Fütüvvet Ruhu: Mazlumun Yanında, Zalim Karşısında Yiğitlik
Haksızlığa karşı tek yürek olmayı, mazlumu korumayı ve zalimin karşısında dimdik durmayı öğreten fütüvvet anlayışı; peygamberlerden sahâbeye, Hilfu’l-Fudûl’den bugünlere uzanan bir yiğitlik mirasıdır.
“Ah yiğitlik, diye feryat etti yer ve gök, yıllar geçti âlemden, nerede bu kahramanlık ruhu?” Cenk meydanlarında parıldayan hakkın kılıçları nerede? Şanlı maziden gelen mehteranın sesleri mi işitilen yoksa… Dünya artık yalnızca mazlumların iniltilerini mi duyacak acaba? Cihanın kanayan yaraları gün geçtikçe kangren mi oluyor yoksa? Nerede Şeyh Edebâli’nin ışıktan sesi? Osman Gazi’nin ak atının yelelerinin tatlı rüzgârlarda savrulduğu topraklar kime emanet? Biz mazlumun yanındayız diye haykıran, bin atlıyla dev bir orduyu yenen Çirmen yiğitleri neredeler? Neredesin Lala Şahin Paşam?
Bütün peygamberler mazlumu ve mağduru kurtarmak misyonuyla gelmişlerdir. Zalim de işin aslında bir açıdan mazlumdur, cehennem onu arzulamaktadır. Zalim kendi cehenneminden yani nefsinden kurtulursa diğerleri de O’nun elinden kurtulacaklardır.
HİLFU’L-FUDÛL’DEN GÜNÜMÜZE: HAKK’IN YANINDA BİR OLMAK
Hılfu’l-Fudûl günleri ne güzeldi. Asr-ı Saadet’in müjdeleri oradan gönüllere sirayet etti. Söğütte boylanan, dalları Bursa’dan Balkanlara uzanan ulu çınar Hilfu’l-Fudul’un ışığıyla büyüdü. Neydi Hilfu’l-Fudûl, kimdi bu yiğitler topluluğu, gönlünü Allah’a vermiş faziletliler?
Tarihin derinliklerine gidip hakikati aradığımızda, Mekke şehrinin ilk sakinlerinden Cürhümlüler çıkar karşımıza. Onların arasından üç kişi hiçbir zalimin zulmünü yanlarına bırakmayacaklarına dair ölümüne yemin ederler. Bunlar Fazl bin Fadale, Fudayl bin Haris, Fazl bin Yadaa’dır. İsimleri bize fazilet kelimesini hatırlatır. Fazl ismindeki kişilerin yemini manasında Hilfu’l Fudûl denir bu mukaddes yemine.
Yeminin metni şöyledir: “Allah adına yemin ederim ki Mekke şehrinde birine haksızlık yapıldığı zaman; o kimse ister iyi, ister kötü, ister bizden, ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir güç olarak hareket edeceğiz. Deniz süngeri ıslattığı, Hira ve Sebir dağları yerinde kaldığı müddetçe bu yemine sadık kalacağız. Birbirimize mali yardımda bulunacağız.”[1]
Hak için birlik olmak ne güzel, haktan yana olmak ne hoş. Bu güç birliği etkin olduğu dönemde pek çok mazlumun yüzünü güldürmüştü. Sümale kabilesine mensup bir tacir geleceğin azılı müşriki Übey bin Halef’e, bir mal satmıştı. Übey paranın üzerine yatmış, borcunu ödememişti. Çaresiz kalan tacir Hılfu’l Fudul’a başvurdu. Teşkilat mensupları “Übey’e git söyle ya sana paranı ödesin ya da biz almasını biliriz” dediler. Übey mecburen borcunu ödedi.[2]
Şu örneği de zikretmeden geçemeyeceğim. Bir tüccar kızıyla beraber Mekke’ye gelir. Kız cazibedar bir güzelliğe sahiptir. Mekke’nin nüfuz sahiplerinden Nübeyh bin Haccac kızı kaçırır, zorla evine götürür. Mağdur baba, hakka gönül vermiş yiğitlerin kapısını çalar. Tereddütsüz Nübeyh’in evi kuşatılır, kız zalimin elinden kurtarılır ve babasına teslim edilir.[3]
Tarihe destan olan pek çok kahramanlıklarda aynı ruh hali vardır. Hakka kurban olma, hak için yaşama, hak için ölümü göze alma. İnsanları bir babanın evlatları olarak görüp; her hangi bir insana yapılan haksızlığı kendine yapılıyor gibi görme. Zulmü, yayıldığında bütün insanları öldürecek, hayatın lezzetini zehredecek çok tehlikeli bir virüs bilme. Onu yok etmek için ruhun derunundan davranışlara yansıyan bir seferberlik ilan etme. İşte bütün bunlar bu ruh halini anlatmaya çalışan fakat yüceliğini ifadeden aciz cümlelerdir.
Allah Rasûlü (s.a.v.) bahsettiğimiz bu oluşumun içindeydi. Bunu bir şeref biliyordu. Zira bütün peygamberlerin misyonlarında adaleti sağlama, zülüm mikrobunu yok etme vardı. Ebu Cehil Eraş Kabilesi’ne mensup birisinden mal satın alır fakat parasını ödemez. Ebu Cehil’in Peygamber Efendimize düşmanlığını bilen bir müşrik mazlum kişiye “şu Kâbe de olan Muhammed’e git o paranı alır ve sana verir” der. Tacir Allah Rasûlü (s.a.v) den yardım ister. Peygamber Efendimiz kabul eder; beraberce Ebu Cehil’in evine doğru ilerlerler. Allah Rasûlü herhangi bir zorlukla karşılaşmadan parayı alır, hak sahibine verir.[4]
Bizi yücelten değerlerden en önemlisi her asırda akıllıca, merhametlice yapılan yiğitlik olmuştur. Tasavvuftaki adıyla fütüvvet yani başta akıl, yürekte merhametle beraber delikanlı olmak. “Putları diline dolayan, İbrahim dedikleri bir yiğit işittik.”[5] Bu ayette “Feta” kelimesi geçer. Yiğitlik yolunda asrın şehvet, şöhret, servet putlarını yıkmak isteyenlere Kuran-ı Kerim Hz. İbrahim’i örnek olarak gösterilmektedir. Hz. İbrahim’i tanımak onun yolundan gitmek yürekteki putları yıkmak, gönülde inkılaplar, değişimler ve iyilik eksenli dönüşümler yaşamak demektir.
“Gerçekten onlar Rablerine inanmış yiğitlerdir; biz de onların hidayetlerini artırdık ve kalblerini imanî irtibatla sağlamlaştırdık; o zaman baş kaldırıp: ‘Bizim Rabbimiz bütün semâvat ve arzın da Rabbidir.’ dediler. ‘Biz asla O’ndan başkasına ilâh diyemeyiz. Eğer dersek, o zaman haddi aşan bir yalan söylemiş oluruz”[6] Bu ayette de yiğitler manasında “fitye” kelimesi kullanılmıştır. Mazlumların imdadına koşan vicdan erlerini Yüce Kitap bize böyle anlatır.
Büyük dönüşümler büyük yiğitlerin ellerinde gerçekleşir. Bu zaviyeden meseleye bakarsak Cüneyd Bağdadî, Ahmed Yesevi, Ahi Evran, Mevlana, Şeyh Edebâli, Yunus Emre, Akşemseddin Hazretleri ve benzerleri gibi büyükleri, fütüvvet erlerini yetiştirenler olarak görürüz. Onların ocağında Tuğrullar, Çağrılar, Alparslanlar, Alaaddinler, Kutuz Hanlar, Ertuğrullar, Fatihler yetişmiştir.
Sülemî yiğitliği şöyle tarif eder: “Hz. Âdem gibi özür dilemeyi bilen, Hz. Nûh gibi iyilikle dolu, Hz. İbrahim gibi vefalı, Hz. İsmail gibi dürüst, Hz. Musa gibi ihlaslı, Hz. Eyyub gibi sabırlı, Hz. Davut gibi cömert, Hz. Muhammed gibi merhametli, Hz. Ebu Bekir gibi hamiyetli, Hz. Ömer gibi adaletli, Hz. Osman gibi hayâlı, Hz. Ali gibi bilgili olmaktır.” [7] Kuşeyrî’ye göre “feta” nefsin arzularına karşı çıkan, Rab için nefsin düşmanı olan, nefis putunu kıran yiğide derler.[8]
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şu sözü bize doğruluk ve hak yolunda bir yürek, tek bilek olan erdemli delikanlılardan olmanın, zalime karşı durmanın değerini anlatır. “Hilfu’l Fudûl dan (erdemliler birliğinden) olmayı dünyanın bütün zenginliklerine karşı değişmem; eğer şu an tekrar çağrılsam, koşar giderdim.”[9]
Şunu da unutmamak gerekir ki cehalet, kin, kibir, empatiden uzak bir hayat, taş kesilmiş kalpler, isyan ve nisyan zulmü besleyip büyüttükleri için yiğidin savaşması gereken en tehlikeli düşman konumundadır. Hakiki manada erdemli bir yiğit olabilmek bu konuda verdiğimiz mücadeleye bağlıdır.
Çağımız bu değerleri taşıyan cesur gençlere, yüreği iyilikle ter ü taze kahramanlara ne kadar muhtaçtır. Zulüm bahsedilen erdemlilerin azlığından fütursuzdur. Mazlumlar arzulanan fecrin yüreklerde doğmasını beklemektedirler. Cihanın yüzü gülecekse, yeryüzünün feryadı dinecekse; bunun yolu fütüvvetten, yüce bir insanlık anlayışından geçecektir. Vatana hizmet bilinci, yurt sevgisi, mazluma kanat germe, zalimi yere serme “feta” nın yani yiğidin işidir. Bu yolda yürüyen ulu gönüllülere müjdeler olsun.
Dipnotlar:
[1] Süheyli, Ravzu’l-Ünüf, II, 70,83
[2] İbni Habib, el-Münemmak, s.54
[3] İbni Habib, el-Münemmak, s.55
[4] Belazuri, I, s.128-129
[5] Enbiyâ sûresi, 21/60
[6] Kehf sûresi, 18 /13-14
[7] Sülemî, Kitabü’l-Fütüvve, s.29
[8] Kuşeyrî, Risale, 473
[9] Müsned, I, 190, 317.
Kaynak: Ahmet Sacid Ekerim, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478