Engellilerin Bu Dünyâda Çekmiş Olduğu Sıkıntılar Onların Cennete Gitmelerine Vesîle Olur mu?

Sorularla İslam

Engellilerin bu dünyâda çekmiş olduğu sıkıntılar onların cennete gitmelerine vesîle olur mu?

Engellilere veyâ yardım eden yakınlarına, sabretmeleri ve Allâh’a sitem etmemeleri şartıyla, elbette büyük müjdeler vardır. Hastalıkların, doğuştan getirilen sakatlıkların, sonradan meydâna gelen özürlerin ve muhtelif yaratılış eksikliklerinin görünen acı ve ıstıraplı yüzüne bakıp hüzne kapılmamalı, dünyâya kusûrlu geldiğine pişmânlık göstermemeli; perde arkasındaki büyük mükâfat cihetine ve Allâh’ın rızâsını kazanmaya bakmalıdır.[1]

Her noksanlık ve sakatlık bir imtihân sebebidir. Eğer sabredilir, beterin beteri vardır denirse, engellilik günâhlara keffâret olur.[2]

Engelli olanlara ve kazâ sonucu engelli kalıp da sabredenlere müjdeler vardır. Başa gelen bir sıkıntı veyâ belâdan dolayı ölümün temenni edilmesini hoş görmeyen Peygamber Efendimiz (s.a.s), insânın hastalık, sakatlık, bedensel-rûhsal olarak kendisine isâbet eden her türlü sıkıntıya düşmesinin günâhları için bir bağışlanma ve âhirette ecir almaya bir sebep olacağını ifâde etmektedir:

“Allâh, batan bir diken de dâhil olmak üzere, başına gelen her bir musîbet sebebiyle Müslümanın hatâlarını (günâhlarını) örtmekle kalmaz, onu bir derece de yükseltir.”[3]

Hz. Âişe (ö.58/677)’den gelen benzer bir hadîs şöyledir: “Bir müslümana isâbet eden, ayağına bir diken batması da dâhil olmak üzere, hiçbir sıkıntı yoktur ki, Allâh bunu, onun (günâhları) için keffâret yapmasın.”[4]

“Kendisine bir eziyet, yâni bir hastalık veyâ başka bir şey isâbet eden hiçbir müslüman yoktur ki, ondan, ağacın yapraklarını dökmesi gibi günâhları dökülmüş olmasın!”[5]

“Müslümâna bir diken batması ve daha küçük nevîden bir ezâ isâbet ederse Allâh muhakkak bu ezâya mukâbil, onun günâhlarını ağacın kendi yapraklarını atması gibi keffâretleyip örter”[6]

Her ne durumda olursa olsun bu hayâtın geçici, dolayısıyla sıkıntısının sayılı günlerden ibâret olduğu için bir gün biteceğini düşünen, kendisinin bir kul olduğu bilinciyle sabretmesini ve şükretmesini bilen kişi, bu dünyâda çektiği sıkıntıların karşılığını âhirette alacaktır.[7]

Rasûlullâh (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Müslümanlardan, vücûduna bir hastalık isabet eden hiç kimse yoktur ki, Allâh, onu korumakta olan koruma meleklerine emredip şöyle buyurmuş olmasın: Bu kuluma, benim tahtımda tutuklu olduğu sürece her gün ve gece, (iyi hâlinde) yapmakta olduğu iyiliklerin aynısını yazın!”[8]

Bedenî hastalıklar gibi, psikolojik problemler/sorunlar yaşamak; rûhi sıkıntı, dert-tasa, hüzün-keder de sabır gösterildiği, isyân edilmediği takdîrde, elbette ya günâhlara keffârettir veyâ mânevî derecenin yükselmesine vesîledir.

Abdullâh ibn Mes’ûd (r.a.) anlatıyor:

“Ben, Rasûlullâh (s.a.s) şiddetli humma hastalığıyle sarsılırken huzûruna girdim ve:

- Yâ Rasûlallâh, muhakkak ki sen, şiddetli bir humma hastalığıyla sarsılmaktasın, dedim.

Rasûlullâh (s.a.s):

- “Evet, ben sizlerden iki kişinin yanması (harâreti-ateşi) kadar yanmaktayım” buyurdu. Ben:

- Şüphesiz bu iki kat yanmanın, sizin için iki kat ecri vardır, dedim. Nebî (s.a.s):

- “Evet, bu katlanmış harâretin mükâfatı da böyle katlanmış olur: Müslümana bir diken batması veyâ daha küçük nevîden bir ezâ (eziyet-sıkıntı) isâbet etmesi hâlinde, Allâh (azze ve celle) muhakkak bu ezâya karşılık, onun günâhlarını ağacın kendi yapraklarını atması gibi keffâretleyip örter.”[9] buyurdu.

Engellilerin mâruz kaldıkları bu musîbetlere sabır gösterdikleri takdîrde kendilerine büyük sevâplar vaâd edilmiştir. Dış dünyâyı görememe/körlük ve buna bağlı olarak kendi hizmetlerini yapamama durumu en sıkıntılı özür çeşitlerinden biridir. [10] Görme özürlü olan bir kişi, bu sıkıntısına katlanır ve sabrederse hadîslerde kendisine Cennet vaâd edilmektedir.

“Mükâfâtın büyüklüğü belânın şiddetine göredir.”[11] diyen Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s), kudsî bir hadîste Yüce Allâh’ın şöyle buyurduğunu ifâde etmiştir:

“Kim iki gözünü kaybeder buna sabreder, karşılığını âhirete bırakırsa O’nun için Cennet’ten başka bir sevâba râzı olmam.”[12]  

“Ben kulumu –iki gözünü kastederek- iki sevgilisiyle imtihân ettiğimde o buna sabrederse, iki göze bedel olarak ona Cennet’i veririm.”[13]

Hadîslerde de ifâde edildiği gibi, iki gözünü kaybettiği hâlde, şikâyet etmeyip sabredebilen kişiye Allâh Teâlâ, Cennet’ini vereceğini bildiriyor. Cennet’e ulaşmak kolay olmadığına göre, gözlerinin kaybına sabredebilmek, zoru başarmak demektir.[14]

Engellilik hâli, insânın rûh dünyâsında moral bozukluğuna ve sıkıntılara yol açabilir. Bunlara katlanmak için kişinin mutlakâ mânevî desteğe/dinamiklere ihtiyâcı vardır. İşte hadîslerde vaâd edilen ecir ve mükâfatlar, bu kişiler için önemli derecede birer destek konumundadır.[15]

Hadîslerde engelliler, yaşadıkları zorluk ve sıkıntılara karşı metânet, sabır ve şükür ile hareket ettikleri takdîrde kendilerine kimi yerde günâhlarının affedileceği, kimi yerde Cennet’le ödüllendirilecekleri şeklinde müjdelerin verilmesi dikkat çekicidir. Bu mükâfatların büyüklüğü sâhip oldukları özürlerin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Hz. Peygamber’den nakledilen bu tür mesâjları öğrenen inançlı bir engelli, hayâta dört elle daha bir sarılacak, hayâta daha umutla ve sevinçle bağlanacaktır.[16]

Bir rivâyette, bir adadaki dağın zirvesinde tam beşyüz sene Allâh’a ibâdet eden ve secdede iken canını alması için duâ eden bir âbidden söz edilmektedir. Kıyâmette Yüce Allâh “Kulumu rahmetimle Cennet’e alın!” buyurunca, o zât üç defâ “Yâ Rabbi, amelimle!” der. Bunun üzerine Allâh, meleklere “Verdiğim nîmetlerle, kulumun yaptığı amelini karşılaştırın!” der. Melekler bakarlar ki, sâdece görme nîmeti beşyüz yıllık ibâdeti geçmekte, bedenindeki diğer nîmetler karşılıksız kalmaktadır. Bu defâ Allâh “Kulumu Cehennem’e koyun!” buyurunca, “Yâ Rabbi! Beni rahmetinle Cennet’ine koy, rahmetinle” diye ilticâ eder ve Allâh da onu rahmetiyle tekrâr Cennet’e koyar.[17] Bu rivâyet, hem Allâh’ın rahmetine, hem de görme nîmetinin değerine vurgu yapması bakımından anlamlıdır.

İnsan, bu dünyâ hayâtını sağlıklı ve râhat bir şekilde yaşayabileceği gibi, zorluk ve sıkıntı içerisinde yaşayabilir veyâ ömrünün bir kısmını râhat, bir kısmını sıkıntı içerisinde geçirebilir. Hayât tek düze olmayıp, iniş ve çıkışlardan ibârettir. Nitekim Allâh’ın en sevgili kulları olan peygamberler de çok çeşitli ve ağır musîbetlere mâruz kalmışlardır. İki Cihân Güneşi Peygamberimiz (s.a.s) Tâif’te taşlanmış, ayakları kan revan içerisinde kalmış, Uhud savaşında dişi kırılmış, yüzü yaralanmış, uzun süre maddî sıkıntı çekmiştir.[18] 

Kazâ, belâ ve musîbetlere mâruz kalan kişinin sıkıntısı küçümsenemez, ancak sabredip, isyân etmeden şükrünü yerine getirirse, bu durumu kendi lehine çevirip sevâp kazanmasına, günâhlarının bağışlanmasına ve mânevî derecelerinin artmasına sebep olur.[19]

Her ne durumda olursa olsun bu hayâtın geçici, dolayısıyla sıkıntısının sayılı günlerden ibâret olduğu için bir gün biteceğini düşünen, kendisinin bir kul olduğu bilinciyle sabretmesini ve şükrünü edâ etmesini bilen kişi, bu dünyâda çektiği sıkıntıların karşılığını âhirette alacaktır. Aksine isyânkâr tutum ve davranışlarda bulunan da kendisine zarâr vermiş olacaktır.

“Allâh bir kavmi sevdiğinde onları belâya mâruz bırakır. Kim başına gelene rızâ gösterirse Allâh ondan hoşnut olur, kim de rızâ göstermezse, Allâh’ın gazâbına uğrar.”[20]

Kızı Zeyneb’in oğlu ölüm döşeğinde iken Rasûlullâh (s.a.s), kızına şu teselli edici mesâjı göndermiştir: “Alan da veren de Allâh’tır. O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır. Sabretsin ve ecrini Allâh’tan beklesin.”[21] Yine çocuğunu kaybeden ve mezârı başında ağlayan bir anneye “Allâh’tan kork ve sabret.”[22] diyerek sabrı tavsiye etmiştir.[23] Başka bir hadîste ise çocuklarını küçük yaşta kaybeden anne-babanın -sabredip şükrettikleri takdîrde- Cennet ile ödüllendirilecekleri müjdesini vermektedir:

“Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her müslümanı, Allâh, çocuklara olan rahmet ve şefkâti sebebiyle Cennet’e koyar.”[24]

Her türlü kazâ-belâ ve felâketlerde olduğu gibi, zihinsel hastalıklara da sabretmek çok güzel bir haslettir, mükâfatı da hesâpsızdır. Nitekim Ata İbn Ebi Rabah (r.a) şöyle anlatıyor:

“İbn Abbas (r. anhümâ) bana,

- “Sana Cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?’’ dedi. Ben de,

- “Evet göster!’’ dedim.

- “İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Rasûlullâh’a (s.a.s) gelip:

- “Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü-başımı açıyorum; Allâh’a benim için duâ ediver (hastalıktan kurtulayım)’’ dedi. Nebî (s.a.s);

- “Dilersen sabret, sana Cennet verilsin, dilersen sana şifâ vermesi için Allâh’a duâ edivereyim” dedi. Kadın,

-“Öyleyse sabredeceğim; ancak, üstümü-başımı açmamam için duâ ediver’’ dedi. Rasûlullâh (s.a.s) da ona öyle duâ etti.”[25]

Fakîhlerin çoğunluğu, insânların çektikleri sıkıntıların o kişilerin hem mânen derece yükselmesine hem de günâhların affına sebep olacağı görüşündedirler.[26]

Bir engelli durumuna sabreder, engelli ile ilgilenenler sabırla ona bakar, gözetip kollarsa, “Allâh sabredenlerle beraberdir.”[27] iltifâtına mazhar olurlar. Şu âyet-i celîle de zorluklara sabretmenin sonunun iyi olacağını açıkça göstermektedir:

“Onlar ki (sırf) Rablerinin rızâsını isteyerek (her zorluğa) katlanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıkdan gizli ve âşikâr (hayır yoluna) harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlardır dünyâ diyârının güzel âkıbetini kazananlar.”[28]

Özürlülere düşen, bu dünyâda kendisine ne nisbetle nîmet verilmişse, o nîmetlere minnet etmektir. Âdil-i Mutlak olan Allâh (c.c) elbette, onlara bu dünyâda vermediği nîmetini ebedî âlemde, âhirette telâfi edecektir.[29]

Engelli olmak cezâ değil, Allâh’ın rızâsını kazandıracak bir fırsattır. İnsanın kendisi, evlâdı, kardeşi, ana babası veyâ bir başka engelli olabilir. Bu bir imtihândır.

Sakat ve engeli kalsa da mü’min bir kul “Allâh’ım, ne günâh işledim ki, bu başıma geldi?” dememelidir. Engelli birini görünce de “Allâh, bunu cezâlandırmış” gibi ifâdeler kullanmamalıdır.

Engelli, kendinden aşağıdakilere bakıp hâline şükretmelidir. Allâh’ın kendisini imtihân ettiğini düşünerek Allâh’ın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır. Durumunu fırsata dönüştürmelidir. Engelli yakını da, baktığı engelliyi cennete götürecek bir fırsat olarak görmeli, ‘‘Allâh beni bununla imtihân ediyor’’ diyerek ona hizmet etmeli, Allâh’ın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır.[30]

Dipnotlar:

[1] http://www.fikih.info/engellilere-mujde-var-mi/

[2] http://www.mustafaoselmis.com.tr/engelliler/

[3] Müslim, “Birr” 46-47; Sancaklı, Saffet;  Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012; Diyânet Aylık Dergi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[4] Buhârî, “Merdâ” 1 (VII. 2).

[5] Dârimî, “Rikâk” 57 (2827).

[6] Buhârî, “Merdâ” 3, 13, 16; Müslim, “Birr” 45.

[7] Sancaklı, Saffet; Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012

[8] Dârimî, “Rikak” 56/2826.

[9] Müslim, Sahîh, “el-Birr ve's-Sıla” Müslim Terc., VIII, 40-42

[10] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in  Engellilere  Karşı  Bakış  Açısının  Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.

[11] Tirmizî, “Zühd” 57. Ayrıca bk. İbni Mâce, “Fiten” 23.

[12] Tirmizî, “Zühd” 57 (2401).

[13] Buhârî, “Merdâ” 7, VII. 4. Buhârî bu hadisi “Görmesi yok olan kişinin fazîleti” başlığı altında zikretmiştir.

[14] http://www.federegli.org/s/engelli-ve-din-26.html; Kaynak: Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[15] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in  Engellilere  Karşı  Bakış  Açısının  Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.

[16] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012

[17] Bkz: İbni Raceb el-Hanbelî, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hıkem, II. 8-9.

[18] Buhârî, “Merdâ” 2, VII, 2; Tirmizî, “Zühd” 57, IV, 601.

[19] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in  Engellilere  Karşı  Bakış  Açısının  Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.

[20] Tirmizî, “Zühd” 57. Ayrıca bk. İbni Mâce, “Fiten” 23.

[21] Buhârî, “Cenâiz” 3; Müslim, “Cenâiz” 11.

[22] Buhârî, “Cenâiz” 32, “Ahkâm” 11; Müslim, “Cenâiz” 15.

[23] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in  Engellilere  Karşı  Bakış  Açısının  Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.

[24] Buhârî, “Cenâiz” 6, 92. Ayrıca bk. Müslim, “Birr” 153; Tirmizî, “Cenâiz” 64; İbni Mâce “Cenâiz” 57 (1605).

[25] Buhârî, “Merdâ” 6; Müslim, “Birr” 54 (2576).

[26] Buhârî, “Merdâ” 6, VII. 4. Bkz: İbni Hacer, Fethu’l-Bârî, X. 120. Bkz. Kamil Miras, Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, XII, 65.

[27] Bakara: 2/153.

[28] Ra’d: 13/22.

[29] Alparslan Özyazıcı, “Engelliler ve Genetik Problemler”, Diyânet Aylık Dergi, sayı: 161, Ank., 2004, sh., 20.

[30] http://www.mustafaoselmis.com.tr/engelliler/

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022