Evimize Gelen Hediye

Aile Hayatımız

Misafir ağırlamak ve ikramda bulunmak, başta Hazret-i İbrahim’in ve Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetlerindendir. Dinimizde de misafire ikram ve hürmet, övülen bir ameldir. Misafir giren ev “hayırlı”; misafire hizmet eden şahsiyetler ise “mübarek” kimselerdir.

Sevgili Kızım;

Bugün okuldan yorgun geldiğini biliyorum. Hattâ finaller sebebiyle hafif agresif olduğunun da farkındayım. Ama ben bir anne olarak, her zamanki tebliğimi yinelemek istiyorum. Belki sana, belki senin gibi davranan genç kızlara, bir uyanıklık nasip olur diye ümit ediyorum. Nitekim “Söz uçar, yazı kalır.” der, atalarımız…

Güzel Kızım;

Müslüman bir hanım, her hâl ve şartta önce kadındır. Âlemlerin Rabbinin vermiş olduğu vazife ve sorumlulukla evinin mürebbiyesidir. Onda aranan en önemli haslet ise; evvelâ hayâ, terbiye ve hizmettir.

Eve gelen misafir, Rabbimizin göndermiş olduğu bir hediyedir. Ev sahibine bir yük değil, aksine ev sahibi için kutlu bir ikramdır. Nitekim misafir, rızkı ile geldiği gibi, giderken ev sahibinin ve hizmet edenlerin günahlarının bağışlanmasına vesîle olarak gider.

MİSAFİR AĞIRLAMAK SÜNNETTİR

Misafir ağırlamak ve ikramda bulunmak, başta Hazret-i İbrahim’in ve Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetlerindendir. Dinimizde de misafire ikram ve hürmet, övülen bir ameldir. Misafir giren ev “hayırlı”; misafire hizmet eden şahsiyetler ise “mübarek” kimselerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Misafir etmeyen kimsede hayır yoktur.” (Ahmed bin Hanbel, IV, 155) buyurmuş ve misafire her dâim önem vermiştir.

Hattâ bir gün Hâne-i Saâdetlerinde, mübârek vâlidemiz Hazret-i Hatice ile ev temizliği yaparlarken Esmâ -radıyallâu anhâ- gelmişti. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hemen yaptığı işi yarıda bırakarak abasını yere sermiş ve Esmâ -radıyallâhu anhâ-’nın oturması için buyur etmişti. Bundan hayâ eden Esmâ -radıyallâhu anhâ- oturmaktan ictinâb edince, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Sen misafirimsin; buyur, otur.” diye ısrar etmişti.

Sevgili Kızım;

Zekât ve infak, dînimizin temel esaslarındandır. Zekât, malın kırkta birini vermek; infak ise elde bulunan her şeyden bir miktar vermektir. Nitekim bunlarda çevremizde bulunan fakirin, miskinin, dul ve yetimin hakkı vardır. Rabbimiz onların rızkını, bizlerin ellerinden vermek üzere bizlere göndermiştir. Bunları hânemizden ikram etmek ise çok daha mûteber bir ibadettir. Nitekim evimizde ikram etmekte, iki ikram birden bulunmaktır: Birincisi, misafire verdiğimiz değer, güven, saygı, sevgi ikramı... İkincisi ise, onun kendi rızkıdır. Dolayısıyla evlerde ikram etmek, ev sahibine çifte kazanç sağlayan bir ibadettir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“İçinde misafire yemek yedirilen evdeki hayır ve bereket, -sadaka için kesilmek üzere yatırılan- devenin hörgücüne dayanmış bıçağın tesirinden daha çabuk çoğalır.” buyurmuştur. (et-Tergîb ve’t-Terhîb, V, 211)

Bir başka hadîs-i şerifte ise:

“Misafirin önünde ikram sofrası kurulu oldukça, melekler size duâ eder.” buyurmuştur. (et-Tergîb ve’t-Terhîb, V, 214)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e on yıl hizmet etmiş bulunan Enes -radıyallâhu anh- Allah Rasûlü’nden şöyle rivayet etmiştir:

“Bir kimse Müslümanlardan dört kişiyi misafir etse ve onlara yemelerinde, içmelerinde, giymelerinde kendi ehline yaptığı ikramı yapsa, bir köle âzâd etmiş gibi olur.” (Râmûzu’l-Ehâdîs, II, 405)

HZ. İBRAHİM (A.S.) MİSAFİR OLMADAN SOFRAYA OTURMAZDI

Allâh’ın dostluğunu kazanmış Halîlullah Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-, misafir olmadan sofraya oturmaz, yola çıkar misafir beklerdi.

Büyük şair ve mutasavvıf Feridüddin Attar Hazretleri de sohbetlerinde sık sık:

“-Kardeş! Misafiri hoş tut. Misafir, Allâh’ın vergilerinden bir nimettir. Misafir, rızkını beraberinde getirir. Sonra ev sahibinin günahlarını alır götürür.

Oğlum, sende yiğitlik, akıl ve idrâk varsa, misafirin değerini bil. Misafire karşı ikramlı ol. Kâfir bile olsa, git hemen kapıyı aç!” derdi.

Güzel kızım, misafiri her ahvâl ve şartta Allâh’ın bir hediyesi olarak kabul et ve kaçırma. Âlemlerin Rabbinin hediyesinin özel zamanlarda özel insanlara olabileceğini hiç aklından çıkarma. Kapına gelen kısmeti, küçük bahanelerle geri çevirme.

Bir gün Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sahâbîlerine;

“-Allah Teâlâ bir kavim için hayır murâd edince, onlara bir hediye ikram eder.” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

“-Yâ Rasûlâllah! Bu hediye nedir?” diye sordular.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Misafirdir. Çünkü misafir rızkı ile gelir, giderken de Allah Teâlâ ev halkını bağışlar.” buyurmuştur. (Fethu’l-Kebîr, I, 77)

Başka bir rivayette ise;

“Bir kavme misafir geldiği zaman rızkı ile gelir, giderken de onların günahları bağışlanmış olarak gider.” (Nebhânî, Feyzu’l-Kebîr, I, 106) buyurmuştur.

MİSAFİRİN MİDESİNİ DOYURMAKTAN DAHA ÖNEMLİSİ KALBİNİ VE YÜREĞİNİ DOYURMAK

Misafir ağırlamak, çeşit çeşit sofralar hazırlamak, süslü ve lüks evlerde dâvet vermek demek değildir. Bilirsin, dinimiz sadeliği ve tevâzuu emreder. Büyüklerimiz, zengin çeşitli ve sadece zenginlerin ağırlandığı sofraları, Firavun sofralarına benzetir ve oralarda oturmaktan sakınırlardı. Sen de misafirine ikramda îtidalli davran. İmkânların ne kadar geniş olursa olsun mütevâzi ol. Bizleri her hâlimizle esir alan modernizmin lüksüne esir olma! Zarfla uğraşmak seni mazruftan alıkoymasın. Özellikle Allâh’ın verdiği rızkı az görerek çok çeşit hazırlama gâilesi, seni misafir dâvet etmekten sakındırmasın. Bunu “şeytanın sağdan yaklaşma çabası” olarak gör ve sakın teslim olma! Mükemmeliyetçi değil; samimi ol! Allâh’ın sana verdiği ikramları, sen misafirlerinle paylaş. Kapın her dâim açık, mutfağın her zaman ikramlı olsun. Unutma, Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-, bir ara hastayken birkaç kişi onu ziyaret etmişti. Enes -radıyallâhu anh- zevcesine şöyle dedi:

“-Bak, evde ne varsa arkadaşlara bir yemek hazırla. Ekmek parçaları bile olsa… Zira Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den «Ahlâk güzelliği, cennetin amellerindendir.» buyurduğunu işittim.” demiştir. (Hayâtu’s-Sahabe, II, 300)

Nitekim misafirin midesini doyurmaktan daha önemlisi, kalbini ve yüreğini doyurmaktır. Evine giren misafire göstereceğin tebessüm, samimiyet ve tatlı bir çift söz, senin en önemli ikramındır. Bir Arap atasözü; “İnsan, ihsânın kölesidir.” der. Samimiyet ve güzel sözün doyurduğu gönülleri, hiçbir katık doyuramaz. Âlemlerin Rabbi, güzel sözü, kökü yerin derinliklerinde olan, dallarını cennete uzatıp her dâim meyve veren ağaca benzetmiştir.

Şakik-i Belhî Hazretleri:

“-Bana misafirden daha sevimli bir şey yoktur. Çünkü onun rızkını Allah verir, ecri-sevabı ise bana kalır.” buyurmuştur. (Tabakatü’s-Sûfiyye s.35)

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- ise;

“-Bir arkadaşımı bir sabah yemeğe çağırmak benim için pazara çıkıp bir köle satın almak ve o köleyi Allah yolunda azat etmekten daha sevimlidir.” buyurmuştur. (Hayâtü’s-Sahabe, III, 299)

Misafiri, “el-Kerîm” (çok cömert) olan Rabbin, sana özel göndermiş olduğu bir hediye bil ve ince davran. Bilirsin, misafirin kalbi çok hassastır.

MİSAFİRİ İYİ AĞIRLAYANA VERİLEN MÜKAFAT

Feridüddin Attar, “Cevâhirnâme” isimli eserinde şöyle öğüt verir:

“Kardeşim, misafiri aziz tut ki, sen de Allah’tan izzet bulasın. Misafirini iyi ağırlayan îman ehline Allah, rahmet kapısını açar. Tabiatı misafirden hoşlanmayan kimseden Allah da Rasûlullah Efendimiz de incinir. Misafire hizmet eden kul, kendisini Allah katına lâyık bir dereceye yükseltir. Misafiri güler yüzle karşılayan, Allah’tan ölçüsüz lütuflar görür. Ey ev sahibi! Fazla külfetten uzak ol ki, misafirden sana ağırlık gelmesin.”

Sevgili Kızım; misafirini temiz ve güzel kıyafetlerle karşıla! Başta kendisi olmak üzere eşini, işini, çocuklarını, anne-babasının hâl hatırlarını muhakkak sor. Sevincini, üzüntüsünü dinle. Yolculuktan gelmişse; dinlenmesi, rahatlaması için özel odada dinlenme teklifinde bulun. Dışarıdan gelen kimseye yiyecek-içecek ikramını davetsiz, teklifsiz hazır et. Belki sana eziyet etmekten çekindiği için isteksiz görünebilir. Elini, “veren el” olmaya alıştır. Özellikle Osmanlı’da güzel bir âdet olan “diş kirası” geleneğine özen göster. Bilirsin ki, hediyeleşme, kalpleri ısıtan güzel bir sadakadır. Osmanlı Devleti, bu güzel ibadeti gelenek şekline dönüştürmüş ve eve gelen misafirleri yedirip içirdikten sonra, bir de “diş kirası” adıyla durumuna göre para ve hediyeler vererek uğurlamıştır.

Güzel Kızım; Müslüman kardeşin kardeşe olan sorumluluklarını eksiksiz ikmâl etmeye çalış. Misafirini, geri dönerken dış kapıya kadar uğurla. Sağlık, âfiyet duâlarıyla yolcu et. Peygamber Efendimiz;

“Bir kimsenin misafirini evinin kapısına kadar çıkıp uğurlaması sünnettendir.” buyurmaktadır. (İbn-i Mâce, Et’ime, 55)

MİSAFİRİN DUASI GERİ ÇEVRİLMEZ

Unutma ki, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Allah Teâlâ, üç sınıf insanın duâsını geri çevirmez.” buyurmakta ve bu üç sınıfı şöyle saymaktadır:

Anne-babanın evlâdına yaptığı duâ, zulme uğrayanın duâsı ve misafirin ev sahibine yaptığı duâ…” (Tirmizî, Birr, 7; ayrıca bkz: Ebû Davud, Vitr, 29; İbn-i Mâce, Duâ, 11)

Kaynak: Seher Küçük, Şebnem Dergisi, 140. Sayı