Hakk’a Ulaştıracak Vesîleler Saymakla Bitmez

İMAN

Rabbimize ulaşmamızı sağlayacak vesîleler nelerdir ve biz bu fırsatlardan nasıl lâyıkıyla istifâde edebiliriz?

Kulu Hakkʼa vâsıl edecek vesîleler saymakla bitmez.

HAKK’A VÂSIL OLMANIN VESÎLELERİ

Rabbimiz, sonsuz rahmetinin eseri olarak biz kullarına lûtufta bulunmak için nice vesîleler ihsân etmektedir. Bu vesîleler, insanlığı hak ve hakîkate sevk ederek Rabbimizin “cennet dâvetine” elçilik yapmaktadır. Nitekim;

Ashâb ve Evliyâdan Vesîle Misalleri

‒ Hazret-i Ömerʼin îmanla şereflenmesine, kızkardeşi Fâtımaʼnın evinde duyduğu Kurʼân âyetleri vesîle olmuştur.

‒ Bişr-i Hâfî Hazretleriʼnin geçmişteki nefsânî hayâtından kurtulup sırât-ı müstakîme hidâyetine, yolda bulduğu bir kâğıt parçası vesîle olmuştur ki, üzerinde “Allah” lâfzı yazılı olduğu için onu nâdide bir mücevher gibi büyük bir nasip bilerek alıp temizlemiş ve hürmetle, lâyık olduğu mûtenâ bir mevkiye kaldırmıştır.

‒ Kadı Mahmudʼun hakîkat iklîmine vâsıl olmasına, bir karı-kocanın mânevî sırlarla dolu dâvâsı vesîle olmuştur. Samimiyetle bu dâvânın peşine düşünce, kendisini Üftâde Hazretleriʼnin kapısında bulmuş ve o kapıda, mârifetullah zirvelerine giden Hüdâyî yolunu keşfetmiştir.

‒ Hazret-i Mevlânâʼnın, gönül sultanlığına erişmesine, Şems adlı bir dervişin, aşk ve vecd âleminden bir pencere açması vesîle olmuştur.

Bu gibi misalleri artırmak mümkündür. Zira Hakkʼa giden yollar, mahlûkâtın nefesleri adedince çoktur. Mühim olan, Cenâb-ı Hakʼtan gelen bu vesîlelerin farkına varıp onlardan lâyıkıyla istifâde edebilecek bir gönle sahip olmaktır. Kulun gönlü hak ve hakîkate teşne ise, kendisini Allâhʼa yaklaştıracak olan vesîleleri görmeyi Rabbimiz ona nasîb eder.

Hak dostlarından Ebu’l-Hasan Harakânî Hazretleri şöyle buyurur:

“Bir kulun vesîle ederek Yüce Allâh’ı bulmaya çalıştığı hangi şey olursa olsun; onların en güzeli Kur’ân-ı Kerîm’dir. Öyleyse, Yüce Allâh’ı Kur’ân yolundan aramalısınız.” (el-Hadâiku’l-Verdiye, s. 458)

Hakîkaten Kurʼân, bir ucu Allâhʼın kudret elinde, diğer ucu bizlere uzatılmış en sağlam iptir. Bu ipi sımsıkı tutarak onu Hakkʼın yakınlığına ve ilâhî lûtuflara kavuşmaya vesîle edinmek gerekir.

Duâ, Salevât ve Esmâ-i Hüsnâ ile Tevessül

Duâların makbûl olması için tevessül edilebilecek hususlardan biri de salevât-ı şerîfedir. İs­lâ­mî an’ane­de duâ, ham­de­le ve sal­ve­ley­le baş­la­yıp yi­ne on­lar­la hitâma er­di­ri­lir. Sal­ve­le, Pey­gam­ber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hak­kın­da Ce­nâb-ı Hakk’a bir duâ­dır ki, onun (sa­le­vâ­tın) red­de­dil­me­yip ka­bul edi­le­ce­ği yo­lun­da bir ka­na­at mev­cuttur. Du­âla­rı­mı­zın ba­şı­nı ve so­nu­nu sa­lât ü se­lâm ile süs­le­mek de bu ger­çek­ten kay­nak­lan­mak­ta­dır. Böy­le­ce ka­bû­lü mu­hak­kak olan iki du­ânın ara­sı­na ken­di du­âla­rı­mı­zı sı­kış­tır­mak, on­la­rın da kabûlü­nü sağ­la­mak dü­şün­ce­siy­le­ yapılan bir tevessüldür.

Du­ânın müs­te­câb ol­ma­sı­nı temin eden di­ğer bir vesîle de es­mâ-i ilâ­hiy­ye­dir. Âyet-i ke­rî­me­de buyrulur:

“En gü­zel isim­ler (es­mâ-i hüs­nâ) Al­lâh’a âit­tir. O hâl­de bu isim­ler­le O’na duâ edin!” (el-A’râf, 180)

Ayrıca Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ’dan yağmur dilediğin­de “İstiskâ Namazı” kılmış, böylece duâsının kabûlü için nâfile namazla da tevessül etmiştir. Nitekim Rabbimiz de; “Ey îmân edenler, namaz ve sabırla Allah’tan yardım isteyin!..” (el-Bakara, 153) buyurmaktadır.

Sâlih Amellerin Vesîle Oluşu

Sâ­lih amel­ler de hayırlara kavuşup sıkıntılardan kurtulmaya bir ve­sî­le­dir. Bu hususu îzah sadedinde; geç­miş üm­met­ler­den, yol­cu­lu­ğa çı­kan üç ar­ka­da­şın hâ­lini bil­di­ren bir hadîs-i şerîf, hulâsaten şöyledir:

“Yol­cu­luk es­nâ­sın­da yağ­mu­ra ya­ka­la­nan üç ar­ka­daş, ge­ce­yi ge­çir­mek için bir ma­ğa­ra­ya gi­rer. Der­ken dağ­dan bir ka­ya par­ça­sı dü­şer ve ma­ğa­ra­nın gi­ri­şi­ni ka­pa­tır. Bu­nun üze­ri­ne on­lar:

«‒Sâ­lih amel­le­ri­miz­le Al­lâh’a duâ et­mek­ten baş­ka çâ­re­miz yok­tur. Bi­zi bu­ra­dan, Allah’tan baş­ka hiç kimse kur­ta­ra­maz.» der­ler.

On­lar­dan bi­ri­, ana ba­ba­sı­na olan ita­ati­ni ve­sî­le kı­lar. Ka­ya bi­raz ye­rin­den oy­nar, fa­kat ma­ğa­ra­dan çı­kı­la­cak gi­bi de­ğil­dir.

İkin­ci­si, Al­lah kor­ku­su­nu, ha­yâ ve if­fe­ti­ni ve­sî­le kı­lar. Ka­ya bi­raz da­ha ara­la­nır, ama yi­ne çı­kı­la­cak gi­bi de­ğil­dir.

Üçün­cü­sü de, kul hak­kı­na olan ri­âye­ti­ni ve­sî­le kı­la­rak Al­lâh’a yal­va­rır. Bu­nun üze­ri­ne ka­ya, ma­ğa­ra­nın ağ­zın­dan ta­mâ­men ka­yar ve dı­şa­rı çı­kar­lar.” (Bkz. Bu­hâ­rî, Edeb 5, En­bi­yâ 53, Zi­kir 100)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 2, Erkam Yayınları