Hucurat Suresinin 12. Ayetinden Çıkarılabilecek Dersler

Kur'an ve Tefsir

Hucurat suresinin 12. ayetinde ne anlatılmaktadır? Hucurat suresinin 12. ayetinden çıkarılabilecek dersler.

Değerli okuyucu, bu yazımızda, İslâm ahlâkının ağırlıklı biçimde işlendiği Hucurat suresinin 12’nci ayetini açıklayıp üç önemli noktayı tespit etmeye çalışacağız. Söz konusu ayette, Yüce Allah şöyle buyurur: “Siz ey iman değerine ermiş olan mü’minler! Birbiriniz hakkında yersiz zanda bulunmaktan kaçının; çünkü bu şekildeki zannın bir kısmı da günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini de araştırmayın, bir de arkanızdan birbirinizi çekiştirmeye kalkışmayın. Aranızdan, hiç ölmüş kardeşinin etini yemek isteyen kimse çıkar mı? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz! O halde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir, rahmet kaynağıdır.” Görüldüğü gibi bu âyet, insanları “zanla hüküm vermekten”, “başkalarının gizli taraflarını araştırmaktan” ve “gıybet”ten sakındırmakta; kötü işlerden vazgeçip tövbe edenlerin bağışlanacakları müjdesini vermektedir.

HUCURAT SURESİNİN 12. AYETİNDEN ÇIKARILACAK DERSLER

  1. Tesbit: Zanla Hüküm Vermemek

Yüce Allah mü’minlere: “Birbirleri hakkında yersiz, temelsiz, tahmine dayanan ve kuşkulara yol açabilecek olan bir zanda bulunmayı” yasaklıyor ve böyle bir zanda bulunmanın günah olduğunu bildiriyor. Ayetteki “zan” kelimesi, “bilgisiz ve belgesiz olarak bir hüküm vermek, bir insanın kötü bir iş yaptığını sanarak onu sebepsiz yere suçlamak” demektir.

“Zannın bir kısmı da günahtır” anlamına gelen ibare, zannın hepsinin günah olmadığına işaret eder. Şu halde bu ayette yasaklanan zan, olaylar veya insanlar hakkında ileri sürülen mesnetsiz iddialara, iftiralara itibar ederek insanlar hakkında kötü düşünce beslemek şeklindeki zandır. Bir de dinde, zanna dayanan hükümler vardır. Yani, kat’i delil olmayan hususlarda, zanni delil ile amel edilir. Ayrıca Allah’a ve mü’minlere karşı güzel (hüsnü) zanda bulunmak da gerekir. (Kurtubi, XVI, 331) Demek ki günah olan zan, başkası hakkında kötü düşünce beslemek, başkasını kötü sanıp bilgisiz ve belgesiz olarak onun kötülüğüne hükmetmektir. İşte, kaçınılması gereken kötü zan da budur. Nitekim, “Kötü zanda bulundunuz, böylece helak hak eden bir toplum oldunuz” (Fetih, 12) mealindeki âyette de, kaçınılması istenen zannın kötü zan olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Peygamber, Müslüman hakkında kötü zanda bulunmanın haram olduğunu şu sözleriyle beyan etmiştir: “Allah Müslümanın kanını, ırzını ve kendisine kötü zanda bulunulmasını haram kılmıştır.” ( Ahmed b. Hanbel, III, 491; Kurtubi, XVI, 332) Şu halde, durumu açıkça bilinmeyen bir kimse hakkında, iyi (hüsnü) zan vacip olmasa bile, o kimse hakkında kötü zanda bulunulması da caiz değildir.

  1. Tespit: Başkalarının Gizli Yönlerini Araştırmamak

Bu ayetteki “tecessüs” kelimesi, “dikkat ve gayretle gizli şeyleri araştırmak” demektir? Bundan dolayı, bazı gizli şeyleri araştıran kimseye casus denir. Yüce Allah bu ayetle, insanların eksik ve ayıplarının araştırılmasını yasaklamıştır. Peygamber (as) de, bu yasaktan sakınılması gerektiğini, şu uyarıcı sözlerle dile getirmiştir: “Ey diliyle inanıp iman değeri tam olarak kalplerine girmemiş olan kimseler, Müslümanlar hakkında gıybet etmeyin, onların eksik ve ayıplarını araştırmaya kalkışmayın. Kim Müslümanların ayıplarını araştırır, onlarda eksik bulmaya çalışırsa Allah da onun ayıbını araştırır. O, kimin ayıbını araştırırsa o kimse evinin içinde de olsa onu rezil ve rüsva eder.” (Kurtubi, XVI, 333) Hemen hatırlatalım ki, eksik şahsiyetler, üzerlerine düşmeyen gereksiz şeylerle meşgul olurlar. Akıllı ve olgun kişiler de, kendi kusur ve eksikliklerini gidermeye çalıştıkları için, başkalarının ayıbını araştırmaya vakit bulamazlar.

  1. Tespit: Gıybet Etmemek

Açıklamasını yaptığımız ayette, yasaklanan kötülüklerden biri de “gıybet”tir. Gıybet, “bir kimsenin arkasından, onun hoşlanmadığı ve sevmediği bir şey söylemektir.” Gıybet kavramına, Hz. Peygamberle Ashabı arasında geçen şu karşılıklı konuşma daha da bir açıklık getirmektedir. Peygamber, ashabına: “Gıybet nedir, bilir misiniz?” diye sorar. Onlar: “Allah ve Elçisi daha iyi bilir” derler. Hz. Peygamber gıybeti, “Müslüman kardeşini, sevmediği bir şeyle anmandır” diye tanımlar? Bu tanımlamadan sonra kendisine şöyle bir soru yöneltilir: “Ya söylediğim şey kardeşimde varsa.” Bu soruya verilen cevap: “Söylediğin şey gerçekten onda varsa onun gıybetini yapmış olursun; ama onda yoksa o vakit ona iftira atmış olursun.” (Ahmed b. Hanbel, II, 384; Kurtubi, XVI, 334-335) şeklinde olmuştur.

Ayette, gıybet etmenin çirkinliği, ölü eti yemeğe benzetilerek dile getirilmeğe çalışılmıştır. Aslında bu benzetmede, iki inceliğe dikkat çekilmiştir? Birincisi, ölen kişi, etinin yenildiğinin farkında olmadığı gibi, gıybeti yapılan kimse de, o anda gıybet edenin sözlerini bilmez. İkincisi de, insanın eti ve bedeni gibi, şeref ve namusuna saldırılması, ona dil uzatılıp iftira atılması da haramdır.

Gıybet öyle tatlı bir hastalıktır ki, alışan onu asla bırakamaz. O, öyle aldatıcı ve cazip bir kapandır ki, şikayet edeni bile az sonra kendisine esir eder. Herkes onu yerer, fakat onu kötülerken bile pek çok insan onun tuzağına düşer.

Gıybet, çok masum görünümlü bir günahtır. Bu yüzden o, kavga gürültü etmeden bütün âlemi, kendi sahasına çekiverir. Söyleyeni ve dinleyeni aynı anda sevindirir. Evet, onun yüzsüz bir tavrı ve sahte bir masumluğu vardır. O, en gizli köşelere ve en temiz meclislere bu sayede sokulur. Şu halde, bu sahte yüzlü kötülükten sakınıp “gıybet tiryakisi” olmaktan uzak durmak gerekir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, ahlakî zaafiyetlerimizi ve çöküş atmosferini, boş sözlerle ve zoraki iyimserliklerle değil, İslâm’a uygun olan samimi davranış ve ciddi tavırlarla düzeltebiliriz. Ne var ki, günümüzde kendilerini Müslüman olarak tanımlayan kitlelerin büyük bir kısmı, Kur’an’ın ve Sünnetin buyruklarından çok, tiryakisi oldukları günahların gereğini yapar olmuştur. Dileyelim, en kısa zamanda Kur’an hayatın ilk ve en önemli kaynağı olsun da, insanımız içine düştüğü bu can sıkıcı durumdan biran evvel kurtulsun.

Kaynak: Doç. Dr. Fahreddin Yıldız, Altınoluk Dergisi, Sayı: 139