Burun Estetiği Caiz midir?
Burnumu beğenmiyorum, takıntı haline getirdim. Estetik yaptırmam caiz mi? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Estetik kelimesi güzelleşme anlamına gelir. İnsan, kendisini daha güzel hâle getirebilmek için birtakım operasyonlara yönelir. Ancak bazen görüyoruz ki daha çok güzelleşmeye çalışan insanlar, yaptıkları ameliyatlar neticesinde çok daha çirkin bir hâle gelebilmektedir. Çünkü güzellik ve çirkinlik göreceli kavramlardır. Bana göre güzel olan, bir başkasına göre çirkin olabilir; bana göre çirkin olan da bir başkasına göre güzel olabilir.
Bu duruma Nasreddin Hoca’nın meşhur fıkrası güzel bir örnektir: Nasreddin Hoca torunuyla birlikte hayvana binip giderken birisi “Utanmıyor musunuz, iki kişi bir hayvana binmişsiniz!” der. Bunun üzerine torununu indirir. Bir başkası “Koca adam biniyor, çocuk yaya gidiyor, utanmıyor musun?” der. Bu defa torununu bindirip kendisi iner. Başkaları yine konuşur. Sonunda bakar ki kimseyi memnun etmek mümkün değil; bu defa hayvanı sırtlarına alırlar. Bu da gösterir ki insanın herkesi memnun etmesi imkânsızdır.
Eğer bir insan kendi yaratılışıyla ilgili sürekli bir beğenmezlik duygusu içine girerse, bu Allah’ın ona verebileceği en büyük musibetlerden biri hâline gelir. Bunun sonu yoktur. Bugün burnunu beğenmez, yarın kaşını; sonra kulağını, yanağını, dudağını… Böylece cerrahların elinde adeta bir oyuncağa dönüşür. Para kazanma hırsıyla bazı doktorlar da “Gerek yok” demek yerine “Bir daha yapalım, bir daha düzeltelim” anlayışıyla hareket edebilir.
Oysa insanın öncelikle Allah’ın kendisini yarattığı sureti ve sireti beğenmesi gerekir. Aynaya bakıp şöyle dua etmelidir:
“Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzel kıl. Yüzümü güzel kıldığın gibi iç dünyamı da güzel kıl.” (Bkz. İbn Hanbel, el-Müsned I, 403)
Bu dua insanın bilinçaltını da inşa eder. Kişi kendine “Allah’ım beni ne güzel yaratmışsın” diye telkin verdikçe, zamanla kendini beğenmeye ve kabullenmeye başlar. Aksi hâlde aynaya bakıp “Bu ne biçim burun, bu ne biçim kaş” demeye başlayan insan, zamanla kendinde gerçek olmayan kusurlar üretir. Bu psikolojik bir takıntıdır ve kaynağı çoğu zaman şeytandır.
Kur’ân-ı Kerîm’de şeytanın insanı nasıl aldatacağı açıkça bildirilir:
“Onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” ( Bkz. en-Nisâ, 4/119)
Yani şeytan, insana yaratılışından rahatsız olma, kendisiyle kavga etme duygusu aşılar.
Oysa Allah insanı en güzel şekilde yaratmıştır:
“Muhakkak ki biz insanı en mükemmel biçimde yarattık.” (et-Tîn, 95/4)
Dünya bir imtihan yeridir. Kimi insan güzel, kimi eksik, kimi hasta, kimi sağlıklı yaratılır. Allah bir kimseden dünyada bir nimeti almışsa, ahirette onun mükâfatını kat kat verecektir. Nitekim Peygamber Efendimiz ﷺ buyurmuştur:
"Kıyamet günü, afiyet ehli kimseler, bela ehline sevapları verilince, dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler." (Tirmizi, Zühd 59,)
Bu sebeple insan, Allah’ın verdiği nimetlere şükretmelidir. Burnunu, yüzünü, bedenini beğenmeyen kişi, Allah’ın verdiği nimeti küçümsemiş olur. Allah muhafaza buyursun, insan o zaman sahip olduğu nimeti kaybettiğinde onun kıymetini anlar.
Elbette doğuştan gelen ciddi bir şekil bozukluğu veya tıbben anormal bir durum varsa, bunu normale döndürmek estetik değil, tedavidir. Bu caizdir. Fakat normal olan bir organla sırf daha güzel olmak için uğraşmak, fıtrata müdahaledir.
Ayrıca bu mesele sadece bedensel değil, psikolojik bir meseledir. Kendi burnundan memnun olmayan insan, zamanla evinden, eşinden, işinden de memnun olmamaya başlar. Kanaatsizlik bir hastalıktır.
Bu yüzden insanın yapması gereken, Hazreti Peygamber’in öğrettiği duayı sıkça okumak ve yaratılışını kabul etmektir. Gerekirse psikolojik destek almaya da devam etmelidir. Çünkü bu bir takıntı ve bir hastalıktır; tedavi edilmesi gerekir.
Allah Teâlâ cümlemize kendi yaratılışına razı, şükreden ve huzurlu bir kalp nasip etsin.