İbn-i Atâullah El-İskenderî Hazretleri’nden Çarpıcı Örnek

Kıssâlar

İbn-i Atâullah El-İskenderî Hazretleri’nden gaflete dair çarpıcı örnek.

İbn-i Atâullah el-İskenderî Hazretleri buyurur:

“Dünyanın meşgale ve endişesine dalıp da âhiret için hazırlık yapmayı terk ve ihmal eden kimse, kendisini parçalamak için gelen bir aslana aldırmayıp üzerine konmuş sineğin derdine düşen ve bu basit meşgale yüzünden asıl tehlikeye karşı hazırlıksız yakalanan insana benzer.

Bu kimse, ancak zekâca gelişmemiş biri olabilir. Akıllı insan, karşı karşıya kaldığı aslan tehlikesi sebebiyle, sinekle oyalanmayı bırakır.”

HANGİ MÜʼMİN DAHA AKILLIDIR YÂ RASÛLÂLLAH?

Bir sahâbî Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼe:

“‒Hangi müʼmin daha akıllıdır yâ Rasûlâllah?” diye sordu.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdu:

“‒Ölümü sıkça hatırlayıp ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapan kimsedir. İşte gerçek akıllı insanlar onlardır...” (İbn-i Mâce, Zühd, 31)

Bir başka hadîs-i şerîfte de şöyle buyruluyor:

“Akıllı, nefsine hâkim olup onu hesaba çekerek ölümden sonrası için çalışan; ahmak ise nefsini hevâsına tâbî kıldığı hâlde Allah’tan (hayır) umandır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459)

Âhiretin unutturulmaya çalışıldığı modern bir câhiliye devrinde yaşıyoruz. İnternetin yanlış adresleri, televizyonun menfî programları, sosyal medyadaki bilgi kirliliği, şahsiyet ve karakteri bozan modalar, aldatıcı reklâmlar vs. ile gönüllere her taraftan katran dökülüyor, nefsânî ihtiraslar sürekli kamçılanıyor. Global kültürün dayattığı sun’î gündemlerle dünya telâşına boğulan toplumlar, en ciddî ve hayatî meselelerden gâfil hâlde ömür tüketiyor.

Âhir zaman fitnelerinin çoğaldığı günümüzde, müʼminler olarak, gündemlerimizi nefsânî ve şeytânî mihrakların belirlemesine izin vermeyelim. Küresel kültür istilâsının ve zamâne şerlerinin, dikkatimizi ve gayretimizi yanlış mecrâlara çekerek, gönül dünyamızı talan etmesine rızâ göstermeyelim.

Kendimizi Hak İle Meşgul Edelim Ki Bâtıl Bizi İşgal Edemesin!

Bunun için de İmâm Şâfiî Hazretleri’nin buyurduğu gibi;

“Kendimizi hak ile meşgul edelim ki bâtıl bizi işgal edemesin!”

Mü’min, dünyaya değil âhirete îman etmiş kimsedir. Dolayısıyla müʼminler olarak her zaman en mühim gündemimiz, âhiretimizi kurtarmak olmalı.

Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-ʼin izinden gidenler, dünyayı değil, âhireti tercih ettiler. Uhudʼda Efendimizʼin katʼî tâlimâtını unutarak ganîmet peşine düşenler, “Dünyayı isteyeniniz vardı!” şeklinde ilâhî bir îkaza dûçâr olurken; buna mukâbil canları pahasına Efendimizʼin emrine uyarak şehîd olanlar, “Âhireti isteyeniniz vardı.” şeklinde ilâhî bir iltifata mazhar olmuşlardı.[1]

Gönlümüzün Pusulası Dünyayı mı Âhireti mi Gösteriyor?

Bizler de bu hakîkat önünde hâlimizi mîzân etmeliyiz: Dünya ile âhiret arasında bir tercihte bulunma mecburiyetiyle karşılaştığımızda, gönlümüzün pusulası dünyayı mı âhireti mi gösteriyor?..

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; muvaffakıyette de mahrûmiyette de, saâdette de felâkette de dâimâ;

“Allâhʼım! Esas hayat, âhiret hayatıdır.”[2] niyâzında bulunuyordu. Böylece ümmetini, zor zamanlarda ümitsizlik ve isyana düşmekten, rahatlık zamanlarında ise gaflet ve rehâvete kapılmaktan îkaz buyuruyordu. Dünyevî safâların da cefâların da geçici olduğunu, bunlara aldanmamak gerektiğini telkin ediyordu.

Yine gönüllerde dünya meylinin artarak âhireti unutturmasına mânî olmak için de:

“Ölümü ve öldükten sonra ceset ve kemiklerin çürümesini hatırlayın. Âhiret hayatını isteyen, dünya hayatının süsünü terk eder.” (Tirmizî, Kıyâmet, 24)

“Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayın!” buyuruyordu. (Tirmizî, Kıyâmet, 26)

Unutmayalım ki dünyanın bütün sevinçleri de kederleri de uhrevî saâdet veya felâketlerin yanında bir “hiç” hükmündedir. Ebedî ve gerçek hayat olan âhiret karşısında, fânî dünya hayatı, âdeta deryâda bir damladır. Deryayı unutup damlada boğulmak, en büyük hüsran sebebidir.

Dünya Arkasını Dönmüş Gidiyor Âhiret İse Yüzünü Sana Dönmüş Geliyor

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- der ki:

“Dünya arkasını dönmüş gidiyor. Âhiret ise yüzünü sana dönmüş geliyor. Her birinin kendine has evlâtları (tâlipleri) vardır. Siz âhiretin evlâtları olun, dünyanın evlâtlarından olmayın!..” (Buhârî, Rikāk, 4)

Velhâsıl, en mühim meselemiz ve derdimiz, geçici bir süreliğine konakladığımız bu dünya misafirhanesi değil, ebediyyen kalacağımız âhiret yurdu olsun. Bunun için;

‒Son nefes, kabir, kıyamet, diriliş, mahşer, hesap, Sırat, Cennet, Cehennem gibi muazzam hakîkatler önümüzde dururken, ardımızda bırakacağımız dünyanın menfaatlerini elde etmek için, ebedî istikbâlimizi ateşe atmayalım.

‒Kalplerimiz; servet, şehvet ve şöhretin etrafında pervâne olmasın. Gönüllerimiz; mal-mülk, makam-mevkî ve para-pulun etrafında tavâf etmesin.

‒Rabbimizʼe âit olduğumuzu, Oʼnun mülkünde yaşadığımızı ve yine Oʼna dönüp hesap vereceğimizi, aslâ hatırımızdan çıkarmayalım.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2026 – Mayıs, Sayı: 483