Haram ve Helal Hassasiyeti

Kıssâlar

Dînin koyduğu kâidelerin ihlâlinden doğan cezâlar, ferdî olduğu ve çoğu âhirete âit bulunduğu hâlde, haram mal edinmekten doğan belâ, onun kazanılmasında bir dahli olmayan gelecek nesillere de sirâyet eder. Üstelik insanlardan bunun acısı, sırf âhirete kalmayıp bu dünyada da mutlaka çıkar.

Haram servetten mîras alanların ekseriyetle doğru yolda yürüyemediği, bir gerçektir. Çünkü parada bir sır vardır; o, geldiği yoldan gider. Geldiği yol haram olan bir mal, mîrasçısını da arkasına takarak kötü yollara sürükler. Böyle bir mal, yılana benzer. Yılan nasıl girdiği delikten çıkarsa, malın hayra mı şerre mi sarf edildiği de, kazancın helâliyet derecesinin bir göstergesidir.

KUMAŞI ALAN MÜŞTERİYİ TANIYOR MUSUN?

Ebû Hanîfe Hazretleri, ticâretle geçinen hayli servet sahibi zengin bir kimse idi. Ancak ilimle meşgul olduğundan ticârî işlerini vekili vâsıtasıyla yürütür, kendisi de yapılan ticâretin helâl dâiresi içinde olup olmadığını kontrol ederdi. Bu hususta o derece hassastı ki, bir defasında ortağı Hafs bin Abdurrahmân’ı kumaş satmaya göndermiş ve ona:

“–Ey Hafs! Malda şu şu özürler var. Onun için bunu müşteriye söyle ve şu kadar ucuza sat!” demişti.

Hafs da, malı İmâm’ın belirttiği fiyata satmış, ancak ondaki özrü müşteriye söylemeyi unutmuştu. Durumu öğrenen Ebû Hanîfe Hazretleri, Hafs’a:

“–Kumaşı alan müşteriyi tanıyor musun?” diye sordu.

Hafs’ın, müşteriyi tanımadığını belirtmesi üzerine İmâm, malın tamamını sadaka olarak dağıttı. Zîrâ o, her hâliyle Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in, Hazret-i Amr’a buyurduğu:

“Ey Amr, sâlih kişi için sâlih mal ne güzeldir!” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 197, 202) hakîkatini yaşamakta ve helâl ile haram hususunda takvâ ölçüleriyle hareket etmekteydi. Çünkü helâl ve harama dikkat, bizlere emânet edilen malın temizliği ve âhirette hesâbının verilebilmesi açısından en zarûrî bir mecbûriyettir.

İMANA VESİLE OLAN BİR TAS SÜT

Helâl lokma için ticârete haram karıştırmama hususunun ehemmiyet ve bereketini merhum pederim Mûsâ Efendi şu hâdise ile anlatırdı:

“Müslüman olmuş Ermeni bir komşumuz vardı. Birgün kendisine hidâyete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi:

“–Acıbadem’de tarla komşum Rebî Molla’nın ticâretteki güzel ahlâkı vesîlesiyle müslüman oldum. Molla Rebî, süt satarak geçimini temin eden bir zâttı. Bir akşam vakti bize geldi ve :

“–Buyrun, bu süt sizin!” dedi.

Şaşırdım:

“–Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki!” dedim.

O hassas ve zarif insan:

“–Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülat devresi (yediği otların vücudundan tamamen izâlesi) bitene kadar sütünü size getireceğim...” dedi.

Ben:

“–Lâfı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helâl olsun!..” dediysem de Molla Rebî:

“–Yok yok öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!..” deyip hayvanın tahavvülât devresi bitene kadar sütünü bize getirdi.

İşte o mübârek insanın bu davranışı beni ziyâdesiyle etkiledi. Neticede gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidâyet güneşi içime doğdu. Kendi kendime:

“–Böyle yüce ahlâklı bir insanın dîni, muhakkak ki en yüce bir dîndir. Böylesine zarîf, hak-şinâs, mükemmel ve tertemiz insanlar yetiştiren dînin doğruluğundan şüphe edilemez!” dedim ve kelime-i şehâdet getirip Müslüman oldum.»”

Bu güzelliklerin yanında hadîs-i şerîfte buyrulan:

“İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, kişi malı helâlden mi, haramdan mı aldığına hiç aldırmaz.” (Buhârî, Büyû, 7, 23) şeklindeki gafletlerin de yaşanması, ne kadar hazin durumlardır.

Oysa dînin koyduğu kâidelerin ihlâlinden doğan cezâlar, ferdî olduğu ve çoğu âhirete âit bulunduğu hâlde haram mal edinmekten doğan belâ onun kazanılmasında bir dahli olmayan gelecek nesillere de şâmildir. Üstelik insanlardan bunun acısı, sırf âhirete kalmayıp bu dünyada da mutlaka çıkar. Halk, bu nükteyi sezerek onu: “Dedesi koruk yemiş, torununun dişi kamaşmış!” şeklinde darb-ı mesel hâline getirmiştir. Haram servetten mîras alanların ekseriya doğru yolda yürüyemediği bir gerçektir. Çünkü parada bir sır vardır; o, geldiği yoldan gider. Geldiği yol haram olan bir mal, mîrasçısını arkasına takarak kötü yollara sürükler. Böyle bir mal yılana benzer. Yılan nasıl çıktığı delikten girerse, malın sarf mahalli de kazancın vasfına bağlıdır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gönül Bahçesinden Son Nefes, Erkam Yayınları