Fazla Yükle Giden, Dostlarına Ulaşabilir mi?
Bir yolcunun hedefe varması, yükünü hafifletmesine bağlıysa; bir müminin dostlarına, yani Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ve sadıklara kavuşması hangi yüklerden kurtulmasına bağlıdır?
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın halîfeliği zamanında Sûriye, Filistin, Mısır gibi beldeler fethedildi ve İran toprakları, baştanbaşa İslâm devletinin sınırlarına dâhil oldu. Bizans ve İran’ın zengin hazineleri İslâm dünyâsının merkezi olan Medîne-i Münevvere’ye akmaya başladı. Mü’minlerin refah seviyesi yükseldi. Fakat mü’minlerin halîfesi Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, bu refah seviyesine karşı müstağnî kalmış bir gönül zirvesinde, devletin ihtişâmına, beytü’l-mâlin zenginliğine rağmen, yamalı elbisesiyle hutbe okuyordu. Bâzen borçlanıyor, sıkıntı içinde hayâtını idâme ettiriyordu. Çünkü o, hazineden ancak kifâyet miktarı bir tahsisât almayı tercih ediyor ve bununla da zor geçiniyordu.
FAZLA YÜKLE GİDEN, DOSTLARINA ULAŞABİLİR Mİ?
Ashâbın ileri gelenleri, onun bu hâline daha fazla dayanamadılar. Halîfenin nafakasını artırmayı düşündüler. Fakat bunu teklif etmekten çekindikleri için Hazret-i Ömer’in kızı ve aynı zamanda Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in zevcesi Hazret-i Hafsa -radıyallâhu anhâ-’ya başvurdular. İsimlerini vermeyerek, babasına bu teklifi arz etmesini istediler. Hafsa -radıyallâhu anhâ-, ashâbın bu teklifini babasına açtı. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in gün boyu açlık çekip de karnını doyuracak bir tek hurma bile bulamadığı günlere[1] şâhid olmuş olan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, kızı Hafsa’ya:
“–Kızım! Rasûlullâh’ın yeme-içme ve giyimde hâli nasıldı?” diye sordu.
“–Kifâyet miktarı (ancak yetecek derecede) idi.” cevâbını alınca, Hazret-i Ömer sözüne şöyle devâm etti:
“–İki dost (Hazret-i Peygamber’le Ebû Bekir) ve ben, aynı yolda giden üç yolcuya benzeriz. Birincimiz (Hazret-i Peygamber) makâmına vardı. Diğeri (Ebû Bekir) aynı yoldan giderek birinciye kavuştu. Üçüncü olarak ben de arkadaşlarıma ulaşmak isterim. Eğer fazla yükle gidersem, onlara yetişemem! Yoksa sen, bu yolun üçüncüsü olmamı istemez misin?” dedi.[2]
Dipnotlar:
[1]. Bkz. Müslim, Zühd, 36.
[2]. Bkz. Ahmed, Zühd, s. 125; Şehbenderzâde Ahmed Hilmi, Târih-i İslâm, I, 367.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları