Ebû Hâzim'den Halife Abdülmelik’e Sarsıcı Nasihatler
Dünyayı mâmur, ahireti harap edenlerin ölüm korkusu... Ebû Hâzim’in Halife Abdülmelik’e verdiği sarsıcı nasihatler ve ilmin izzetini koruyan dik duruşu.
Emevî halîfelerinden Süleyman bin Abdülmelik Mekke'ye giderken Medine'ye uğradı ve orda birkaç gün kaldı.
DÜNYAYI MÂMUR, AHİRETİ HARAP EDENLERİN KORKUSU
Etrafındakilere:
“–Medine'de Rasûlullah (sav) Efendimiz'in ashabından herhangi bir kimse yetişmiş (tâbiînden) bir kişi var mıdır?” diye sordu. Ona:
“–Ebû Hâzim isminde sâlih bir zât var” dediler. Hemen ona bir haberci gönderdi. Yanına geldiğinde ona:
“–Ebû Hâzim, bu ne ilgisizlik ve uzaklık böyle?” dedi. Ebû Hâzım:
“–Ey mü'minlerin emîri, benden ne gibi bir ilgisizlik gördün ki?” dedi. Süleyman:
“–Medinelilerin ileri gelenleri yanıma geldiği hâlde sen gelmedin!” dedi. Ebû Hâzım:
“–Mü'minlerin emiri, olmadık bir şeyi söylemekten Allah'a sığındı! Bugüne kadar ne sen beni tanıdın, ne de ben seni gördüm. (Tanışmadığımız hâlde seni karşılamamı mı bekliyorsun?!)” dedi.
Süleyman, büyük hadîs âlimi Muhammed bin Şihâb ez-Zührî'ye dönerek:
“–Bu yaşlı zât isabet etti, ben hatâ yaptım” dedi ve devamla:
“–Ebû Hâzim, bize ne oluyor ki ölümden hoşlanmıyoruz?” diye sordu. Ebû Hâzım:
“–Sizler âhiretinizi harâb edip dünyanızı mâmur ettiniz. Bu nedenle mâmur bir beldeden harâbe bir yere geçmeyi hoşunuza gitmiyor!” dedi. Süleyman:
“–Doğru söyledin Ebû Hâzim! Peki uğruna yüce Allah'ın huzuruna nasıl çıkılacak?” dedi. Ebû Hâzım:
“–Sâlih mü'minler (muhsinler), gurbetten âile efrâdının yanında dönen kimseler gibi olacaktır. Kötü insanlar da, efendisinden kaçarken yakalanıp geri köleler gibi olacaktır” deyince Süleyman ağladı ve:
“–Ah, bir bilseydim, Allah dünyada ne ile karşılaşacağımızı?” dedi. Ebû Hâzim (r.aleyh):
“–Öyleyse amellerini Allah'ın kitabına göre değerlendirin.” buyurdu.
“–Onu değerlendirmek için nereye bakmalıyım?”
“– «Ebrâr (iyiler) hiç şüphesiz Naîm cennetlerinde nîmetler içindedirler, kötüler ise hiç şüphesiz cehennemdedirler.» (İnfitar, 13-14)”
“–Ebû Hâzim, Allah’ın rahmeti nerede kaldı?”
“–Allah’ın rahmeti muhsinlere yakın.” (Bkz. A'râf, 56)
“–Ebû Hâzim, Allah’ın kulları arasında en değerli ve şereflileri kimlerdir?”
“–Mürüvvet sâhipleri ve ibreti bilen akıllı kişilerdir.”
“–Hangi amel daha faziletlidir?”
“–Haramlardan uzak kalmakla birlikte farzları edâ.”
“–Hangi dua kabule şâyândır?”
“–Kendisine ihsânda bulunulan kişinin ihsân sâhibine yaptığı dua!”
“–Hangi sadaka daha faziletlidir?”
“–Son derece zayıf olan muhtaca verilen, az maldan zorla imkan nisbetinde verilen, başa kakma ve eziyetin tâkip edilmediği sadaka!”
“–Hangi söz daha âdildir?”
“–Kendisinden korktuğun yahut bir şeylerin umduğu kişinin aleyhine hakkın söylenmesidir.”
“–En akıllı mü'min kimdir?”
“–Allah'a itaat husûsunda gayret gösteren ve insanlara da bu yolu gösteren kişidir.”
“–En ahmak mü'min kimdir?”
“–Kardeşi haksız olduğu hâlde, onun hevâsı istikâmetinde koşarak, başkasının dünyasının uğruna kendi âhiretini feda eden kimsedir.”
“–Çok doğru söyledin! Peki bizim içinde bu durum hakkında ne inceledik?”
“–Ey Mü’minlerin Emîri! Sizin durumunuzu ve icraatlarınızı bu şekilde görüyor ve takip ediyorum!”
“–Hayır. Sen bu insanların bana vereceğin bir nasihat olarak değerlendir.”
"–Ey Mü'minlerin Emîri, senin babaların bu makamı insanlara kılıç çekerek, zorla aldılar." aldılar. Bu yönetim zorla, Müslümanlarla istişare etmeden ve onların rızâsı dışında ele geçirdiler. Bu esnâda pek insanı öldürdüler. Sonunda saltanatlarını bırakıp başka dünyaya irtihâl dediler. Keşke bunları söylerlerdi bilebilseydin!"
Süleyman ile birlikte oturanlardan biri:
“–Ne kötü söyledin Ebû Hâzim?” dedi. Ebû Hâzım:
“–Sen hatâ ediyorsun! Çünkü Allah, ilim adamlarından insanların hakkını mutlaka açıklayacaklarına ve onu hiçbir şekilde gizlemeyeceklerine dair söz almıştır.” dedi. Süleyman:
“–Peki biz nasıl ıslah edeceğiz?” dedi. Ebû Hâzim şöyle cevap verdi:
“–Hayırsızlık ve zulmü bırakırsınız, mürüvvete sarılıp insanlar arasında eşit taksimatta bulunursunuz.”
“–Böyle bir şeyi nasıl yapılır?”
“–Malı helâl yapıyorsunuz ve ehil olan kimselere veriyorsunuz.”
“–Ebû Hâzim, bize arkadaşlık etmeye ne dersin? Sen bizden istifade edersin, biz de senden istifade ederiz.”
“–Bundan Allah'a sığınırım.”
“–Nedenmiş o?”
“–Az dahi olsa size meyletmekten korkarım. O vakit yüce Allah bana hayat da ölümün de azabını kat kat tattırır.”
“–Bir ihtiyacın varsa bize arzet!”
“–Beni cehennemden kurtarıp cennete koyabilir misin?”
“–Bu benim yapabileceğim bir iş değil!”
“–Benim de bundan başka bir ihtiyacım yok.”
“–Bana dua ediver!”
“–Allah'ım, eğer Süleyman senin râzı olduğun bir mü'min ise ona dünyaya ve âhiretin hayırlarını kolaylaştırır. Eğer hoşlanmadığın biri ise onu perçeminden yakala, sevdiğin ve râzı olduğun amellere muvaffak kılarak sırât-ı müstakîme sevkeyle!”
"–Bu kadar mı?"
“–Eğer sen bu işe ehil isen ben gerçekten çok veciz ama senin için çok şeyleri ihtivâ eden bir dua yaptım. Eğer sen ehil değilsen, benim duamın sana faydası olmaz. Kirişi olmayan yayla ok atmak sonuç vermez.”
“–Bana tavsiyede bulun!”
“–Sana özlü tavsiyede bulunacağım: Rabbimizin azamet ve yüceliğini hiçbir zaman aklından çıkarmayın, O'na karşı tâzim ve hürmette kusûr etme! Yasakladığı bir yerde seni görmesinden ve gerektiği gibi bir yerde seni görmemesinden sakının!”
BAŞKASININ DÜNYASI İÇİN KENDİ AHİRETİNİ YAKMAK
Ebû Hâzim, Süleyman'ın yanından ayrılınca, Süleyman ona yüz dinar gönderdi ve:
“–Bunları (ihtiyaçlarına) harca! Sana bunun gibi daha pek çok dinar verebilirim” diye bir yazı yazdı.
Ancak Ebû Hâzim bu yüz dinarı ona geri gönderildi ve Süleyman'a gönderildi:
“–Ey mü'minlerin emiri, senin bana sorduğun sorular boş sözlerden veya benim sana cevap vermemin senden bağışlanmayı bekleyebileceğimden Allah'a sığınırım.Senin için uygun görmediğim şeyleri kendim için nasıl uygun görürüm?”
AÇLIĞIN İZZETİ
Hz. Mûsâ bin İmrân , Medyen'in su kaynağına varınca [1] orada koyunlarını sulayan çobanlar gördü. Onların ilerideki koyunlarını da koyunlara karışmaktan alıkoyan iki kız vardı. Kızlara durumlarını sordular, onlarda:
«–Çobanlar koyunlarını sulayıp gitmedikçe biz koyunlarımızı sulayamayız, babamız da iyice yaşlandı» dediler. Hz. Musa (as), koyunlarını suladı, sonra da gölgeye çekilip şöyle dua etti: «Rabbim, ben senin indireceğin ona hayra muhtacım!» O, bu duayı yaparken açıyordu, düşman tehlikesinden korkuyordu, emniyette değildi. Buna rağmen Rabbinden istedi, hiçbir şey dilemedi. Çobanlar bu meseleleri çözemediler, ancak o iki kız durumu anlaşılırlar. Babalarına döndüklerinde başlangıçtan geçişlerini anlattılar. Babaları Şuayb (as):
«–Bu zâtın karnı açtır» dedi. Daha sonra kızlarından birisine:
«–Git onu buraya dâvet et!» dedi.
Kız, Hz. Musa'nın yanında varınca ona gereken hürmeti gösterdi, onları örterek:
«–Babam seni çağırıyor, koyunlarımızı sulayabildiğiniz için sana ücret verecek» dedi.
Kızcağız «koyunlarımızı sulamanın ücreti» deyince, yaptığı iyiliğin zikredilmesi Hz. Mûsâ'ya ağır geldi, ancak kızı tâkip etmekten başka bir yol bulamadı. Zira o, dağlar arasında aç ve yapayalnızdı. Kızın ardısıra giderken, rüzgâr estiğinden beri dayanıklı elbisesini yapıştırıyor, vücut hatlarını belli ediyordu. Zaten zayıfça idi. Mûsâ (as) ise bazen yüzüne yana dönüyor, bazen de gözü yumuyordu. Artık sabri tükenince ona:
«–Ey Allah'ın kulu, arkamdan yürü ve sözlerinle hangi noktada gideceğimi bana göster!» dedi.
Musa (as), Hz. Şuayb'ın yanında varınca akşam yemeğinin hazırlandığını gördü. Şuayb (as) ona:
«–Delikanlı, otur, yemek ye!» dedi. Musa (as):
«–Allah'a sığınırım» dedi. Şuayb (as):
«–Neden, aç değil mi?» diye sorunca Musa (as):
«–Evet açım ama bu yemeğin koyunları suyuvermemin sahibinin elinde. Zira biz öyle bir âileye mensubuz ki, Âhirete âit en ufak bir şeyi bile dünya dolusu yerinde satmayız!»
Şuayb (as) ona:
«–Hayır ey delikanlı, senin düşündüğün gibi değil. Bu benim ve babalarımın âdetidir. Misâfire ikrâm eder, insanlara yemek yediririz” dedi. Bunun üzerine Musa u kuralları yemek yedi.
Şimdi, bu yüz dinar, söylediğim sözlerin karşılığı ise, kan ve domuz eti zarûret hâlinde bunlardan daha helâldir. Yok eğer o dinarları Beytülmal'deki bir hak olarak düşünülmüşsen, o zaman bu paralarda benim gibi daha güzellerinin hakkı vardır. Eğer bu para Beytülmal'den ise, herkese eşit dağıtılmadıysa benim buna ihtiyacım yok; eğer şahsındansa zaten kabul etmem!” (Dârimi, Mukaddime 56/653; Ebû Nuaym, Hilye, III, 234-236)
*
Tâbiînin âlimlerinden Ebû Hâzim (r.aleyh) başka bir sözünde şöyle buyurur:
“Allah'a yaklaşmayan ona nîmet baş belâsıdır.” (Yahyâ b. Mâîn, et-Târîh, Mekke-i Mükerreme 1979, III, 252)
Dipnot:
[1] Bkz. Kasas, 23-26.
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya