Bu Çağda Gençlerimize Ne Taşıyoruz?

HİZMET

Değer Halkaları gönüllülerinin nesil yetiştirme, manevi eğitim, gençlere rehberlik ve gönüllülük şuuruna dair hikmetli mesajları.

İçinde bulunduğumuz çağda nesil yetiştirme davası, şikâyet dilinden öte, gönüllere dokunan derin bir kulluk ve hizmet şuurunu gerekli kılıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Lider Eğitim Gençlik Derneği bünyesinde yaygın eğitim faaliyetleri yürüten Değer Halkaları gönüllüleri ile bir genel istişare toplantısı yapıldı. Toplantı, “Bu çağda çocuklarımıza ve gençlerimize ne taşıyoruz?” muhasebesi etrafında kenetlenen gönüllü eğitimcilerin, manevi rehberlerin ve irfan erlerinin bir dertleşme ve istikamet tazeleme buluşması oldu.

GÖNÜLLERE DOKUNAN BİR ÇAĞRI: “BU ÇAĞDA GENÇLERİMİZE NE TAŞIYORUZ?”

Gönüllere dokunan bu bereketli buluşmada dile getirilen hikmetli mesajlardan bir demeti istifadenize sunuyoruz:

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’den Manevi Eğitim ve Nesil Yetiştirme Mesajları

Kalp tekâmül edecek. İç dünyamız zenginleşecek. Allah'ın bütün emirlerine tazimle itaat edeceğiz. Dünya mektebi ahiret mektebinin içine alınacak. Çift kanatlı bir mektep olacak. Ne kadar kulluk tahsilimiz varsa o kadar ebediyet yolculuğumuz başlayacak.

Namazımıza dikkat edeceğiz. Acaba namazı tadil-i erkan üzere kıldım mı? Huşu nedir? Huşû, kulun her daim ilahî huzurda olduğunu bilmesidir. Bir kul kazandığını da verdiğini de helal yoldan sağlayacak...

Bugün medyanın menfi tesirinden hem kendimizi hem de ailemizi korumalıyız. Bugün internette türlü türlü bağımlılıklar başladı. Ahlaksızlık dibe vurdu. Aileler çöktü. Boşanmalar arttığı gibi evlenmeler de azalıyor. Zor bir dönemdeyiz. Bu sebeple gayret-i diniyye olacak. Dünyada bir yangın var. Önce kendi evladımızdan başlayıp etrafımızı yangından kurtaracağız. Aile, ahiret yolcusunun ilk mektebidir.

Tasavvuf nedir? Tasavvuf takvadır. Şeriatı kâmil manada yaşama gayretidir. Şikâyeti unutma sanatıdır. Kendini Hakk’a adama sanatıdır... “Dervişlik olsaydı tac ile hırka / Biz dahi alırdık otuza kırka.”

Gerçek tasavvuf toplumdan kendini müstağni kılmak değil, bilakis toplumdan kendini mesul görmek, kalbi dergâh haline getirmektir.

Gerçek tasavvuf inzivadan çok hizmete ehemmiyet vermektir... Para, mal infaka dönüşmezse insanı azgınlaştırır. Bilgi ahlaka dönüşmezse kibir üretir. Tasavvuf hizmete dönüşmezse eksik kalır. Gerçek Müslümanın ilk hedefi akademik başarı değil, takva sahibi olmasıdır. Bu dünyada kazanılacak en büyük şey kalb-i selim sahibi olmaktır.

Abdullah Sert Hocaefendi’den Şahsiyet İnşası ve Gönüllü Eğitimciliğe Dair Mesajlar

İnsan inşası, insanın önce kendisini inşa etmesi çok mühim. Hepimiz yarın Allah'ın huzuruna varacağız. “Oku kitabını” denilecek. Neye ne kadar zaman verdik, neye niçin gerçekten değer verdik... Önce kendimizi bir gündeme alalım. 24 saatimiz nasıl geçiyor? Kendimizle ilgili ne düşünüyoruz? Sadece yıldızlara bakarak haber veren müneccimler vardır. Yıldızlara bakarken önündeki kuyudan haberi olmaz ve içine düşer. Önce kendi eğitimimizi önemseyelim.

Her ay Altınoluk Dergisi çıktığında okumaya başlarım... Kendim için okuyorum. Bana bir mektup gelmiş; ne yazılmış, ne diyorlar, benim bunların hepsine ihtiyacım var. Ben bu dergiyi bir mürid, ihvan olarak okuyorum. Hepimiz önce talebeleriz. Önce kendimizi inşa etmek en önemli gündemimiz olmalıdır.

Bizler gönüllü eğitimcileriz. Gönüllü demek, “Ben bu işten sadece Hakk'ın rızasını gözlüyorum” demektir. Şu ekibin işi tamamen gönüllülük işidir. Ben bu işin karşılığında sizlerden bir ücret beklemiyorum... Bizim sermayemiz gönül ve bizim işimiz de gönüllere girmektir. Mahir İz Hoca, “Evladım kıbleye adam çevirin” derdi.

Eğitim büyük sabır işidir. İşimiz zor arkadaşlar. Gönlünüzü koyarsanız, Sami Efendi'yi, Musa Efendi'yi, Üstadımızı hatırlarsanız bu iş olur inşallah. 20 sene sonra kaç öğrenciniz sizin adınızı anarak “Allah ondan razı olsun” derse, o kadar öğrenci yetiştirmişsinizdir... Biz bu toprakların bekçisiyiz. Hiçbir yere gitmek yok. Hiç kimse bize “Bırakın burayı gidin” diyemez. Onun için bu toprakların varislerini yetiştirmemiz gerekir... Biz hiçbir çocuğu ailesinden koparmayacağız... Gençlerle aranızdaki en mühim mesele güven meselesidir.

Dr. Âdem Ergül’den Nesil Yetiştirme, Hizmet Şuuru ve İlgide Süreklilik Üzerine Mesajlar

Üstadımız son derece hassas bir insan. Umre ve sıla-i rahim hariç diğer seyahatleri bile israf sayan, israfı da haram gören bir bakış açısına sahip. 84 yaşında “Ümmeti, ümmeti” diyerek parmak ısırtan bir gayret ortaya koyuyor.

Bugün yapılabilecek en ehem, en efdal, en ahsen hizmet gerçekten nesil yetiştirmektir. İnsanların selde sürüklenen kütükler misali yuvarlandığı bu çağda, bizler sele kapılmış insanı kurtarma faaliyetindeyiz. “Şu yaptığım hizmet, kulluğum adına en ehemmiyetli salih ameldir” inancını yüreğimizde taze tutmalıyız. Sayımız 3 olur, 5 olur, 50 olur... Mahşerde bazı peygamberler etrafında 1-2 kişiyle, bazıları tek başına yürüyecek. Bize düşen Allah’ın verdiklerini bu yolda istihdam etmektir.

Ekipsiz bu işler olmaz. Musa aleyhisselâm, “Rabbim Harun’u bana destekçi ver” diye istedi. Efendimiz (s.a.v.), “Allah’ım iki Ömer’den birini yanıma ver” diye dua etti. Biz de hizmet arkadaşımızı önce büyük kapıdan, Allah’tan isteyeceğiz. Organize olmuş az topluluklar, organize olmamış büyük kalabalıklara galip gelir... İnsanı hizmete koşturan bir avuç heyecandır. Bir sözle o heyecanı söndürmemek lazım. En önemli heyecan kaynağımız seherlerimizdir. Müzzemmil Suresi'nde “Gece kalk” buyruluyor. Çünkü gündüz ağır bir yük var. Hizmetin sönmemesi için gece tecellileriyle buluşmak şarttır.

İnsan ilgilerle inşa olan bir varlıktır. İlgide süreklilik son derece önemli. Vahşi sulama değil de damlama sulama tarzında bir alâka meyveye duran insanlar doğurur. Bir çocuk hangi mahallede hangi abinin kucağında doğduysa onun anası babası odur. İş ve eş bulana kadar, sohbet havuzuna atana kadar ilgiyi sürdürmelisiniz. Çocuk Konya'da yetişip İstanbul'a gittiğinde kayboluyorsa suç İstanbul'dakinin değil, ilgiyi kesenindir... Geceleri âbid, gündüzleri mücâhid olacağız.

Toplantıya iştirak eden gönüllülerin kaleme aldıkları değerlendirme yazıları ise kürsülerden dile getirilen hakikatlerin sahaya ve gönüllere nasıl aksettiğini gösteriyor:

Fatih Balkır’dan Gençlik ve Gayret Üzerine Tespitler

Hz. Musa aleyhisselâm ve denizin yarılması mucizesini düşünelim. Allah Teâlâ dileseydi, denizi Musa aleyhisselâm hiçbir şey yapmadan da yarabilirdi. Fakat Rabbimiz ona, “Âsân ile denize vur” buyurdu. Mucizeyi gerçekleştiren Cenab-ı Hak’tı; fakat kulundan bir hareket istedi. Netice Allah’tandır fakat kul, gayret etmekle, yürümekle mükelleftir... “Bu gençlik nereye gidiyor?” yerine, “Ben bu gençliğin neresindeyim?” diye sormamız; “Bu çocuklar neden böyle?” yerine, “Ben bu çocuklar için ne yapıyorum?” dememiz gerekiyor.

“Bir genç Erzurum'a geliyor... Hayatının savrulduğu bir dönemden geçiyor. Nefsinin peşinden gitmiş, yanlış yollara düşmüş... Câzim Ağabey gence bakıyor. Yanına gidiyor ve yavaşça sırtına dokunarak, 'Aslında sen güzel bir insansın' diyor. Hepsi bu. Tek cümle. Tek dokunuş. Genç bir anda ağlamaya başlıyor... Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için uzun nutuklara değil, onun yeniden ayağa kalkabileceğine gerçekten inanmış bir gönle ihtiyaç vardır... Şikâyet etmek kolaydır. Zor olan, kalkıp bir şey yapmaktır. Ya hareket et! Ya harekete katıl!”

Abdullah Şener’den Küçük Dokunuşların Büyük Tesiri

“Belki de nesil yetiştirme tam olarak böyle bir şey. Gürültülü değil. Hemen sonuç vermiyor. Çoğu zaman kimse fark etmiyor... Maya gibi… Mayanın kendisi görünmez. Fakat dokunduğu hamurun tamamını değiştirir. Safranı düşünün. Birkaç tel safran, kendisinden kat kat fazla suya rengini verir. Kendisi küçüktür; fakat tesiri kendisinden büyüktür... Bir öğretmenin bir cümlesi, bir gönüllünün bir tebessümü, bir ağabeyin yıllarca unutulmayacak ilgisi… Bazen küçücük görünen bir dokunuş, bir insanın bütün hayatının rengini değiştirebilir.”

Kaynak: Bilal Akyol, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488