Hayâ Neden Îmanın Ayrılmaz Bir Parçasıdır?

HAYATIMIZ

Rasûlullah’ın (sav) ‘Hayâ îmandandır’ buyruğu, hayatımızın hangi alanlarını korur; hayâ kaybolduğunda îman ve ahlâk nasıl yara alır?

Rasûlullâh (sav) yolda giderken bir kişiye rastlamıştı. O, hayâ sahibi bir kardeşini bu huyunu terk etmesi için azarlıyor ve:

“–Sen utanıyor, edepli davranıyorsun ama bu sana zarar veriyor, insanları aksatıyor.”

şeklinde telkinde bulunuyordu. Bunun üzerine Efendimiz (sav) ona şöyle buyurdu:

“–Onu kendi hâline bırak; zîrâ hayâ îmandandır.” (Buhârî, Edeb, 77)

HAYÂ ÎMANDANDIR

Allah Rasûlü (sav) kendisi de örtüsüne bürünmüş bir bakire kızdan daha hayâlı ve edepli idi. Hoşlanmadığı bir şey görüldüğünde bu durum, mübârek yüzünden anlaşılırdı. (Buhârî, Menâkıb, 23)

Efendimiz (sav), yüksek hayâ sahibi olduğu için hiç kahkaha ile gülmemişti. Nazarını dünyaya dikmez, dikkatle bakmazdı. Yere bakışı, semâya bakışından daha çoktu. Hayâsı sebebiyle kimsenin hatâsını yüzüne vurmaz, yapacağı ikazı dolaylı yoldan yapardı.

Allah Rasûlü (sav) Efendimiz'in ifadesiyle:

“Hayâ ancak hayır kazandırır.” (Buhârî, Edeb, 77)

“Hayânın hepsi hayırdır.” (Müslim, Îmân, 61)

“Hayâlı olan kimse cennettedir. Hayâsızlık ise kalp katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir.” (Buhârî, Îmân, 16)

“Kaba söz, ayıptan başka bir şey getirmez. Hayâ ve edep ise girdiği yeri süsler.” (Müslim, Birr, 78)

“Hayâ ile îman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider.” (Taberânî, el-Evsat, VIII, 174)

“Hayâ etmedikten sonra yapmak istediğini yap!” (Buhârî, Enbiyâ, 54)

Rasûlullah (sav) Efendimiz şu tavsiyelerde bulunur:

“Allah –azze ve celle– çok hayâlıdır ve settârdır. Bundan dolayı hayâyı ve örtünmeyi sever. O hâlde herhangi biriniz gusledeceği zaman örtünsün.” (Ebû Dâvûd, Hammâm, 1)

“Çıplaklıktan sakının! Yanınızda, sizden hiç ayrılmayan melekler vardır. Bunlar sadece ihtiyaç giderirken ve kişinin eşine yaklaştığı anda ayrılırlar. Onlardan hayâ edin ve onlara iyi davranın!” (Tirmizî, Edeb, 42)

Bir sahâbî, Allâh Rasûlü’ne avret yerlerinin örtülmesi husûsunu sordu. Efendimiz (sav):

“–Avret yeri, hanımı ve câriyesi dışında herkes için korunması gereken bir alandır.”

buyurdu. Sahâbî, kimsenin olmadığı bir yerde giyim husûsunda rahat davranıp davranamayacağını sordu. Bunun üzerine Efendimiz (sav):

“Allah, kendisinden hayâ edilmeye daha lâyıktır.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Hammâm, 2)

YALNIZLIKTA DA ALLAH’TAN HAYÂ ETMEK

Rasûlullah (sav) bir gün zekât olarak ayrılan koyunların yanına varmıştı. Koyunların başında onları gözetmek üzere kiralanmış çobanlar vardı. Efendimiz (sav), çobanın yarı açık vaziyette dolaştığını görünce onu yanına çağırdı:

“–Bizim için kaç gün çalıştın, bizden ne kadar alacağın var?” diye sordu. Çoban, işten çıkarılacağı endişesiyle:

“–Niçin yâ Rasûlallâh? Yoksa hayvanların bakımını ve gözetimini iyi yapamadım mı?” dedi. Allah Rasûlü (sav):

“–Hayır, ondan değil! Lâkin ben, bizimle çalışan insanların yalnız kaldıklarında bile Allah Teâlâ’dan hayâ eden kimseler olmasını isterim. Yalnız kaldığında Allah’tan hayâ etmeyen birinin bizimle çalışmasını istemem.” buyurdu. (Bkz. Beyhakî, Şuab, X, 196/7370; Mervezî, Ta‘zîmü Kadri’s-Salâh, II, 836)

Hayânın en yüksek mertebesi, kişinin zâhiren ve bâtınen Allâh’tan hayâ etmesidir. Yani her an Allâh Teâlâ’nın kendisini gördüğü şuurunda olması ve O’nun huzûruna çıkacakmış gibi bir hayat yaşamasıdır. Nitekim Rasûlullah (sav) bir gün:

“–Allâh’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Elhamdülillâh, biz Allâh’tan hayâ ediyoruz.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (sav) şöyle buyurdu:

“–Söylemek istediğim, sizin anladığınız hayâ değildir. Allâh’tan hakkıyla hayâ etmek; başı ve onun taşıdığı uzuvları, mideyi ve onun aldıklarını korumak, ölümü ve çürümeyi hatırlamaktır. Kim âhireti isterse, dünyânın süsünü terk eder ve âhireti dünyaya tercih eder. İşte kim bunları yerine getirirse, Allâh’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.” (Tirmizî, Kıyâmet, 24)

Rasûlullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar tarafından görülmesini istemediğin bir şeyi, yalnız kaldığında da yapma!” (Mâmer b. Râşid, el-Câmi‘, XI, 144)

“Cenâb-ı Hakk’ın görülmesini istemediği şeyi, yalnız kaldığında da yapma!” (İbn Hibbân, Sahîh, II, 130)

Rasûlullah (sav), Hz. Mûsâ’nın (as) çok hayâ sahibi bir kişi olduğunu, İsrâiloğulları toplu hâlde ve çıplak yıkanırken onun tek başına gizlenerek yıkandığını haber vermiştir. (Buhârî, Gusül, 20)

“Mûsâ (as) çok hayâlı, çok örtünen ve vücudundan en küçük bir yer dahi görünmeyen bir kimse idi.” (Buhârî, Enbiyâ, 28)

“Mûsâ (as) suya gireceği zaman avret yerini iyice örtmeden elbiselerini çıkarmazdı.” (Ahmed, III, 262)

Hazret-i Ebû Bekir (ra) şöyle buyurmuştur:

“Ey Müslümanlar! Allah –azze ve celle– Hazretleri’nden hayâ ediniz! Canımı kudret elinde bulunduran Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim ki ben Rabbimden hayâ ettiğim için, kimsenin olmadığı sahrâda tuvalete giderken bile elbisemle iyice bürünürüm.” (Ebû Nuaym, Hilye, I, 34)

Sadece giyimde değil; düşünmede, konuşmada, bakmada ve yürüyüşte de hayâ duygusuyla hareket etmek, onu hiçbir zaman terk etmemek icap eder.

Cenâb-ı Hak, hayâ duygusunu insana kuvvetli bir bağ olarak lütfetmiştir ki onunla îmanını, İslâm’ını ve ahlâkını canlı tutabilsin. Bir insanın hayâ perdesi yırtıldığında, bu değerlerin tamamı tehlikeye girer.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya