Hazreti Peygamberin Gelecekle İlgili Ürpertici Açıklaması

İbadet Hayatımız

Hazret-i Peygamber’in gelecekle ilgili açıklamasını nasıl anlamalıyız? Bâtıl modalara karşı neler yapmalıyız?

Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir defasında şöyle buyurmuştu:

“‒Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz / onların inanç ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz. (Yani onların yaptığı her hâl ve hareketi İslâm’ın ölçülerine uyup uymamasına bakmaksızın taklit edeceksiniz.)”

(Hazret-i Peygamber’in gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahâbîler) sorduk:

“‒Yâ Rasûlâllah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) yahudiler ve hıristiyanlar mı olacak?”

Şöyle buyurdu:

“–Ya başka kimler olacaktı?” (Müslim, İlim, 6)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- böyle apaçık bir şekilde îkaz buyurmuşken; batıdan gelen modalara, âdetlere kapılmak ne büyük bir gaflettir.

İmâm-ı Rabbânî, Hindistan bölgesinde yaşamıştı. Bir gün, hindûların âyinlerine katılmayı âdet edinen bir müslümanın cenâzesinde, mevtâdan ağır bir karanlık hissettiğini, ne kadar teveccüh etse de, o karanlığın izâle olmadığını bildiriyor.

Çünkü;

Bir müslüman için en mühim husus îmânıdır, akâididir.

Zira ebediyet yolculuğunun, cennet ve cehenneme giden yol ayrımında, hakkımızda verilecek hükmün ilk ve en mühim esası, kalbimizdeki îman olacaktır.

Müslüman bir aileden doğup yetişmiş, yani îmânı -elhamdülillâh- hazır bulmuş olmamız da bizi gevşekliğe sevk etmemelidir. Çünkü yine âhirzamanla alâkalı şu nebevî îkāzı hatırda tutmamız îcâb eder:

“Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline! Kişi mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverir. Birtakım insanlar; dinlerini, küçücük bir dünya menfaati karşılığında değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dînine sıkıca sarılan kişi, elinde kor ateşi tutan kimse gibidir.” (Ahmed, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, Îmân, 186; Tirmizî, Fiten, 30/2196)

Zaten Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz;

“Ben ikindi sonrası peygamberiyim.” (İbn-i Kesîr, Tefsir, XII/6549; Ayr. Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 50, Tevhid, 31) buyuruyor.

O’nun teşrifi dahî kıyâmet alâmetiydi. Aradan 1500 senelik bir zaman dilimi de geçti. Artık o ikindi vaktinin iyice kerâhat vaktindeyiz. Yani güneşin batması yani kıyâmet pek yakın görünüyor. Artık dünyamızda fiten hadislerindeki alâmetlerin birçoğu zuhûr etti. Fitne ve fesâdın çok arttığı bir devirdeyiz. Böyle bir devirde; kendimizi ve evlâtlarımızı cehenneme sürükleyecek en büyük tehlike, îmânı kaybetmektir. Îmânı kaybetmeye sevk edecek en büyük tehlike de, gayr-i müslimleri taklit etmektir.

Zamanımızda, îman ve İslâm’dan uzaklaşmış kesimlerin geçmişini tefekkür edersek, bu sebep-sonuç münasebetinin canlı bir misâli olduklarını görürüz:

İslâm ahkâmından firelerin verilmeye başlandığı Tanzîmat’ta, Avrupa’ya tahsile gönderilen evlâtlar; orada gayr-i müslimlere hayranlık içinde, özlerine yabancı hâle geldiler. Döndüklerinde üzerlerinde Osmanlı kıyafeti olsa da, içleri yabancı gibiydi. Zaman içinde onların yaşayışları tamamen Avrupâî tarza dönüştü. Evlere piyanolar kondu, evlâtların terbiyesi yabancı mürebbiyelere teslim edildi. Onların nesilleri de gitgide öz değerlerine yabancılaştılar.

BÂTIL MODALARA KARŞI NELER YAPMALIYIZ?

Bugün evlâtlar Avrupa’ya gitmese de; batı kültürü, internet üzerinden, sosyal medya üzerinden nesillerimizin kalbine ve beynine ulaşıyor. Buna karşı, kendi değerlerimizi ihyâ etmemiz zarûrîdir.

  • Bâtıl modalara karşı, sünnet-i seniyyeyi ihyâ ve tahkim etmek…
  • Bozuk âdetlere karşı, İslâm ahlâk ve karakterini yaşatmak…
  • Sosyal medyada asosyalleşmeye karşı; camilerde, aile ve sâdık dost meclislerinde gerçek içtimâîleşme gayretleri…
  • Kafelerde miskince oturmaya karşı; camilerde saflarda buluşmak, sohbetlerde cem olmak…
  • Evlâtların tahsilinde, mutlaka uhrevî tahsili önde tutmak…
  • İnternet ve cep telefonu ile iştigali, asgarî seviyeye indirmek…

Cenâb-ı Hak; bu ve benzeri tedbirlere sığınan mü’minleri, elbette âhirzaman fitnelerinden de koruyacaktır. Nitekim hadîs-i şerifte, îkazlar arasında şu müjde de yer alır:

“Ümmetimden dâimâ hak üzere galip ve zâhir bir tâife (kıyâmete kadar) hiç eksik olmayacaktır. Muhalifleri (dalâlet ehli) onlara zarar veremeyecektir.” (Müslim, İmâre, 170-174)

Bize âhireti tefekkür ettirecek bir husus, dünyada Cenâb-ı Hakk’ın gazap tecellîlerine nümûne olan âfetlerdir.

  • Yanardağlar, muazzam bir ateş denizinin üzerinde yaşadığımızı bize zaman zaman hatırlatıyor.
  • Sadece saniyeler süren zelzeleler, bizi dehşetlere sevk ediyor.
  • Tsunamiler, denizlerdeki latif suyun metrelerce yükselerek nasıl bir tahrip edici güce dönüştüğünü temâşâ ettiriyor.
  • Karşısında insanlığın âciz kaldığı dev yangınlar, cehennemi bize tefekkür ettiriyor.

Bütün bunlardan korkuyoruz. Maddî plânda tedbirleri alsak da, her dâim Allâh’ın yardımına sığınıyoruz.

Cenâb-ı Hak; âhirzamanda bu gibi âfetlerin, insanların günahları nisbetinde artacağına işaretle şöyle buyuruyor:

“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat zuhûr etti / düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” (er-Rûm, 41)

Rabbimiz, ancak bir kısmını tattırdığını bildiriyor. Zira âyette buyurulduğu üzere; Cenâb-ı Hak, eğer işledikleri zulüm ve günahlar sebebiyle, dünyada iken kullarını cezalandırsaydı, yeryüzünde bir tek canlı kalmazdı. Lâkin Allah, nihâî hesabı âhirete erteliyor. (Bkz. en-Nahl, 61, Fâtır, 45)

Demek ki;

Asıl korkulacak âhiret azâbıdır.

Asıl korkulacak günahlarımızdır, isyanlarımızdır.

Bâtıla meyletmektir. Gayr-i müslimlere benzemektir.

Bu korkunun güzel neticesi de;

  • Allâh’a kulluktur.
  • Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ittibâdır.
  • Kur’ân’ın ahkâmına ve ahlâkına bürünmektir.
  • İslâm şahsiyetini yaşamak ve yaşatmaktır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Aralık, Sayı: 250