Hac Yolculuğunda Gönül Kazanmanın Sırrı

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, Bâyezîd-i Bistâmî’nin hac yolculuğunda bir pîrden aldığı öğüt üzerinden, gerçek hacın Kâbe’ye varmak değil gönül kazanmak olduğunu anlatıyor.

Hac yolculuğunda verilen bir öğüt, Kâbe’ye varmanın ötesinde asıl yolculuğun “gönül kazanmak” olduğunu ortaya koyuyor.

HAC YOLCUSUNA VERİLEN GÖNÜL SIRRI

Mevlânâ Hazretleri muhtâca ve yolda kalmışa yardım etmenin ehemmiyetini şöyle hikâye eder:

“Büyük pîr Bâyezîd-i Bistâmî, hac ve umre îfâsı için Mekke’ye doğru süratle gidiyordu.

Her gittiği şehirde oranın ulularını araştırıyor;

«–Bu beldede basîret sahibi kim var?» diye önüne gelene soruyordu.

Çünkü nereye sefer yaparsa yapsın, evvelâ Hak dostlarını bulmanın zarûreti inancı içinde idi.

Çünkü Hak Teâlâ:

«…Şâyet bilmiyorsanız, zikir ehlinden sorunuz!» (en-Nahl, 43; el-Enbiyâ, 7) buyuruyordu.

Mûsâ -aleyhisselâm- dahî ledünnî ilme sâhip Hızır’ı ziyâretle emredilmişti.

Bâyezîd, hilâl gibi süzgün, uzun boylu bir pîr gördü ki, onda velîlerin rûhâniyeti vardı.

Gözleri dünyâya âmâ, kalbi ise Güneş gibiydi.

Bâyezîd, o pîrin karşısına oturdu. Pîr ona:

«–Ey Bâyezîd, nereye gidiyorsun? Gurbet eşyâsını nereye taşıyorsun?» dedi.

Bâyezîd de:

«–Hacca gitmek niyetindeyim; iki yüz dirhem de param var...» dedi.

Pîr Bâyezîd’e dedi ki:

Ey Bâyezîd! O dünyalığının bir miktarını Allah yolundaki muhtaçlara, gariplere, bîçârelere dağıt! Onların gönüllerine gir ki; rûhunun ufku açılsın! İlk olarak gönlüne haccettir! Ondan sonra rakîk bir gönülle o nâzik hac yolculuğuna devam et!.. Çünkü Kâbe, Allâh’ın hâne-i birri, yâni ziyâreti farz olan, sevâbı mûcib bir beyttir. Lâkin insan kalbi, sırlar hazînesidir.

Kâbe, Âzeroğlu İbrâhim’in binâsıdır. Gönül ise, Celîl ve Ekber olan Allâh’ın nazargâhıdır. Eğer sende basîret varsa, gönül Kâbe’sini tavâf eti. Topraktan yapılmış sandığın Kâbe’nin asıl mânâsı gönüldür.

Cenâb-ı Hak, görünen, bilinen sûret Kâbe’sini tavâf etmeyi, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir gönül Kâbe’si elde edesin diye sana farz kılmıştır.

Şunu iyi bil ki sen Allâh’ın nazargâhı olan bir gönlü incitir, kırarsan, Kâbe’ye yaya olarak da gitsen, kazandığın sevap, gönül kırmanın günâhını dengeleyemez…

Sen varını, yoğunu, malını, mülkünü ver de bir gönül yap! Yap da o gönül, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin!..

Allâh’ın huzûruna altın dolu binlerce keseler götürsen, Cenâb-ı Hak:

«Biz’e bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gönül getir! Çünkü altın, gümüş Biz’im için bir şey değildir. Eğer Biz’i ve rızâmızı istiyorsan, bunun ancak bir gönül kazanmaya bağlı olduğunu unutma!..» buyurur.

Hakk’ın nûrunun insandaki tecellîsini görmek için kalp gözün iyice açılsın!..

Bâyezîd, pîrin bu nüktelerini kavradı. Gönlü, sohbetle, merhametin esrârından bir hisse aldı. Huzur ve vecd içinde hac yolculuğuna devam etti.”

Demek ki gönlü kazanmak böyle güzelliklerle oluyor. Bu bakımdan matemlerin civarında bulunmak, toplumdaki kanadı kırık bir kuş gibi hizmet ve himmete muhtaç olanları sevindirmek, borç ve yolculuk sebebiyle darda kalanlara yardım etmek gibi ictimai ibadetler kamil insan hüviyeti kazanmanın en mühim vesileleridir.