Gönüller Dergâh Olursa Ne Olur?

İbadet Hayatımız

Hayatın med ve cezirleri arasında muvazeneyi (dengeyi) kaybedip yolunu şaşıran, uçurumun kenarına gelen nice kimseler vardır. Böyleleri, yaralı bir kuş gibi ürkek bakışlarla, tutunacak şefkat elleri ve sığınacak sıcak gönüller ararlar. İşte gönlü hamlıktan kurtulmuş Allah adamları, böyle zamanlarda bu gibi yaralı gönüller için bir şifâhâne vazifesi görürler. Şifâhâneye hasta olanlar gelir; öyleyse hiçbir hastayı bu kapılardan geri çevirmemelidir.

“Merhûm Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî (kuddise sirruh) hazretlerinin bir talebesi, geçirdiği bir buhran dolayısıyla zaafa uğrar ve sarhoş bir vaziyette kapısına gelir. Kapıyı açan kişi:

“Bu ne hâl! Hangi kapıya geldiğinin farkında mısın?” diye azarlayınca, bitkin ve bîçâre adamcağız:

“Beni merhametle kucaklayacak başka bir kapı mı var ki!” diyerek çaresizliğini dile getirir.

Olup biteni içeriden işiten Sâmi Efendi, hemen kapıya gelir ve o gönlü zedelenmiş talebesini içeriye buyur ederek, can sarayına alır. Onun vîrâne olmuş gönlünü merhamet, şefkat ve muhabbetle ihyâ eder. Bu gönül inceliği üslûbu ile irşada mazhar olan o şahıs da, bütün menfî hâllerinden kurtularak zamanla sâlihler zümresine dâhil olur.”[1]

[1] Osman Nûri Topbaş, Vakıf İnfak Hizmet, s. 185-186.

Kaynak: Adem Ergül, 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları