Çok Günahım ve Kötü Huylarım Var Bunlardan Kurtulmak İçin Ne Yapmalıyım?

İbadet Hayatımız

Çok günahım ve kötü huylarım var. Bunlardan kurtulmak için ne yapmalıyım? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Evet, aynı durumdan ben de muzdaribim. Benim de çok kötü huylarım var, çok günahlarım var. Hakikaten o kötü huylarımdan kurtulmak istiyorum. Günahlarımdan tövbe edip bir daha onlara dönmemeye niyet ediyorum. Bir hayat mücadelesi devam ediyor. Bu durum beni rahatsız ediyor. Belki iyi insanlarla beraber olursam bu kötü alışkanlıklarımdan kurtulurum. Efendim, iyi insanlardan gördüğüm güzel ahlâkı ve güzel davranışları zamanla kendime kabullendiririm diye, kendimi böyle bir ortama, Hüdayi camiasının içerisine attım.

Dolayısıyla bir Müslümanın öncelikle kendinin farkında olması; yanlışının, eksiğinin, kusurunun farkında olması önemli bir adımdır. İkincisi, bu durumun kendisini rahatsız etmesidir. Bu da önemli bir adımdır. Allah (c.c) muhafaza etsin, insan kötülükleri alışkanlık hâline getirir ve o alışkanlıklarıyla iftihar eder, gurur duyarsa bu çok vahim bir tehlikedir. Ama günahının günah olduğunu biliyor ve o günahtan dolayı ızdırap çekiyorsa, bu bir Müslüman için büyük bir teselli kaynağıdır.

Cenâb-ı Allah bizlere hakkı hak görmeyi, bâtılı bâtıl görebilmeyi nasip eylesin. Hakka tâbi olmaya, bâtıldan da kaçmaya bizleri muvaffak eylesin diye dua ediyoruz.

Binaenaleyh, bu kardeşimizin zaman zaman “takmıyorum” noktası hariç… Yani takmamak, yanlışı alışkanlık hâline getirmek veya yanlışın kişiyi artık etkilememesi kötü bir durumdur. Ama yanlışın yanlış olduğunu bilmek, onun acısını çekmek, onun ızdırabını hissetmek önemli meselelerdir.

Bundan kurtulmak için her Müslüman şunu bilmelidir: “Şüphesiz nefis, daima kötülüğü emreder.” İnsanın aklına hep olmayacak şeyleri getirir (Yûsuf, 12/53). Nitekim biz Kur’ân’ın son sûresi olan Nâs sûresinde, âlemlerin Rabbi Cenâb-ı Allah’a sığınıyoruz. Neyden sığınıyoruz? “Gizli gizli vesvese veren sinsi vesvesecinin şerrinden” sığınıyoruz (Nâs, 114/1-6). Bu, insanlardan olabileceği gibi insan dışı varlıklardan, cinlerden de olabilir.

Böyle bir mücadelenin, böyle bir kavganın içerisindeyiz. Böyle bir kavgada mutlak surette yardım almamız gerekiyor. Bu yardımın yolu da şudur: Bugün modern psikolojide “grup terapi” dedikleri bir şey var. Yani bir psikoloğun, bir psikiyatrın ofisinde 10–15 kişi toplanıyor, herkes bir şeyler söylüyor ve böylelikle birbirlerine telkinde bulunuyorlar. İşte bu grup terapisi denilen şeyi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bizlere “cemaatle bulunmak” olarak ifade ediyor.

Onun için cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir (Buhârî, Ezan 30; Müslim, Mesâcid 249). Cemaatle kılınan namaz kâmil bir namazdır; cemaatsiz kılınan namaz ise nâkıs bir namaz olarak görülür. Çünkü cemaatle kılınan namaz, bize maddî kazanım sağlamasının yanında manevî ve ruhî kazanımlar da sağlar.

Bu sebeple cemaatten ayrılmamaya çalışacağız. Cemaatle namazı en önemli meselemiz hâline getireceğiz. Her namaz kıldığımızda da sağımızdaki ve solumuzdaki Müslümanları kendimizden daha değerli göreceğiz. Bazen şeytan böyle bir meclise girildiğinde, hemen oradaki hatayı ve yanlışı gözümüzün önüne getirir; “Böyle olmamalı, şöyle olmamalı” diye hep olumsuzlukları gösterir ki oradaki ruhî ve manevî feyizden bizi mahrum bırakmaya çalışır.

İkincisi, mümkün mertebe mesaimizden, normal zamanımızda oturup kalktığımız kimselere varıncaya kadar, manevî ve ruhî olarak bizden daha önde olan insanlarla bir arada olmaya çalışmalıyız. Bugün modern psikolojide şöyle bir tespit vardır: “Bir insan, günlük hayatta oturup kalktığı ve vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.” Yani ben Adem hocayla, Basri hocayla oturup kalkıyorsam, onların ortalaması benim adıma oluşabilecek bir karakteri ifade eder.

Onun için bu kardeşimiz şuna baksın: Gün içerisinde kimlerle vakit geçiriyor, hangi konuların muhabbetini yapıyor, gündeminde neler var? Ona göre kendisini anlasın.

Bir hadis-i şerif var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ümmet-i Muhammed’e ibret olsun diye anlatıyor: Eski ümmetlerden bir adam vardı. Bu kimse doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Yeryüzünün en bilgin insanını sordu, onu bulup gitti ve dedi ki: “Ben doksan dokuz kişiyi öldürdüm. Tövbe etsem Allah benim tövbemi kabul eder mi?” Adam, “Sen doksan dokuz kişiyi öldürmüşsün, tövben kabul olmaz.” deyince, onu da öldürdü ve sayıyı yüze tamamladı.

Fakat iç dünyasında yine bir rahatsızlık vardı. Yeryüzünün en hikmetli, en irfan sahibi kim olduğunu sordu. Ona yönlendirildi. O zat hikâyeyi dinledi ve dedi ki: “Senin tövbene kim mani olabilir? Ancak tövbenin kabulü için bir şart var: Arkadaş çevreni değiştireceksin. Bulunduğun ortamdan uzaklaşacak, güzel insanların yaşadığı yere gideceksin.”

Adam nasihati dinledi, tövbe etti ve yola çıktı. Yolda vefat etti. Hadis-i şeriften anladığımız kadarıyla rahmet ve azap melekleri geldiler. Rahmet melekleri, “Bu adam tövbe etti.” dediler. Azap melekleri ise, “Ama bu adam yüz cinayet işlemiş.” dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, “Ölçün.” buyurdu. Bir rivayete göre iyilerin tarafına bir karış daha yakın çıktı; rahmet melekleri onu aldı. Bir başka rivayete göre ise Allah Teâlâ yeri dürdü, mesafeyi kısalttı ve onu iyilerin tarafına yakın kıldı. Böylece rahmet melekleri onu alıp götürdü (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46-47).

Dolayısıyla kötü huylarımızdan kurtulabilmenin en temel yolu çevre değiştirmekten, güzel bir çevreye girmekten geçer. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Öyle insanlar vardır ki, görüldüklerinde Allah hatırlanır.” (Tirmizî, Zühd 59).

Binaenaleyh, iyi ve güzel insanlarla sohbet etmek, onlarla bir araya gelmek, onlarla beraber olmak gerekir. Zamanla kardeşimiz, bu tür kötü alışkanlıkların azaldığını, hatta tamamen yok olduğunu görecektir inşallah.