Hacı Bayram-ı Veli Kimdir?
Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri kimdir? Hayatı, tasavvufî görüşleri ve Anadolu’daki mânevî etkileri nelerdir?
Anadolu tasavvuf geleneğinin öncülerinden olan Hacı Bayrâm-ı Velî, hem kurduğu Bayramiyye tarikatıyla hem de ilmî ve manevî mirasıyla asırlardır müstesna bir şahsiyet olarak anılmaktadır.
HACI BAYRAM VELÎ HAZRETLERİ KİMDİR?
Hacı Bayram Velî’nin asıl adı Numan’dır. Şeyh Hamîdüddin’e intisâbı bir kurban bayramına tesâdüf ettiğinden şeyhi kendisine Bayram lâkabını vermiştir. Babası “Koyunluca Ahmed” adında bir zât olup Numân’dan başka Safiyyüddin ve Abdâl Murâd adında iki oğlu daha vardı.
Hacı Bayram, Ankara yakınlarında Çubuksuyu üzerinde Zülfadi (Solfasol) köyünde doğmuştur (758/1357). Önceleri ilim meşgûl olup Ankara ve Bursa’da aklî ve naklî ilimlerin tahsîlini ikmâl ederek Melike Hâtun isminde bir hayır sâhıbesinin yaptırdığı Kara Medrese’ye müderris oldu. O devirde Anadolu’da Konya, Kayserî, Sivas, Amasya, Aksaray, Aydın gibi mühim merkezlerde bulunan medreseler bugünkü ma’nâda birer üniversite mahiyeti arzediyordu.
Hacı Bayram Velî, Hz. Mevlânâ’nın Şems’i görünce medreseyi bırakması gibi Hamîdüddin Aksarâyî’yi (Somuncu Baba) görünce müderrisliği terk ederek ona mürîd oldu. Ancak Hacı Bayram’ın şeyhine nerede ve kaç târihînde mülâkî olup intisâb ettiğine dâir kesin bir bilgiye sahip değiliz. Kaynaklardan bir kısmı onun intisâbının Ankara’da müderrislik yapmakta olduğu bir zamanda Kayserî’de bulunan şeyhi Hamîdüddin tarafından da’vet edilmek suretiyle gerçekleştiğini şeyhine kemâlâtını görüp teslîm olduğunu îfâde etmektedir. Hamîdüddin Aksarâyî, Kayserîli olmakla beraber bir müddet seyâhetten sonra Bursa’ya yerleştiğine ve bir daha Kayserî’ye döndüğü bilinmediğine göre bunlardan ikinci rivâyetin daha ma’kûl olabileceği kanâatı hâsıl olmaktadır.
Nitekim Hacı Bayram’ın Bursa’da bulunan Emir Sultân ile çok sıkı dostluk münâsebetinin bulunması hattâ Emir Sultân’ın, cenâze namazı için kendisine vasiyyet etmiş olması da bunu te’yid eder. Aslında bu dostluk, Emir Sultân’ın, Hacı Bayram’ın şeyhi Hamîdüddin’e olan bağlılığının bir devâmı idi.
Hacı Bayram, şeyhine intisâb ettikten sonra beraberce Şam’a gitmişler, hacc vazîfelerini îfâdan sonra da Aksarây’a gelip yerleşmişlerdi. Hacı Bayram şeyhinin vefâtı (815/1412)’na kadar orada kaldı. Bil-âhare de memleketi olan Ankara’ya gelip tarîkatını yaymağa başladı.
Hacı Bayram Velî, Ankara’da ömrünün nihâyetine kadar bir yandan her zümreden mürîdlerini terbiye ile meşgûl olurken, bir taraftan da mürîdlerine örnek olmak için mikdâr-ı kâfî dünyâ işleriyle iştigâl ediyordu. Zâviyesindeki dervişleri ve kendi âile fertleri için burçak ekiyor, hasad zamânı gelince dervîşânı ile ortak ve harmanı müştereken sür’atle topluyordu.
O’nun gerek mübârek aylarda elinde asâsı çarşı-pazar esnâfından zekât toplayıp fakîrlere dağıtacak tarzda mütevazıyâne davranışları; gerekse müderris sıfatıyla ilmî nüfûzu, kısa zamanda etrafına yüzbinlerce bâliğ olan bir mürîd kitlesinin toplânmasını sağlamıştı.
Hacı Bayram’ın etrafında toplânan bu kalabalık kitle ba’zı hasûd kimseleri rahatsız etmiş ve Hacı Bayram’ı devrin sultânı II. Murad’a şikâyete kadar sevketmişti. Bunun üzerine II. Murad, onu Edirne’ye da’vet etti. O da yanına Akşemseddîn gibi seçkin mürîdlerini alarak Edirne’ye gitti. Edirne’de vüzerâ ve ulemâdan ba’zı kimselerin de iştirâki ile pâdişâhın riyâsetinde yapılan toplântılara katıldı. Bu toplântılarda kendisine muâhaze mâhiyetinde suâl sorulmağa bile hâcet kalmadan yapılan isnâdlardan berî olduğu anlaşıldı.
Hacı Bayram Velî, Edirne’de pâdişâhın taltîf ve ikrâmlarına nâil olmuş; bu cümleden olarak mensûplarının vergiden muaf tutulması berâetini almıştı.
Hacı Bayram Velî, Edirne’de bulunduğu sırada da boş durmamış irşâd faâliyetini devâm ettirmişti. Edirne Eski Câmii’nde kürsüye çıkıp vaaz ve nasîhatlarda bulunmuştu.
Hacı Bayram Edirne’den dönerken Gelibolu’ya uğramış ve orada Yazıcızâde Mehmed (853/1451) ve kardeşi Ahmed Bîcan (859/1454) ile görüşmüştü. Onların Hacı Bayram’a intisâbları da bu devrede olmalıdır.
Şeyh Hacı Bayram, Ankara’ya döndükten sonra da yine bir taraftan irşâd ve tebliğ vazîfesini devâm ettirirken bir taraftan da mürîdanına zîrâat ve diğer ba’zı san’atlarla meşgûl olmalarını emrediyordu. O’nun meclislerinde hiçbir vakıt ma’nâsız ve boş söz konuşulmaz, behemehal bir ders, bir nasîhat ve mev’ıza ile gelenler tenvîr edilirdi. Bu kıymetli sohbetlerden birinde Hacı Bayram, mensûplarından Bedreddin Efendi’ye Fahreddîn el-Irâkî’nin Lemeât adlı eserini Türkçeye terceme etmesini emretmişti. Bu davranışı onun Türk diline hizmet anlayışını göstermesi bakımından bilhassa önemlidir.
Hacı Bayram, tasavvuf yolunu medresede tedris’e tercîh etmiş bir sûfî olarak “gönül hakkı” (nefis terbiyesi)ni ilimden daha üstün tutmuş ve halîfelerine de bunu tavsiye etmiştir. M. Alî Aynî Bey’in, risâlesinde tesbît ettiği şu hâdise bunu te’yîd etmektedir:
Rivâyete göre Yazıcızâde Mehmed Efendi, Muhammediye’yi yazıp pîrine takdîm ettiği zaman Hacı Bayram Velî:
“– Mehmed, bunu yazacağına bir sîne hakketseydin daha iyi değil miydi?” demişti.
Aslında sîne hakketmek ya’nî nefis terbiyesiyle meşgûl olmak pek büyük ve önemli bir iştir. Hacı Bayram kendisine intisâb edenleri kabiliyetlerine göre ba’zılarını ilme, ba’zılarını bir san’atâ, ba’zılarını da zirâate sevketmekle beraber gönül hakkine de ağırlık veriyor, zamânının tamamına yakın kısmını irşâd hizmetlerine hasrediyordu. Böylece mürşidâne ve bereketli bir ömür süren Hacı Bayram Velî:
“İnsan-ı Kâmil” terkibinin delâleti olan (833/1429) târihînde vefât etti. Kabri Ankara’da ziyâretgâh-ı enâmdır.
Sa’deddin Nüzhet Ergun’un tesbitine göre Anadolu Türkleri arasında ilk dînî eser bestekârı olarak bilinen Hacı Bayram Velî’dir. Kendisi yazdığı ba’zı şiirlerini bestelemiştir. Bilhassa Yûnus Emre’nin şiirlerine besteler yaptığı ve bunları mürîdlerine öğrettiği rivâyet edilir.
Hacı Bayram’ın âileden gelen bir mûsikî zevkine ve anlayışına sahip olduğu da söylenebilir. Zîrâ anasının çamaşır yıkarken bir savt okuduğu muhtelif mecmûalardaki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu âile ve bu tarîkat mensupları arasında birçok mûsikîşinâs yetiştiğini görmekteyiz ki, Eşrefoğlu Abdullah Rûmî (874/1469) bunlardan biridir.
Hacı Bayram Velî’nin, müderrislik makâmına yükselecek kadar aklî ve naklî ilimlere vâkıf olmasına rağmen eser vermediğini aksine –daha önce de belirttiğimiz gibi- gönül hakkine i’tibar ettiğini görüyoruz. Aslında Hacı Bayram’ın tarîkatının kısa zamanda intişâr etmesinde onun oldukça ma’rûf bir âlim olarak medreseden tekkeye geçmiş bulunmasının ve Ankara’nın ahîlerin merkezi durumunda bir şehir olmasının yanısıra halkı teshîr eden Yûnus tarzında bir şâir oluşunun da büyük rolü olduğu muhakkakdır.
Hacı Bayram’ın, şeyhi Hamîdüddin tarafından tertîb edilen “Vird-i Şerîf”e ba’zı ilâveler yaptığı ve bu virdin günümüze kadar geldiği bilinmektedir. Hacı Bayram Velî’nin günümüze kadar gelen eseri bilinmemekte ise de ba’zı şiirleri tesbit edilmiştir. Hacı Bayram’ın asıl şöhreti adına izâfe edilen bayramiyye tarîkatı ve yetiştirdiği güzîde halîfeleri sâyesindedir.
Bayramiye tarîkatının Şemsiyye, Melâmiyye, Celvetiyye, Îseviyye, Hamzaviyye Tennûriyye ve Himmetiyye gibi şu’beleriyle tasavvuf târihîmizde mühim yeri vardır.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları