Çilehane Yokuşu: Konfordan Huzura Yolculuk
Modern çağın 'konfor' uyuşukluğundan sıyrılıp, ruhu olgunlaştıran o kutlu yokuşlara talip olmak... Çilehane Camii’nin kar sessizliğinde, 'zevallı' olan insanın baki olanı bulma yolculuğu.
Anadolu’da, düğünlere giden bir çalgıcı, evleneceği kızın gassal olmasını istemiş. Sebebini soranlara, “Ben düğünlere giderim, o cenazelere; böylece geçinip gideriz.” demiş. Gün, gece ve gündüzden; yaşamak, sevinç ve kederden oluşur. Yollar da böyledir: Bazen düz olur, bazen yokuş.
DÜNYANIN MODASI GEÇMEYEN BEZİ: ÇİLEHANE
Divan edebiyatında dünya, dârülmihnet (sıkıntı diyarı) olarak nitelenir. Ağlayarak gelinen ve modası hiç değişmeyen bezle terk edilen dünyada, caminin adının “Çilehane” olmasına şaşılmaz. Caminin ismi Çilehane’dir, tamam; dünyada neresi çilehane değildir? İnsanın toprağına kırk yıl hüzün, bir yıl da mutluluk yağmuru yağmış. O yüzden insanın mutluluğu daha az olurmuş. “Ömrün yarısı cefa, yarısı sefa” diyenler! Keşke dediğiniz gibi olsaydı. Ömrün sefası, pirincin içindeki taşlar gibi görünmez olmuş.
Çocukluğumuz “Çilli Bom Bom” şarkısı gibi geride kaldı. Biraz büyüdük, “Çile Bülbülüm Çile” duyuldu. Biraz daha ilerleyince Çilehane Yokuşu’nun bestesiz, güftesiz terennümü başladı. Mevlânâ “Dinle neyden” diye başlar. Ney konuşur da Çilehane Camii ve Hüdâyî Türbesi hep susar mı? “Gönül Dili ve Edebiyatı” diye, Görünmeyen Üniversite’de bir ders okutulurmuş.
Sonu “hane” ile biten ne varsa insan içindir: Doğumhane, ameliyathane, cephane, yazıhane… Çil çil kubbeler serpen o mübarek ordular, çilehanelerle yerin altını da imar etmiş. Annem, köyden gelen birisinin şehirde dondurma yedikten sonra külahını dondurmacıya iade ettiğini anlatırdı. Yakın geçmişten, Nasreddin Hoca zamanına gidelim. Şehre ilk defa inen birisi, caminin minaresine hayretle bakarak Nasreddin Hoca’ya, “Bunu nasıl yaparlar?” diye sorar. Hoca da, “Kuyuyu ters çevirirler, olur biter.” der.
Bakmak ve Görmek Arasındaki Fark: Kule mi, Secde mi?
Çilehane Camii’nin minaresi tam 29,40 metredir. Yakınında, 369 metre uzunluğuyla Avrupa’nın en yüksek kulesi (Çamlıca) vardır. İki kuyu ters çevrilmiş; biri minare, diğeri kule olmuş. 29,40 metrelik kuyudan su çıkarmak kolaydır; 369 metreden kolay mı? Kuleye çıkanlar yukarıda dört dönerek etrafa bakar. Camide olanlar ise bütün yönlerden yüz çevirerek secdeye kapanır. Kuledekiler ne arar, secdedekiler ne bulur? Sadece bakmak için çıkılan kuleye çıkmak ücretlidir; görmek isteyen, camiye buyurmalıdır.
AKABELERİ AŞMAK: SARP YOKUŞLARIN ŞİFASI
Beled Suresi’nde yokuş, “akabe” ile ifade edilir. Akabe; sert ve dik yokuştur. Köle azat etmek, kıtlık zamanında, açlıktan ölüm korkusu yaşandığı bir anda, fakiri ve yetimi doyurmaktır. Çilehane Yokuşu da, Hüdâyî Yokuşu gibi nefes nefese mi bıraktı? Yokuşların şanındandır terletmek ve yormak. Düz ovada da yaşasan akabeler, yani dik yokuşlar, her zaman olacaktır. Aksi, inatçı, ahlaksız ve kararsız insanlar da dik yokuş değil midir?
“Öldürmeyen yokuş, kuvvetlendirir.” Yokuşta çekilen sıkıntılar da fanidir, bitimlidir:
- Acılarım kaç gün sürer?
- Kırk gün.
- Kırk gün sonra geçer mi?
- Geçmez ama, alıştığın için duymayacaksın! (Alıntı)
Kar Sessizliği ve Gönül Sızısı: Kalbin Sola Çekmesi
“Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.” Yokuşa yenilmeyen insan da nasipsiz kalmaz. Yokuşu çıkıp Çilehane Camii’ne girerseniz sizi kar sessizliği ve güvercin ürkekliği karşılar. Alıp verilen nefesinizin bile müthiş bir gürültü çıkardığını duyar, suçluluk duygusuyla nefes almamaya çalışırsınız. Tavaf, Kâbe sola alınarak başlar; tavaf esnasında kalp, sola çeker. Çilehane Camii’nde de cami boş olsa bile göz ve gönül sol en ön safa kayar. Çilehane Camii’nde de kalp, hep sola çeker.
Her camide bir tavus kuşu, bir zümrüdü anka ve süt beyaz bir kuğu her zaman vardır. “Filan yerde tatlı ye, çay iç, kahvesi süper.” deriz. “Filan camide mutlaka bir namaz kıl, çok huzurludur.” diyeceğimiz göz aydınlığı camilerimiz de olmalı.
KONFOR ALANINDAN MANEVİ İNŞAYA: KILLETİN GÜCÜ
Hüdâyî Türbesi’nin önündeki duvarda kedi maması tabağı ağzına kadar dolu. Kediler yok etrafta. Sadece türbe önünde değil, her yerde yenilmeyi bekleyen kedi ve köpek mamaları var. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında, sağlarında, sollarında…
Siz hiç koşan, ağaca tırmanan, birbirini kovalayan kediler gördünüz mü bu şehirde? Yazın da kışın da arabaların üzerinde; yemeğe doymuş, tembelliğe doymamış, gözleri yarı açık, ters ters bakarlar. Der- saâdet’in kedileri böyle mi olurmuş: Obez, ruhsuz, duygusuz, ilgisiz…”İnsanlar mı kedilerin ataletinden nasiplenmiş, yoksa kediler mi insanların rehavetinden etkilenmiş”, bilmiyorum.
Hadis-i şerife göre: “Cehennem şehvetlerle, cennet ise zorluklarla çevrelenmiştir.” (Müslim) Zorluklara katlanan cennete gider, şehvetlerine dadanan ise cehenneme. Formül bu kadar basittir. İnsan, çileyle güzelleşir, Çilehane’de olgunlaşır. Çile çekmeyen peygamber var mıdır? Tohum çatlarken, hayvan doğururken, yılan kabuğunu değiştirirken çile çeker.
Zamane problemidir, konfor alanından çıkamamak. Çileye talip olmamak. Konfor alanından çıkmak kılletle, yani azaltmakla olur. “Kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelâm” (az yemek, az uyumak, az konuşmak) demişler. Bunun bir ilavesi daha olmalı mutlaka: Kıllet-i ekran yani ekranda geçen süreyi azaltmak.
Yokuşlara karşı en etkili silah aşktır. Âşık, Bağdat’ı uzak görmüyor da yokuşları zor mu görecek? Bazıları “Kasım’da aşk başkadır” diyerek ekranlara bakar. “Ocak’ta aşk başkadır.” diye başlayıp “Aralık’ta aşk başkadır.” diye yılı bitirenler de var. “Her zaman da aşk başkadır.” “Zaman yoktur, aşk vardır; aşksız an yoktur” diyenler de…
Çileden nasipsiz insan olmaz. Günümüz insanı internet yorgunu, son dakika haber bezgini, WhatsApp bitkini; video, eğlence ve manipülasyon halsizidir.
Zevallıyız: Tükenen Nefeslerden Bâkî Olan Muhabbete
Arapça “zeval” kelimesine ek getirerek “zevallı” (zavallı) yapmışız. Zeval; eksilmek, tükenmek anlamına gelir. Zevallı da “tükenen” demektir. Aldığı her nefeste eksildiği ve tükendiği için insana da “zevallı” denir. Herkes, “Nerelisin?” sorusuna başka başka cevap verir. Hepimizin ortak cevabı şudur: “Zevallıyız.” Allah devletimize zeval vermesin, Allah muhabbetimize de zeval vermesin.
“Ya dayak yememiş ya sayı saymasını bilmiyor.” deyimi kullanılır. “Ya yokuş çıkmamış ya da yokuşun ne olduğunu bilmiyor.” tayfasından olmamak lazım. Pazar sabahları Hüdâyî Camii’nde zikir var, sonrasında da çorba. Adana Ulu Camii’nde de pazar sabahları zikir ve çorba var. Arayan, zikrini de bulur, çorbasını da, belasını da. Pazar sabahları, hep geç kalkılarak israf mı edilecek? Pazar sabahları erken kalkmak da, zor ve dik bir yokuştur.
Kaynak: Adem Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481