Gazze ile Hemhal Olmak Neden Bir Müminin Sorumluluğudur?

ÜMMET

İnsanlara hizmet etmenin fazileti, merhametin hakikati ve Gazze ile hemhal olmanın müminler için taşıdığı sorumluluk üzerinde duruluyor.

İnsanoğlu eğer, seçilmiş bir kul olarak diğer insanlara yardım etme, onlar için faydalı işler yapma şerefini kazanırsa, bu; Allah tarafından verilmiş en yüce mükâfat sayılır. Ne mutlu ve ne kutlu o kişi ki; yardım alan değil, Allah tarafından mahlûkata ve Ümmet-i Muhammed'e hizmet etme ihsanı kazanan olmuştur! Ne mutlu o kişi ki; Kuran’a ve İslam dinine hizmet etme şerefine nail olmuştur!

İNSAN: İLÂHÎ İSİMLERİN AYNASI VE RAHMETİN TEZAHÜRÜ

İnsan, Allah’ın isimlerinin aynası kabul edilir. Kul bir başkasına merhamet ettiğinde, hakikatte Rahman isminin kendi üzerinde zuhurunu celb etmiş olur. Bir insanın yarasına merhem olan, kendi nefsinin karanlığını tedavi eder. Çünkü hakiki yardım, ayrılığı değil birliği gören kalpten doğar. Başkasına yapılan iyilik, hakikatte insanın kendi hakikatine yaptığı yolculuktur. Zira bütün gönüller aynı hakikatin kandilleridir.

Allah Teâlâ yaratılış anında, Âdem aleyhisselam’a Kendi Rahmaniyet nefesiyle ruh üfledi. Kur’ân’da bu durum şöyle geçmektedir: “Onu şekillendirdiğimde ve ruhumdan üflediğimde…” “Ve Âdem’e bütün eşyanın -varlıkların- isimlerini öğretti.” (Bakara, 2/31) Âdem aleyhisselam Hakk’ın esmâsının aynası oldu, saf aynasından Hakk’ın nuru tecelli etti. Rahmaniyet nefesi ve ilâhî sıfatların kendisine lütfedilmesiyle Âdem halife, Hakk’ın yeryüzündeki temsilcisi oldu. Cenab-ı Hak Hazreti Âdem’i yarattığı zaman meleklerine şöyle buyurdu: “Yeryüzüne bir Halife gönderiyorum.” Dünyada insanın görevi budur; insan hizmet edendir!

Bir hadîs-i kudsîde bildirildiğine göre Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yeryüzündekilere merhamet edin ki, semadaki (melekler) de size merhamet etsin.” Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm hadîs-i-şeriflerinde demiştir ki: “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” “Bir müminin en hayırlı ameli nedir?” diye sorulduğunda; “İnsanların arasındaki ilişkileri ıslah etmek ve kuvvetlendirmek için çalışmaktır!” buyurmuştur.

Ancak Allah’ın rahman, nuru ve şifa kaynağından faydalan bir insan diğer insanlara merhamet edebilir, şifa verebilir, yardım ve hizmet götürüp ihtiyaçları giderebilir. Demek; asıl alıcı olan verendir, yardım edebilendir. Marifetler kazanan, himmet edebilendir. Hidayet nuru alabilen, aydınlatabilendir. Feyz kaynağından içebilen, insanın susuzluğunu giderebilen, ihtiyaçları karşılayabilendir.

GAZZE’DE YAŞANAN İNSANLIK DRAMI VE İNSANİ KRİZ

Bugün Gazze topraklarında dünyadaki en büyük ıstıraplar görülmektedir. Daha önce benzeri görülmemiş ölçüde sonsuz, katışıksız ihtiyaçların varlığına şahit oluyoruz. Küçük bir toprak parçası, en büyük yıkımı görmektedir! İnsanoğlunun bu dünyada yaşayıp yaşayabileceği bütün acıları, ıstırapları, Filistinli her bir birey sürekli yaşamaktadır. Dünya tarihinde insanoğlu böyle bir senaryoya şahitlik yapmadı. Böylesine büyük bir insanlık trajedisi yaşanmadı!

75 yıl önce Gazze'ye saplanan bıçak, o zamandan beri kanayan bir yara açtı. 7 Ekim’den bu yana her saldırıda, çekilen acıları, ıstırapları daha da artırmak ve zirveye taşımak için bilinçli ve sistematik bir şekilde bu bıçağı kanırtıyorlar.

Filistin halkı kıyamet gününün provasını değil, bizatihi kıyamet gününü yaşamaktadır. Neden provası değildir? Çünkü bir insanın yaşamak için ihtiyaç duyduğu her şey yok edildi orada. Tüm binalar bombalandı, hastaneler, okullar, camiler, üniversiteler birer birer yıkıldı. Eşyaları, elektrikleri, sığınacak bir evleri dahi kalmadı. Gazze hastanesiz, yataksız, ilaçsız, doktorsuz bir yoğum bakım haline çevrilmiştir, sağlam bir beden kalmadı.

Yardım etmek; her türlü ihtiyacı gidermektir. Doğal felaketlerde kurtarma ekipleri yardım eder. Doktor hastasına yardım eder. İtfaiye ateşten yananlara yardım eder. Açlıkta, susuzlukta, soğukta, derin acılar içinde olanlara merhamet eden yardım eder. Mültecileri misafir eden yardım eder.

Filistin halkı için yaptığımız duamızı değiştirmeye mecbur kaldık; “Allah’ım! Sen yardım edenlere yardım et!” çünkü İsrail sistematik bir şekilde doktorlara, gazetecilere, yemek verenlere, yardım etmek isteyen herkese de saldırmaktadır, öldürmektedir ve hapishaneye atmaktadır. Gazze sınırına doğru giden ve İsrail'in saldırıp 9 Türk'ü şehit ettiği “Mavi Marmara” gemisinde yapılan da buydu. Bir insanoğlu, yardım etmek isteyen başka bir insana nasıl saldırabilir, onu nasıl öldürebilir? Zalimler masumlara masum oldukları için saldırdı. Üstelik dünyadaki hiç görülmemiş boyutta dehşetli katliam zihniyetiyle bebekler, çocuklar ve anneler hedef alındı.

Dünyada insanoğlunun varolduğu günden bu yana hiçbir toplum bu derece muhtaç duruma düşmedi! Bundan dolayı Filistin halkının ihtiyaçlarını gidermek, bu dünyada yaşayan her bir insan için en yüce sorumluluk olmuştur.

GAZZE İLE HEMHAL OLMAK

Gazze'deki ihtiyaçları karşılamak; Filistin halkı ile hemhal olmaktır. Bir kadının dediği gibi; “Ben Filistinli değilim ama kanım akıyor, çünkü her Filistinlinin yarası benimdir!” diyebilmektir.

Nerede acı ve zulüm varsa, merhamet dolu gönüllerimiz oraya akar. Nerede gözyaşı varsa ellerimizi avuç avuç oraya açarız. Gazze, bütün insanlığın kalbi bizim yeni vatanımız oldu! Gazze'nin vatan toprağı insanlığın kalbidir. Gazze ile hemhal olmak, garipler ve Habiller ile birlikte olmaktır. Gazze ile hemhal olmak, yaşayan Kur’anlar ile yetimler ile şehitler ile birlikte olmaktır. Gazze ile hemhal olmak, ölümsüzlük abidesi mertler ile birlikte olmaktır.

Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm şöyle demiştir; “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat etmekte müminlerin durumu bir cesede (beden) benzer. O bedende bir organ hastalanırsa diğer organlar da uykusuzluk ve humma (ateşlenme) gibi sebeplerle ondan etkilenir.” Bir beden ve bir yürek olacağız!

Bugün kıyameti yaşayan Filistin halkına nasıl yardım edeceğimiz konusunda, Fahr-i Kâinat Efendimiz aleyhis-salâtü-vesselâm bir hadis-i şerifinde adeta yol gösteriyor: "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da onu dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın!" Bu hadis-i şerif, en derin uyarılardan, öğütlerden biridir. Bir müminin en bereketli ameli -kıyamet koparken bile- toprağa bir tohum ekmektir. Özellikle Gazze toprakları için sevgi tohumu, ahiret tohumu, iman tohumu, iyilik tohumu, tevhid tohumu ekmeyi bırakmaz. Zira bu, müminin hayattaki en yüce gayesidir.

Filistin halkı topraklarını kaybettiler, ama fıtratlarını kaybetmediler. Biz toprak sahibiyiz ama fıtrattan uzaklaştık. Gazzelilerin imanları sağlam, canları tehlikede. Bizim ise canlarımız sağlam, imanlarımız tehlikede. Gazzeliler özgürler, biz ise zihinsel işgal altındayız.

Biz konforlu bir hayat yaşarken Kuran’ın nurunu kaybettik. Ümmet olarak yitirdiğimiz İslam nurunu, kemalini ve cemalini, Gazzelilerden öğrenmekteyiz. Şahit oluyoruz ki, 75 seneden beri Filistin halkı zulümden nura doğru hicret ederken, hedefine ulaşmıştır! Kendi toprakları üzerinde Allah'ın nurunu tamamlamış oldular. Onların sayesinde Kur'an'da geçen; “Kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır!” (Saff, 8) lafz-ı celâli tecelli etmiştir. Filistin halkı direnç gücü ve cesareti sayesinde, şeytanın şer güçleriyle başa çıkabilmiştir.

Aslında Filistin halkı bize yardım ediyor! Gösteriyor İslam'ı! Bütün insanlık Gazze'de yaşananlar sebebiyle uyanıyor ve ayağa kalkıyor! İslam âlemi ve tüm insanlık için, Filistin'den nübüvvetin nuru ruhlarımıza dokunsun!

Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484