Cenaze Namazının Fazileti, Sevabı ve Kul Hakkının Önemi
Cenâze namazının büyük sevabı, ölüm tefekkürü ve kul hakkı bilinciyle sadâkatle helâlleşmenin önemini öğrenin.
Cenâze namazı; vefât eden mü’minlere rahmet niyâzı için kılınan, rükû ve secdesi olmayıp tekbirlerle, duâ ve salevât ile edâ edilen, farz-ı kifâye bir namazdır.
CENÂZE NAMAZI VE ÖLÜM TEFEKKÜRÜ
Merhuma vefâ ve ölüm tefekkürü mânâsına gelen bu ibâdette büyük sevaplar vardır.
Hadîs-i şerifte buyurulur:
“Kim bir cenâzede, cenâze namazı kılınıncaya kadar bulunursa, bir kîrat, gömülünceye kadar kalırsa, iki kîrat sevap alır.”
“–İki kîrat ne kadardır?” diye sordular. Rasûlullah;
“–İki büyük dağ kadar!” cevabını verdi. (Buhârî, Cenâiz, 59; Müslim, Cenâiz, 52, 53)
Cenâze ve mezar üzerine her tatbikat, ölüm tefekkürüne vesile olur. Osmanlı hâl ile de tebliğ ve telkin etmeyi mühim bir usûl bilirdi. Bu anlayış, mimarîye ve şehir plânlamasına da aksederdi. Meselâ cami çevresinde hazîreler, kabristanlar yapılırdı. Büyük kabristanlar da şehirle iç içe olur, hayattan ve gözden uzak tutulmazdı.
CENÂZE NAMAZINDA KUL HAKKI VE HELÂLLEŞME BİLİNCİ
Hayatı boyunca bütün mahlûkātın hakkına, fevkalâde îtinâ gösteren Peygamber Efendimiz, vefâtı esnasında bile kul hakkını gündeminde tutmuş ve mecalsiz olduğu hâlde minbere çıkarak;
“–Ashâbım, kimin malını farkında olmadan almış isem, işte malım, gelsin alsın!.. Kimin sırtına sehven (bilmeyerek) vurduysam, işte sırtım, gelsin vursun!..” buyurmuştur. (Bkz. İbn-i Sa‘d, II, 255; Taberî, Tarih, III, 190; Ahmed, III, 400)
Efendimiz önüne borçlu bir cenâze getirildiği zaman;
“–Bunun kul hakkını kim ödeyecek?” derdi. Borcu ödenirse, o takdirde imâmete geçerdi. Ebû Katâde anlatıyor:
Rasûlullah’e, namazını kıldırması için bir adam(ın cenâzesi) getirildi. Ancak Efendimiz;
“–Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın namazını siz kılın!” buyurdu. Ben;
“–(Borç) benim üzerime olsun, ey Allâh’ın Rasûlü.” dedim.
“–Sadâkatle mi?” dedi.
“–Sadâkatle!” dedim. Bunun üzerine cenâzenin namazını kıldı. (Tirmizî, Cenâiz, 69; Nesâî, Cenâiz, 67)
Zamanımızda kılınan cenâzelerde, imam efendiler, cemaate üç defa;
“–Haklarınızı helâl edin!” demekte ve cemaat de;
“–Helâl olsun!” diye mukabelede bulunmaktadır. Bu tatbikat da faydadan hâlî değildir. Ancak borç ve hakların ödenmesi sadece bu merasimle tam mânâsıyla gerçekleşmez. Rasûlullah Efendimiz’in buyurduğu gibi borçlar «sadâkatle» ödenmeli, örf-âdet îcâbı değil «sadâkatle» helâlleşilmelidir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık