Engellilere Dinen Tanınmış Ayrıcalıklar Var mıdır?

Sorularla İslam

Engellilere dinen tanınmış ayrıcalıklar var mıdır?

Toplumlarda ikinci sınıf gibi muâmele gören engellilerin, toplumda değer görmeleri ve toplum hayâtına katılmaları, özellikle onlarla ilgili Kur’ân âyetlerinin indirilmesi ile mümkün olmuştur.

Kur’ân’da her türden insânın tasviri yer alır; inananlar ve inkârcılar, zengînler ve yoksullar, ıslâh edenler ve bozguncular... Orada Mûsâ (a.s.) gibi peltek konuşanlar; Yâkûp (a.s.) misâli oğul hasreti çekip gözleri görmeyenler; Îsâ (a.s.)  gibi ölümcül hastalara şifâ sunanlar var. Orada “Abese” var; farkında olmadan gözleri görmeyen birinin yüreğini incittiği için Allâh tarafından ikâz edilen Son Peygamberin (s.a.s) kıssası var.

Yüce Kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Mûsâ (as)’ın kekeme olduğundan bahseder. Evlât hasretiyle döktüğü yaşlar sonucu gözlerini kaybeden Hz. Yâkûp (as)’dan bahseder. Yakalandığı amansız hastalıktan dolayı bîçâre hâle gelen fakat yine de aslâ isyân etmeyen, dâimâ Rabbine sığınan ve O’na şükreden Hz. Eyyüp (as)’dan bahseder.

Doğuştan veyâ sonradan engelli olanlar, eğer Hz. Eyyüp (a.s.) gibi sabrederlerse, îmânlarını sağlamlaştırıp ahlâklarını güzelleştirmeye çalışırlarsa, Allâh katında değerli bir kul olabilirler. Nitekim Mevlâ (c.c.), musîbetler karşısında sabredenleri müjdelemekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Müjdele o sabırlıları ki, onlar başlarına bir musîbet geldiği vakit Biz Allâh’a âidiz, nihâyet O’na döneceğiz derler. İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.”[1]

Aynı koşullarda dünyâya gözlerini açmayan iki insân nasıl olur da aynı şartlarda sınav olur?[2] Engelli ve engelsizlerin nîmet-külfet dengesi çerçevesinde farklı sorumluluklara sâhip olmaları Kur’ân-ı Kerîm’in, “Allâh kimseye gücünün yetmediği bir şeyi yüklemez.”[3] prensibinin bir yansımasıdır.[4]

İslâm, engellilere pozitif ayrımcılık yapmış, onlara engeli olmayanlarla aynı şekilde sorumluluk yüklememiştir. Rasûlüllâh (s.a.s), “Mü’minlerden oturanlarla, Allâh yolunda cihâd edenler bir olmaz” şeklinde inen âyeti yazdırırken, hemen arkasında bulunan Abdullah İbn Ümmü Mektûm “Ey Allâh’ın Rasûlü! Yemîn ederim ki, gözlerim görseydi ben de cihâda katılırdım. Lâkin ben âmâyım?” diye mâzeret bildirince “ğayra uli’d-darar” “özür sâhipleri hâriç” kısmı nâzil olmuştur.[5] Böylece onun gibi kimselerin özrü geçerli kabûl edilmiş, görme ve ortopedik engelliler ile savaşa katılamayan hastalara zorluk olmadığı ifâde edilmiştir.[6] Peygamberimiz (s.a.s) de, engellileri savaş gibi ağır bedenî güç ve sorumluluklar isteyen işlerden uzak tutmuş, belirli muâfiyetler getirmiş, yapamayacağı işleri teklif etmemiştir.[7]

İbn Abbas, “Sonra o gün mutlakâ nîmetlerden sorulacaksınız!”[8] âyetindeki nîmetin, bedenlerin, kulakların ve gözlerin sıhhati anlamına geldiğini ve Yüce Allâh’ın kullarına bunları nerelerde kullandıklarını soracağını, sağlıklı insânların hesâbının daha zor olacağını belirterek şu âyeti zikretmiştir:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorulacaktır!”[9]

Bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmaktadır:

“Kıyâmet günü, âfiyet ehli kimseler, belâ ehline sevâpları verilince, dünyâda iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler.”[10]

Engellilik hâli, insânın temel fonksiyonları açısından eksiklik olsa da, insânî yönden bir kusûr değildir. Erzurumlu İbrâhîm Hakkı’nın “Harâbât ehline hor bakma şâkir / Defineye mâlik vîrâneler var” şiirinde ifâde ettiği gibi, dış görünüşü îtibâriyle önemsenmeyen veyâ engelli pek çok kimse, zengîn ve diri bir gönül yapısıyla Allâh katında çok değerli olabilir. Hattâ diğer insânlar, bu gibi kimselerin hürmetine bir kısım sıkıntılara mâruz kalmaktan korunmuş bile olabilirler. “Şâyet Allâh’tan korkan gençleriniz, can taşıyan hayvanlarınız ve beli bükülmüş ihtiyârlarınız olmasaydı belâlar üzerinize sel gibi yağacaktı.”[11] hadîsinde de ifâde edildiği gibi, acziyet, ilâhî rahmet ve merhâmete bir vesîledir.

Her sağlıklı insânın sürekli hatırda tutması gerekir ki, insânoğlu kendi kaderinde her zamân söz sâhibi değildir. Herkes, ağır hastalıklara mâruz kalabilir, engelli olabilir. Fizîkî güzellik bir imtihân vesîlesi olduğu gibi, güzel konuşmak, güzel yazmak gibi kâbiliyetler de insâna imtihân için verilmiştir. Zengîn veyâ güzel olan mutlakâ üstün olmadığı gibi, fakîr veyâ bâzı uzuvlarını kaybetmiş olan bir kimse de değersiz değildir. Zâten Kur’ân’da “Sizin en değerliniz takvâlı olmada en ileri olanınızdır.”[12] buyrularak Allâh katındaki üstünlük takvâya, günâhlardan sakınmaya bağlanmıştır.

Bir insân için asıl önemli olan şey; insânî değerlerle donanmak ve ne olursa olsun bu dünyâdaki varoluş gâyesini aslâ unutmamaktır. Zîrâ herkes bir şekilde imtihân olmaktadır. Bu süreç sabır ve metânetle değerlendirilirse bunun dünyâ ve âhiretteki mükâfâtı da çok büyük olacaktır.

Dipnotlar:

[1] Bakara: 2/156-157.

[2] http://www.fetvâ.net/yazili-fetvâlar/ayni-kosullarda-dogmayan-iki-insân-neden-ayni-sartlarda-sinav-olur.html

[3] Bakara: 2/286.

[4] Karagöz, İsmail; Ülkemizde Engelliler Gerçeği ve İslâm, s.60.

[5] Buhârî, “Tefsîru sûre” 4/18, V. 182-3; Ahmed, IV. 282, 290, 301, V. 184; Tirmizî, “Tefsîr” 5, (3031-3), V. 241-2.

[6] http://www.manevibakim.com/bilim_alanlari/manevi_sosyal_hizmetler/makâle_07.asp

[7] Döndüren, 2003:6; http://www.manevibakim.com/bilim_alanlari/manevi_sosyal_hizmetler/makâle_07.asp

[8] Tekâsür: 102 /48.

[9] İsrâ’: 17/36. İbni Raceb el-Hanbelî, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hıkem, II. 77. tah. Şuayp el-Arnavut, Ibrahim Bacis, Beyrut-1991, II. baskı.

[10] Tirmizî, “Zühd” 59, (2404).

[11] Aclûnî, Keşfu'l-hafâ, 2/212.

[12] Hucurât: 49/13.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022