Hüdayi Vakfı, Zekatları İhtiyaç Sahiplerine Nasıl Ulaştırıyor?
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı Başkanı Ahmed Hamdi Topbaş Bey, 23 Şubat 2026 tarihinde Erkam Radyo ve Erkam TV'de yayınlanan "Rahmet Sofrası" programında İrfan Gündüz Bey'e konuk oldu ve Hüdayi Vakfı'nın zekat bağışlarını ihtiyaç sahiplerine nasıl ulaştırdığını ve zekat bağışı yaparken dikkat edilmesi gereken hususları anlattı.
HÜDAYİ VAKFI, ZEKATLARI İHTİYAÇ SAHİPLERİNE NASIL ULAŞTIRIYOR?
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil âlemin, vessalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.
Muhterem dinleyicilerimiz ve izleyicilerimiz, Ramazan-ı Şerif’iniz mübarek olsun. Cenab-ı Hak istifadeler nasip etsin, inşallah bayrama kavuştursun.
Vakıf Olarak Ne Yapıyoruz?
Efendim, her sene İrfan Hocamız bizi böyle çağırıyor, bir şeyler konuşturmak istiyor. Hep aynı şeyleri belki konuşuyor gibi oluyoruz ama, biz burada vakıf olarak ne yapıyoruz, ne yapamıyoruz… Malumunuz, Müslümanın zekâtı var, infakı var. Bilhassa zenginlerin, zenginleşmiş olan insanlar zekâtla ve infakla imtihan ediliyor. Belki biraz önce de ifade edildiği gibi herkes bu imtihana tâbi değil ama varlık sahibi insanlar zekâtla ve infakla imtihan ediliyor. Rabbim bu imtihanı da kolay verebilmeyi nasip etsin.
Biz, malumunuz, Hüdayi Vakfı olarak zekât havuzumuz var. Her türlü verilen zekâtı o havuzda, o kasada, o hesapta biriktiriyoruz; yurt içinde ve yurt dışında ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Ayrıca okuttuğumuz talebelere yine yurt içinde ve yurt dışında Kur’an kurslarında, imam hatiplerde, yaygın eğitimlerde kullanıyoruz. Topladığımız zekâtı bu şekilde kullanıyoruz.
Şartlı Bağışlarda Önemli Hatırlatmalar
Ayrıca şartlı bağışlar var. Şartlı bağışları da şartını yerine getirmeye gayret ediyoruz. Kuyu şartı oluyor, mescit şartı oluyor, okul şartı oluyor, Gazze şartı oluyor, Suriye şartı oluyor, Arakan şartı oluyor, Sudan şartı oluyor, Yemen şartı oluyor… Ne şartla verilmişse biz bu verilen meblağı oralarda kullanmaya gayret ediyoruz.
Bu vesileyle bir noktayı da hatırlatmış olayım: Bazı arkadaşlar, “Benim param hem zekât” diyor hem “Gazze” diyor; hem “zekât” diyor hem “Suriye” diyor; hem “zekât” diyor hem “deprem” diyor. Biz diyoruz ki müteberrilerimize, hayır sahiplerine: Verdiklerinizin kısm-ı azamı, çoğunluğu zekât olabilir ama bir kısmı da zekât olmaz. Biz Gazze’de icap ediyor çadır alıyoruz, çadır alıyoruz, okul yapıyoruz, çadır alıyoruz, hastane yapıyoruz, mescit yapıyoruz, Kur’an kursu yapıyoruz, çocuk okutuyoruz. Daha önce deprem bölgesinde deprem şartlı gelen bağışları deprem bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine gıda ve ihtiyaç maddesi, barınma ve giyim eşyası olarak verdiğimiz gibi konteyner verdik; konteynerlere elektrik tesisatı çektik, su tesisatı çektik, yollarını yaptık.
Yani müteberrilerimize diyoruz ki verdiğinizin %70’ini zekâta yazın. Yani evet, bu %60 olur, %70 olur; bir kısmını da hayrınıza yazın. Çünkü %100 tutturmak mümkün değil. Yurt içinde yaptığımız yardımlarda tahkikat yapıyoruz ama yurt dışında bunu yapmak mümkün değil. Mesela Türkiye bir deprem geçirdi; deprem bölgesinde tahkikat yapmak mümkün değil. Gazze’de tahkikat yapmak mümkün değil, Arakan’da mümkün değil, Sudan’da mümkün değil, Yemen’de mümkün değil.
Türkiye içindeki 6, 7 bin aileye her ay muntazam, tertipli bir şekilde dağıtım yapıyoruz. Onların da tahkikat ekipleri var; tahkikat ediyorlar. Her ay birkaç aileyi siliyoruz, birkaç aileyi ilave ediyoruz. Ama yurt dışında maalesef bu mümkün değil.
Onun için müteberrilerimize diyoruz ki verdiklerinizin şartını yerine getiriyoruz. Biz iki şartı da kabul etmiyoruz, kabul etmemeye çalışıyoruz. Yani hem Suriye hem zekât, hem Arakan hem zekât, hem Sudan hem zekât değil. Siz Sudan’a verdiyseniz Sudan’ı alıyoruz, Sudan’da harcamaya gayret ediyoruz.
Neden Fireyi de Hesaba Katmalısınız?
Ama dediğim gibi, ben kendi zekâtımı veriyorsam onun %25’ini, %30’unu, %35’ini hayratıma yazarım; %60’ını, %70’ini de zekâtıma yazarım gönül rahatlığıyla. Her şeyde fire oluyor. Hatta zekât havuzunda toplanan zekâtlarımız için bile müteberrilerimize diyoruz ki zekâtınızı biraz fazla verin, kıta kıt vermeyin. İlla %2,5 vermeyin; %2,8 verin, %3 verin. Her şeyde fire var; ticarette de var, her yerde fire var. Fireyi hesaba katın; vebale biz de girmeyelim, siz de girmeyin.
Onun için mesela Gazze’de mal alıyoruz. Bazen Gazze’ye yardım malzemesi sokabilmek için bazı ilave hediyeler veriyoruz. Bazen 10 liralık malı 11 liraya alıyoruz. Bazen yolladığımız mal içeride —maalesef Gazze’de de otorite boşluğu oluştuğu için— çeteler tarafından çalınabiliyor. Çalınmış malı biz bir daha satın alıyoruz, bir daha veriyoruz. Onun için her yerde, her zaman fire var; onu da göz önünde bulunduralım.
Bazen de mesela Mısır’dan temin ederek götürmek gerekiyor. Hepsini zaten Türkiye’den götürmek çok mümkün değil; bir sürü nakliye biniyor. Mısır’dan alıyoruz. Mısır’da serbest piyasada belki daha ucuz ama dediğim gibi, “Bu malı benden alırsan Gazze’ye sokarım.” diyor. Bu yüzden 10 liralık malı 11 liraya, 12 liraya almak mecburiyetinde kalıyoruz maalesef.
Hain Yahudi gasbediyor, muhtelif zorluklar çıkarıyor, sağlam malları bozuyor, “bozuk” diye iade ediyor. Yapmadıkları zulüm ve işkence yok. Yani Gazze’de büyük bir soykırım işleniyor ama bütün dünya maalesef seyirci kalıyor. Medeni zannettiğimiz dünya, demokrat dediğimiz devletler, milletler maalesef seyrediyor; hatta destek oluyorlar, teşvik ediyorlar.
Tabii biz tarihte Firavun’un, Nemrud’un zulmünü okurduk; şimdi hakkalyakîn görmüş olduk, yaşadık. Çok acı maalesef. Ama yapılmaya gayret ediliyor ama bundan sonrası için Allah yardımcıları olsun.
Yakınlarımızı Gözetiyor muyuz?
Bir de hocam, bir hususu da söylemek istiyorum.
Bazı kimseler “Ben zekâtımı, hayratımı vakfa verdim, derneğe verdim.” İlla Hüdayi Vakfı'na değil. Anadolu'da da. "Derneğe verdim, vakfa verdim" deyip kurtulduğunu düşünenler oluyor. Hâlbuki zekât bir sosyal ibadettir. Herkesin etrafını araştırması, gözetmesi lazım. Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde yakınlar zikredilir. Biz de tamam, Afrika’ya, Asya’ya, Balkanlara zekâtımızı, hayratımızı veriyoruz ama yakınlarımızı gözetiyor muyuz, görüyor muyuz?
Bu apartman komşumuz olur, hemşehrimiz olur, akrabamız olur, köylümüz olur. İnsanların bunları araştırması da vaciptir. “Ben verdim, kurtuldum; vakfa verdim, derneğe verdim, vereceğimi verdim; yanımdaki ne olursa olsun.” diye düşünmemeli.
İrfan Gündüz Bey: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” buyurur Efendimiz. (Bkz. İbn Ebû Şeybe, Musannef, Îmân ve rü’yâ, 6.) Dolayısıyla biz komşumuzdan sorumluyuz. Hatta Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.” (Bkz. Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140)
Ahmed Hamdi Topbaş Bey: Komşuyu gözetirsen, şerrinden de emin olma ihtimalin var. Yani sırf komşusu açken tok yatan bizden değildir, tamam; ama sen etrafında ihtiyaç sahiplerini de araştır. Akraban olabilir; akrabaların içinde biri çok zenginleşiyor, öbürü olduğu yerde sayıyor. Bunları görüp gözetmek lazım.
Yani “Ben vecibelerimi yerine getirdim, vakfa verdim, derneğime verdim, Afrika’ya yolladım.” diye düşünmemeli. Herkes etrafını görüp gözetmeli, kollamalı.
"Faaliyette bulunur" diye de bir ayet-i kerime var değil mi Hocam?
Faaliyette bulunup etrafımızda da her fert araştırması lazım; açta olan var mı, açıkta olan var mı? Bazen adam kravatlı dolaşıyordur ama belki akşama çorbası yok.
İrfan Gündüz Bey: Bu şey var ya; o esas, iffetinden dolayı derdini açamayıp da zengin zannedilen o garibanları bulup onların derdine deva olmak. Feryatları duyulmuyor. Dört duvarın arasında kalmış; istiyemiyor da iffetinden dolayı… Belki de en makbul ve muteber yardım, onları arayıp bulmaktır.
Ahmed Hamdi Topbaş Bey: İşte onları arayıp bulmak, araştırmak lazım. Bu da üstümüze bir vecibedir. Yani bu işlere dikkat etmemiz lazım.
-
Videonun tamamı için: Rahmet Sofrası - Ahmed Hamdi Topbaş | 5 Ramazan