İffet Bize Neyi Hatırlatmalı?
İffet bize neleri hatırlatmalı? Modern çağın örselediği edep kalesini yeniden inşa için; kadın-erkek münasebetlerinde Nebevî ölçü ve asr-ı saâdet hassasiyetiyle rehber niteliğinde tavsiyeler.
“Edep, Hayâ, Namus” gibi kavramların her geçen gün örselendiği toplumda “İffet Duygusu” bize neleri hatırlatmalıdır? Nikâh olmadan kadın-erkek hangi çerçevede görüşebilir? Bu hususta neler tavsiye edersiniz?
İffet, insanı diğer mahlûkattan ayıran fârik vasıflardan biridir.
BÜTÜN AZALARIYLA İFFET: GÖZDEN DİLE KALP MUHAFAZASI
Cenâb-ı Hak kulunun dâimâ iffet üzere bulunmasını istemektedir. Kulakta iffet, dilde iffet, gözde iffet, elde iffet, velhâsıl bütün bedende iffet istemektedir. Peki niçin? Çünkü; dilin iffetsizliği, insanı gıybete, yalana, iftirâya götürür.
Gözün iffetsizliği, kişiyi yanlış vitrinler, uygunsuz ekranlar, haram sahneler seyretmeye sürükler. Kulağın iffetsizliği, kişiyi şerri dinlemeye yönlendirir. Elin iffetsizliği, kişiyi günaha dûçâr eder.
Vücut hatlarını belli edecek derecede dar, gözleri üzerine çekecek kadar gösterişli ve bakan kimseye Züleyha’nın Hazret-i Yusuf’a dediği gibi; “Gelsene bana!” dedirten elbise giymek de bedenin iffet mahrumluğudur ve kişiyi mânen helâke sürükler.
Rabbimiz’in bu husustaki emri ise, cilbâb, yani vücut hatlarını belli etmeyen bol elbiselerin giyilmesidir.
ALLAH’TAN HAYÂ ETMEK: YALNIZLIKTA BİLE NEBEVÎ HASSASİYET
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“Hayâ îmandandır.” (Buhârî, Edeb 77, Îmân 16)
“Sizin hakkınızda en çok korktuğum şeylerden biri, mideleriniz ve iffetleriniz hususunda sizi azgınlığa sürükleyen şiddetli arzular, diğeri de hevâ ve hevesinizin sizi dalâlete düşürmesidir.” buyurmuşlardır. (Ahmed, IV, 420, 423; Heysemî, I, 188)
Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün, zekât olarak toplanan koyunların bulunduğu yere gitmişti. Koyunların başında, ücret karşılığı çalışan bir çoban bulunuyordu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çobanın yarı çıplak vaziyette dolaştığını görünce hemen onu çağırdı ve:
“‒Bizim için kaç gün çalıştın, bizde ne kadar alacağın var!?” diye sordu.
Efendimizʼin bu suâlinden, işine son verileceğini anlayan çoban, büyük bir endişeyle:
“‒Niçin yâ Rasûlâllah? Yoksa hayvanların bakımını ve gözetimini güzel yapamıyor muyum?” diye sordu.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise:
“‒Hayır, ondan değil! Lâkin ben, aramızda çalışan insanların, yalnız kaldıklarında bile Allah Teâlâ’dan hayâ eden kişiler olmasını arzu ediyorum! Yalnız kaldığında Allah Teâlâ’dan hayâ etmeyen kişinin yaptığı işi istemiyorum!” buyurdu. (Bkz. Beyhakî, Şuab, X, 196/7370; Mervezî, Tâzîmü Kadri’s-Salâh, II, 836)
ASR-I SAÂDET’İN MESAFE ÖLÇÜSÜ: HAYATI MÜSLÜMANCA İNŞÂ ETMEK
Kadın-erkek ihtilâtı hususunda da şunu ifade edelim:
Bizlere örnek nesil olan asr-ı saâdet toplumu, kadın-erkek ihtilâtından sakınma hususunda çok dikkatli ve hassas olmuşlardır. Yani yabancı erkek ve kadınlar, ölçü ve sınırları zorlayacak şekilde beraber ve karışık bulunmamışlardır. Sosyal hayatta kadınla erkeğin arasında dâimâ bir mesafe bulunmuş ve birbirleriyle münâsebetleri belli bir ölçü ve disiplin dâhilinde olmuştur.
Zira İslâm, prensip olarak kötülükleri yasakladığı gibi, ön tedbir olarak kötülüğe vesîle olan ve onu tahrik eden durum ve davranışları da yasaklamıştır. Böylece insanlarla kötülükler arasına uzun bir mesafe koyarak yanlış yolları iyice kapatmıştır.
Maalesef günümüzde bu hassasiyetlere dikkat edilmediği için ailelerde yıkımlar yaşanıyor.
Günümüzde bazıları; “Nasıl olsa, yolda, caddede kadın-erkek bir arada. Sınıfta, dükkânda, dairede de bir arada olsun, ne zararı var?” diyorlar.
Hâlbuki yolda, sokakta gayr-i muayyen şekilde bir karşılaşma olur. Orada da nazarı kısmak ve tesettür gibi tedbirler vardır.
Fakat aynı mektep, aynı işyeri olunca, ister istemez bir ülfet, lâubâlîlik ve kalp eğrilmeleri meydana gelebiliyor. İşyerlerinde baş başa kalma zarureti meydana gelebiliyor. Hadîs-i şerîfin ifade ettiği üzere, böyle olunca da “üçüncüleri şeytan” oluyor. (Bkz. Ahmed bin Hanbel, I/222, III/339)
Bu ciddî meseleyi önemsemeyip kendince şu veya bu sebeple ihmal ettiğinden dolayı yıkılan nice yuvalar var, maalesef.
Şunun farkında olmalıyız:
Bugünkü hayat nizâmının kâidelerini, dînin prensiplerine ehemmiyet vermeyen kişiler kurdular. Müslümanlar olarak bütün bunları, tekrar inşâ etmeliyiz. Müslümanca ve İslâm’ın yüce prensipleriyle.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye hicret etti, hemen çarşıyı düzenledi. Bunun gibi; mektebimiz, çarşımız, sanayimiz, mimarîmiz, şehrimiz vs. her şeyimizi yeniden ve İslâmî prensiplere göre inşâ etmemiz îcâb eder.[1]
Dipnot:
[1] Rahmet Toplumu – Hayırlı Gençlik kitabının 131-134. sayfalarından iktibasla hazırlanmıştır.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gençler Soruyor, Erkam Yayınları