“Huşu Yok” Diye Namaz Terk Edilir mi?
"Kusursuz kılamıyorum" diyerek namazı terk etmek, hastalığı bahane edip ilacı reddetmektir. Huşu hedeftir; namaz ise her haliyle eşsiz bir şifadır.
Namaz, ferdî ibâdetlerin zirvesidir. Namazsız bir dinde hayır yoktur. Namazsız bir hayat sefâlettir. Namaz öyle bir ibâdettir ki; onu gafletle kılan, kıldığı namazdan bîhaber, riyâkârca kılan ve cimri olanlar hakkında;
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara...” (el-Mâûn, 4) buyurulmuştur.
Yani sırf yukarıda namazı terk edenler hakkında sayılan tehditlerden kurtulmak için, namazı gelişigüzel, huşû ve hudûdan uzak bir şekilde, alelacele, tâdîl-i erkâna riâyet etmeden kılanlara bu tehdit vâkî olmuştur. Öyleyse namazı tamamen terk edenlerin hâlini bir düşünmek gerekir!
NAMAZI DÜZGÜN KILAMIYORUM VESVESESİ
Ancak; “–Zihnim dağınık, kalbim bulanık! Namazı madem düzgün kılamıyorum, o hâlde hiç kılmayayım daha iyi!” şeklindeki bahane de yine bir başka şeytan aldatmacasıdır.
Böyle söyleyen kişi, hastalığı bahane ederek, ilâcı reddeden kişinin durumuna düşer. Bu hususta dînin düsturu şudur:
“Tamamı elde edilemeyen bir şey, bütünüyle terk edilmez.” Yani kişi huşûa erişemese de namaz kılmaya devam etmeli ve onu elde etmeye gayret etmelidir. Cenâb-ı Hak, namazda huşûu elde etmemizi istiyor, fakat;
“Huşû yoksa, namaz kılmayın!” diye bir tâlimat vermiyor. Zaten namazdan hâsıl olacak feyiz ve bereketlerden, namazla hedeflenen faydalardan biri de, kulun gönül dünyasına çekidüzen vermektir. Kişi şer-‘i şerîfe riâyetini artırdıkça namazdaki huşûu da artacaktır.
Âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:
“(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitâb’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık