Çocukları Sağ Olan Dede ve Neneye Bakmak Zorunda mıyız?

VİDEOLAR

Çocukları sağ olan dede ve neneye bakmak zorunda mıyız? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Anne babaya iyilik yapmayı Kur’an bize emrediyor. Cenab-ı Allah, Vekadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu vebilvâlideyni ihsânâ.” (İsra 23. ayet) buyuruyor. Evet, Allah diyor ki sadece kendisine ibadet etmenizi emretti, böyle hükmetti. Anaya babaya iyilik yapmanızı size emretti diyor, ihsan etmenizi size emretti diyor.

Dolayısıyla anneye, babaya; işte annenin annesine, babanın annesine, babanın babasına, annenin babasına... Yukarıya kadar, tâ Âdem aleyhisselam’a kadar giden bir serencamdan bahsediyoruz. İyilik yapmak bizim boynumuzun borcudur. Allah’ın bize emridir.

EMRİN HUKUKİ VE DİNİ BOYUTU

Fakat bu emrin bir hukuki boyutu var, bir de dini boyutu var.

Hukuki boyutu nedir? Bu emirle muhatap olan kimselerin ihsanın, iyilik yapmanın birinci seviyesi; onların geçimlerini temin etmektir, bakımlarını üstlenmektir.

Bak, annen baban yaşlanmış, çalışamıyorlar. Belli bir birikimleri, zenginlikleri de yok. Bakıma ihtiyaçları var. Bu hem nafaka olarak... Nafakaya ihtiyaçları var. İşte ayda 40.000 lira, 50.000 lira neyse durumları ona göre bir nafakaya ihtiyaçları var. Bir de fiziki olarak hakikaten elden ayaktan düşmüş olabilirler. Bu durumda da fiziki olarak bakıma ihtiyaçları var.

Yani biri gelecek, onların hizmetini yapacak, yemeğini pişirecek, temizliğini yapacak vesaire. Bu sorumluluk, yani ihsanın nafaka boyutu, bakım boyutu; birinci derece mirasçılarıyla ilgili bir meseledir.

Yani bir kişi öldüğünde onun mirasını kim alıyor? Evlatları alıyor. Kabaca o evlatlar anneye babaya bakmakla yükümlüdürler.

Kim Bakmakla Yükümlüdür?

Ama şöyle bir şey farz edelim: Bir kimseyi düşünün. Babası var, evladı var. Babası mı ona bakmakla yükümlü, evladı mı ona bakmakla yükümlü?

Birinci derece mirasçısı evladı olduğu için evladı ona bakmakla yükümlüdür. Eğer evladının da maddi imkânı yoksa o zaman maddi imkânı olan babasının ona bakım yükümlülüğü vardır.

Nitekim mesela biz doğduk, annemiz babamız bize baktı. Genelde de babalar evin iaşesini, geçimini sağlarlar. Kazanç onların kazancıdır, getirirler. Pek farkına varmaz ailede kimse ama baba maddi yükü çeker, omuzlar.

Sonra çocuğu evlendirirsin, çocuğu olur ama iş bulamaz, edemez. Yine bir yerden nafakasının temini gerekir. Burada da nafakasını temine babası yükümlüdür, eğer imkânı varsa, zenginliği varsa.

Düşünün, adamın işte milyonları var, milyarları var. “Seni evlendirdim, artık sen kendi başının çaresine bakacaksın.” diyebilir mi? Der. Ama baktığı olmuyor.

Yani bazen gençler tembel oluyorlar. “Çalışmıyor, iş yok.” diyor. Tamam. Ama bazen de hakikaten iş olmuyor. Mesela memleketin ücra bir yerinde baba diyor ki: “Evladım, sen köyden ayrılma.” “Peki babacığım, köyde ne yapayım?” “Ne yaparsan yap.” diyor. Ne yaparsan yap olmaz.

Eğer o köyde çocuk geçimini temin edecek bir imkân bulamıyorsa baba olarak ona bakım yükümlülüğü babanın üzerinedir.

Torunları Ona Bakmak Zorunda mıdır?

Ama düşünelim ki bir babanın hizmete ihtiyacı var, nafakaya ihtiyacı var. Yani geçinmek için paraya ihtiyacı var. Çocukları ona bakmıyorlar. Torunları ona bakmak zorunda mıdır?

Bu emir, anne babaya iyilik yapma emri; torunlara da, torunların torunlarına da şamildir.

Dolayısıyla evet, hukuken devlet, mahkeme kararıyla bugünkü mer’i hukukta da böyledir. Yani bugünkü mer’i hukukta da baba eğer geçim sıkıntısı çekiyorsa, imkânları elverişli olan evlada mahkeme kararıyla babanın nafakası ödettirilir.

Babanın nafakasını birinci derece evladı öder. Ama onda da olmayabilir. Kimde var? Torunun da mal varlığı var. Allah zenginliği dilediğine vermiş. Bu durumda torun hem babasının hem dedesinin nafakasını ödemekle mükelleftir.

Binaenaleyh, “Babam duruyor, amcam duruyor, halam duruyor. Ben niye dedemin nafakasını vereceğim, onun bakımını üstleneceğim?” diye bir kimse söylenemez.

Bunların maddi imkânları var, buna rağmen yapmıyorlarsa hukuken sorumlu olan bunlardır. Ama Allah katında, eğer bir yerde ihtiyaç sahibi bir Müslüman varsa, bırakın onun sizin dedeniz olmasını; bir insan olması sizin sorumlu olmanız için yeterlidir.

Yani bir Müslümanın olduğu yerde, bırakın insanı, bir hayvanın bile bakımsızlıktan telef olması hâlinde bütün orada yaşayan Müslümanların üzerinde bir sorumluluk söz konusudur.

Hele dedenizse, yakınınızsa burada sizin doğrudan bir sorumluluğunuz vardır.

“Ben niye sorumlu oluyormuşum? Annem sorumlu olsun, babam sorumlu olsun, teyzem sorumlu olsun, halam, amcam sorumlu olsun.” diye bir serzeniş dünya mahkemelerinde işe yarayabilir belki ama ahiret mahkemesinde işe yaramaz.

Dolayısıyla bir insan, kendi akrabasına; özellikle de kan bağıyla bağlı olduğu üst soyuna ve alt soyuna karşı sorumluluklarını bilmelidir.

Bu sorumluluğun bir parçası olarak da imkânı olan kimsenin, imkânları çerçevesinde ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermesi gerekir.

Zaten sıla-i rahim dediğimiz şey, yani bir kan bağıyla birbirimize bağlı olduğumuz aile bireylerimizi koruyup kollamaktan geçiyor.

Bu noktada bazen şöyle oluyor: Mesela bir hanım kardeşimiz diyelim ki ailesinin rızası olmadan bir evlilik yapmış. O evlilikten çocuklar olmuş. Bu çocukların bakımı babaya aittir, babanın akrabalarına aittir hukuken. Ama o kadının, o hanımın ihtiyacı, nafakası evet kocasına aittir. Ama kocasının imkânı yoksa akrabalarının üzerine düşüyor.

Bu durumda kadını, “Kocandan ayrıl, biz sana öyle yardım ederiz.” diye iki arada bir derede bırakmanın da lüzumu yok.

Binaenaleyh Allah, imkânı olan Müslümanlara, imkânı olmayan Müslümanların hâlini hatırını sorma ve onların geçimleriyle ilgili çalışma vazifesi yüklemiştir.

Hele de bu kan bağıyla bağlı olduğumuz kimseler olunca daha bir sorumluluk artmaktadır.

Buradan hareketle; yukarıda amcası, dayısı, halası, teyzesi olsa da torun, eğer dedesi, nenesi bakıma muhtaç ise imkânları çerçevesinde bu vazifeyi yerine getirmelidir.