı işitmediğim, gözümü de görmediğim şeylerden dâimâ muhâfaza ederim. Ben Âişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum.» demiş.
Zeyneb, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in zevceleri arasında bâzı fazîletleri sebebiyle benimle boy ölçüşen birisiydi. (Fırsat elindeyken, beni gözden düşürerek Allah Rasûlü’ne daha yakın olmayı düşünebilirdi.) Ancak Allâh, verâ ve dindarlığı sebebiyle, onu bu meselede müfterîler tarafında yer almaktan korudu.” (Buhârî, Şehâdât, 15, 30; Müslim, Tevbe, 56)
Ne güzel bir hüsnizan misâli… Pek çok ayağın kolaylıkla kayabileceği bir vasatta, Zeyneb vâlidemiz hüsnüzan şemsiyesine sığınmış ve daha sonra iftirâcılar üzerine vâkî olan itâb-ı ilâhîden kurtulmuştur. Âişe vâlidemizi temize çıkaran âyetlerle birlikte iftirâcılara ve onlara kapılarak hüsnüzannı terk edenlere karşı dehşetli bir ihtar gelmiş, şâyet Allâh’ın affı olmasaydı hepsinin fecî bir şekilde helâk edileceği bildirilmiştir. Bu ihtar ve tehdîdin birkaç defâ tekrar edilmiş olması, sûizannın ne kadar çirkin bir davranış olduğunu göstermeye kâfîdir. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:
“Bu iftirâyı işittiğinizde, erkek ve kadın mü’minlerin, kendi vicdanları ile hüsnizanda bulunup da: «Bu, apaçık bir iftirâdır.» demeleri gerekmez miydi?” (en-Nûr, 12)
“Eğer dünyâda ve âhirette, Allâh’ın lûtuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftirâdan dolayı size mutlakâ büyük bir azap isâbet ederdi.” (en-Nûr, 14)
Dipnot:
[1]. Buhârî, Şehâdât, 16.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları