“Din, Dürüstlük ve Samimiyettir” Hadisi
Abdullah Sert Hocaefendi, Şifa-i Şerif’ten “Din, dürüstlük ve samimiyettir” hadisini açıklıyor.
“DİN, DÜRÜSTLÜK VE SAMİMİYETTİR” HADİSİ
Din Dürüstlük ve Samimiyettir
Ashâb-ı kirâmdan Temîm ed-Dârî (v. 40/660) radıyallahu anh’ın rivâyet ettiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Din, dürüstlük ve samimiyettir; din dürüstlük ve samimiyettir; din dürüstlük ve samimiyettir.” buyurdu. Bazı sahâbîler:
«Kimin için dürüstlük ve samimiyettir, ey Allah’ın Elçisi?» diye sordular. Şöyle buyurdu:
“Allah için, Kitâbı için, Resûlü için, Müslümanların yöneticileri için ve bütün Müslümanlar için dürüstlük ve samimiyettir.” (bk. Ebû Dâvûd, Edeb 59, nr. 4944; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, IV, 102, 103)
İslâm âlimleri; Allah için, Resûlü için, mü’minlerin yöneticileri için ve bütün Müslümanlar için dürüst ve samimi olmanın mutlaka yapılması ve aslâ terk edilmemesi gereken bir görev olduğunu söylemişlerdir. Bu cümlede, yukarıdaki hadîsi şerîften farklı olarak sadece “Allah’ın kitâbı için dürüst ve samimi olmak” ifâdesi zikredilmemiştir. Bu da muhtemelen bir istinsâh hatâsıdır.
Hattâbî diye ünlü Ebû Süleymân el-Büstî (v. 388/998) şöyle demiştir:
“Dürüstlük ve samimiyet, kendisine öğüt verilen kimsenin hayrını ve iyiliğini istemek demektir.” Dürüstlük ve samimiyet demek olan “nasihat” kelimesi, taşıdığı bütün mânaları kapsayacak tek bir cümleyle ifâde edilemez.
“Nasihat”in sözlük anlamı ihlâstır. Balı mumundan ayırma işi de yine nasihat kelimesiyle anlatılır.
Dil âlimi Ebû Bekir ibni Ebî İshâk el-Haffâf (v. 261/875) şöyle demiştir:
Nasihat’in kök fiili olan “nush”, “yapılması münasip ve uygun olan şeyi yapmak” demektir; o da “elbisenin dikildiği iplik” anlamına gelen “nisâh” kelimesinden türetilmiştir.
Arap dili ve edebiyâtı âlimi Ebû İshâk ez-Zeccâc da (v. 311/923) böyle söylemiştir.
Allah ve Kitâbı İçin Dürüstlük
“Allah için dürüstlük ve samimiyet”; O’nun bir olduğuna samimiyetle inanmak, O’nu lâyık olduğu en yüce sıfatlarla anmak, lâyık olmadığı şeylerden tenzîh etmek, O’nun sevip râzı olduğu şeyleri yapmak, râzı olmadığı ve gazabına sebep olan işlerden uzak durmak ve O’na samimiyetle ibâdet etmektir.
“Kitâbı için dürüstlük ve samimiyet”; öncelikle Kur’an’ın Allah kelâmı olduğuna îmân etmek, sonra bu kitâbın içindeki buyrukları uygulamak, onu güzel bir şekilde ve huşû içinde okumak, ona lâyık olduğu
şekilde saygı göstermek, onu anlamaya çalışmak, ona, karşı çıkanlara ve onu, maksadını aşacak biçimde yorumlayanlara karşı savunmaktır.
Resûlullah İçin Dürüstlük “Resûlü için dürüstlük ve samimiyet”; hadis ve lugat âlimi Ebû Süleymân el-Hattâbî’nin de (v. 388/998) dediği gibi, onun Allah’ın Elçisi olduğunu kabul etmek, emrettiği ve yasakladığı konularda ona bütün gücüyle itâat etmektir.
Ebû Bekir el-Haffâf şöyle demiştir: “Resûlullah için dürüstlük ve samimiyet; onun getirdiği dini, kendisi hayattayken de, vefâtından sonra da desteklemek, düşmanlarına karşı onu savunmak, sünnetini bizzat yaşayarak ihyâ etmek, savunmak ve yaymak, onun yüce ahlâkıyla ahlaklanmak ve güzel âdâbıyla edeplenmektir.”
Kurtubalı âlim Ebû İbrâhim İshâk ibni İbrâhim et-Tücîbî (v. 352/963) şöyle demiştir:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem için dürüstlük ve samimiyet; onun Allah’tan vahiy yoluyla alıp getirdiği dini kabul ve tasdik etmek, sünnetine yapışmak ve onu yaymak, başkalarını sünneti yaşamaya teşvik etmek, insanları Allah’ın dinine, kitâbına, Resûlüne inanmaya, Resûlünün sünnetine sarılmaya ve onunla amel etmeye dâvet etmektir.
Hanbelî mezhebinin imâmı Ahmed ibni Muhammed ibni Hanbel bu konuda şöyle demiştir: “Kalplerin en önemli görevlerinden biri, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Allah’ın Elçisi olduğuna inanmak ve ona bütün varlığıyla itâat etmektir.”
Sağlığında Resûlullah’a Dürüstlük
Ebû Bekir el-Âcürrî (v. 360/970) ve diğer İslâm âlimleri şöyle demişlerdir: Resûlullah için dürüstlük ve samimiyet deyince iki şey hatıra gelir. Biri, o yaşadığı sürece kendisine dürüstlük ve samimiyet, diğeri de vefâtından sonra ona dürüstlük ve samimiyet. Resûlullah yaşadığı sürece dürüstlük ve samimiyet; ashâbının ona yardım etmesi, onun vücûdunu düşmanlarından koruması, onun düşmanlarını düşman bilmesi, emrettiklerini yapıp yasakladıklarından kaçınması, bu uğurda canlarını ve mallarını fedâ etmeleridir. Allah Teâlâ onların görevlerini yerine getirdiklerini şöyle ifâde buyurmuştur:
“Mü’minlerden, Allah’a verdiği söze sadık kalan adamlar da vardır. Onlardan kimi sözünü yerine getirip O’nun yolunda can vermiş, kimi de sırasını beklemektedir. Onlar, verdikleri sözü hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb 33/23.)
Birinci Bölüm’de “Allah Teâlâ’nın Resûlullah’ı Esmâi hüsnâ’sı ve Yüce Sıfatlarıyla Şereflendirmesi” bahsinde (bk. I, 499). “elMü’min” ismini anlatırken bu âyetin Enes ibni Mâlik’in amcası Enes ibni Nadr ve benzerleri hakkında nâzil olduğunu söylemiş ve bu yiğit sahâbînin menkıbesini dile getiren hadîsi şerîfi zikretmiştik.
Bu konudaki bir başka âyet de şöyledir:
«O mallarda, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmış, Allah’ın lütuf ve rızâsını arayarak Allah’a ve Resûlüne yardım eden muhâcirlerin de hakkı vardır. Onlar özü sözü doğru olanların tâ kendileridir.” (Haşir 59/8)
Vefâtından Sonra Resûlullah’a Dürüstlük
Müslümanların Resûl-i Ekrem’e vefâtından sonraki dürüstlük ve samimiyetleri; ona en üstün saygıyı, en ileri sevgiyi göstermek, sünnetini ve hadislerini öğrenmek, getirdiği dini anlamaya çalışmak, onun yakınları demek olan Ehl-i beytine ve ashâb-ı kirâmına muhabbet beslemek, onun sünnetine önem vermeyip uzaklaşanlara uzak mesafede durmak, onlara buğzetmek, insanları onların kötülüğünden sakındırmak, Resûlullah’ın ümmetine şefkat beslemek, onun ahlâkını, yaşayışını ve faziletlerini öğrenmeye çalışmak, bunları kendine hayat tarzı yapmak için gayret göstermektir.
Ebû Bekir el-Âcürrî’nin yukarıda naklettiğimiz görüşüne göre dürüstlük ve samimiyet; muhabbet ağacının bir meyvesi ve “Peygamber Sevgisinin Göstergesi” bahsinde söylediğimiz gibi (bk. II, 323) sevginin bir göstergesidir.
Tasavvuf, kelâm, tefsir ve hadis âlimi Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin (v. 465/1072) naklettiğine göre, Horasan’da kurulan Saffârîler Devleti’nin yiğit hükümdarı Amr ibni Leys2 vefât edip de rüyâda görüldüğü ve kendisine “Allah sana ne yaptı?” diye sorulduğunda: “Allah benim günahlarımı affetti” demiş; ona: “Neden dolayı seni affetti?” diye sorulunca da şunları söylemiştir: “Bir gün bir dağın tepesine çıkmış ve dağın eteğindeki ordumu seyre dalmıştım. Askerlerimin çokluğu hoşuma gitmiş ve ‘Keşke Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında yaşasaydım da, bu askerle onun düşmanlarıyla savaşıp kendisine yardım etseydim’ diye içimden geçirmiştim. Herhâlde Cenâb-ı Hak benim samimiyetle söylediğim bu sözden hoşnut olmuş ve günahlarımı affetmiştir.”
Müslüman Yöneticiler ve Müslümanlar İçin Dürüstlük Müslümanların yöneticileri için dürüstlük ve samimiyet; hak üzere oldukları sürece onlara itâat edip adâleti uygulamalarına yardımcı olmak, doğru yoldan ayrılmamalarını kendilerine usûlünce hatırlatmak, Müslümanların işlerinden ihmâl ettikleri ve haberdâr olmadıkları hususlarda kendilerini uyarmak, onlara isyân etmemek ve halkı onların aleyhine kışkırtmamaktır.
Bütün Müslümanlar için dürüstlük ve samimiyet; onları faydalarına olacak şeye yönlendirmek, kendilerine din ve dünya işlerinde sözle ve fiille yardım etmek, gerçeği görmeyenlerini uyarmak, bilmeyenlerini bilgilendirmek, muhtaç olanlara maddî yardımda bulunmak, onların ayıplarını ve kusurlarını örtmek, kendilerine zarar verecek şeyleri onlardan uzaklaştırmak ve faydalarına olacak şeyleri onlara sağlamaktır.
Allah Teâlâ kullarını birbirinin faydasına olan şeyleri yapmaya teşvik ederek:
“İyilik ve takvâda yardımlaşın, kötülükte ve düşman-
lıkta birbirinize destek vermeyin.” (Mâide 5/2) buyurur.
Peygamber Efendimiz de bunun onlara ne sağlayacağını şöyle dile getirir:
«Bir kul, din kardeşinin yardımına koştuğu sürece, Allah da ona yardım eder.» (Müslim, Zikr 38, nr. 2699)
Burada şu hadîsi şerîfi de hatırlamalıdır:
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyâmet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhârî, Mezâlim 3, nr. 2442; Müslim, Birr 58, nr. 2580.)
Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif