Bir Müslümanın İbadet Programı

HAYATIMIZ

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in mübarek izine ve bütün saadeti o kutlu ize uymakta gören Selef-i Salihî’ne uyan bir Müslümanın ibadet programı nasıl olmalı?

Cenab-ı Hak insanoğlunu kendi kudreti ile yaratmış ve onu diğer yarattıklarının birçoğundan da üstün kılmıştır. Bu üstünlük ve seçkinlik vasfı ile insan, yeryüzünde Hakk’ın halifesi olup, önce kendi hayatını yaratıcısının istediği şekilde tanzim etmek ondan sonra da emrine ve faydasına sunulan bütün eşyada aynı ilahî nizamı kurmak ve yaşatmakla sorumludur. Bu büyük sorumluluk ömür dediğimiz mahdut bir zaman içinde yerine getirilecektir. Zaman sınırlı, alınıp verilen nefesler sayılı olmakla birlikte yüce Yaratıcımızın bir başka lütfu olarak zaman zincirinin birçok halkasına ayrı bir kıymet ve ayrı bir bereket verilmiş. Bu bereket kaybedilen zamanları yeniden kazanabilmek veya bize az gelen zamanı bire, ona ve sonsuz rakamlara katlayabilmek için sunulan ilahî bir ikram. Nasıl ki mekanların bir kısmının ayrı bir seçilmişliği var, sıra ile Mekke hareminde kılınan namaz başka her yerdekinden üstün. Medine hareminde kılınan namaz Mekke haremi dışındaki mekanlarda kılınan namazdan üstün, Vakfe ancak Arafat’ta mümkün olabilmekte, ömür içinde de belirli zamanlar daha bir seçkinlik kazanmış. Sene içinde iki bayram günü ve geceleri, hafta içinde cuma günü. Peygamber için Miraç gecesinin, ümmet için Kadir gecesinin ayrı bir özelliği, farklı bir seçilmişliği var. Aylar içinde de tek başına Ramazan ve ona bizi hazırlayan Recep ve Şaban ayları… Şimdilerde rahmet yüklü bulutlar gibi bize doğru akıyor. Daha doğrusu biz onların altına doğru giriyoruz.

Sevgili Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayı gelince “Allah’ım bize Recep ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazan’a kavuştur.”1 diye dua ediyorlar. Böylece Efendimizde Ramazan sevinci iki ay önce başlamış oluyor. Gerçekten Recep ayı ile başlayan Şaban ve Ramazan olarak devam eden bu üç aylık sürede Allah Teâlâ hem sevgili Resulü hem de 0’nun Ümmeti için adeta zaman içinde yeni zamanlar ikram ediyor.

HAYATIMIZ İÇİN YENİ BİR PROGRAM

Zamanın Ramazan’ın ufuk mutluluğunu müjdelediği bu günlerde kul olarak halimizi bir kere daha değerlendirmek ve kendimizi tazelemek durumunda olmalıyız. Resûl-i Zişan Efendimiz’in mübarek izine ve bütün saadeti o kutlu ize uymakta gören Selef-i Salihî’ne biz de uyarak:

  1. Önce ruhumuza bugünlere ulaşmanın mutluluğunu telkin etmeliyiz. Hatırımıza geldikçe, “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı mübarek kıl! Beni Ramazan’a kavuştur.” diyerek kendimizi hep bu vasatta tutmaya çalışmalıyız.
  2. Kendimizi bir nefs muhasebesinden geçirirken, işe yine Allah ve Rasûlü’nün başladığı noktadan başlamalı. Önce akîdemizi; inancımızı gözden geçirmeliyiz. İnancımızın Kur’an ve Sünnet’e dayalı, ehl-i sünnet çizgisinde olmasına özen göstermeliyiz...
  3. Farz ibadetlerimize bu arada namazımıza özel bir ihtimam göstermeliyiz. Bu hususta bütün gayretimiz namazın hakikatına ve rûhuna varmak olmalıdır ki, bu ibadet gerek bizim hayatımızda gerekse içinde yaşadığımız toplum hayatında hayırlı neticeleri verebilsin... İmanın, ma’rifetin, Allah Sevgisinin artmasına ve O’na yaklaşmaya bir vesile olabilsin... Çünkü kul için Allah’ın farz kıldığından daha sevimli bir şeyle Hakka yakınlık mümkün değildir. Namazımızı bu yakınlığa ulaştırabilmek için hem onu vaktinde eda etmek hem de huşû’ halini bulmamız gerekecektir.

***

Namazlarımızda hem zahiri (dış) hem de batınî (iç) huşûa dikkat etmeliyiz.

Zahirî huşû’ insanın namaza başlar başlamaz, tam bir sükunetle etrafına bakmadan ve azalarını gereksiz ve fuzulî hareketlerden koruyarak Allah’ın huzurunda bulunup dilinden dökülen kelimelerin manasını düşünmesidir.2

Batınî huşû’a gelince: O da namaz kılmağa başlayan bir kimsenin iftitah tekbirinden selam verinceye kadar kendisinin Cenab-ı Hakkın huzurunda bulunduğunu bilip onun heybet ve azameti karşısında kendisinin şefkat ve merhamete muhtaç günahkâr bir kul olduğunu bilmesi, namaz sayesinde söz ve hareketleriyle afv ve mağfiret isteyip, onun lütuf ve ihsanını kazanmaya çalışarak korku ve haşyet duyguları içinde bulunmasıdır.

  1. Huşû’ ile kılınan namazların yanında bu aylar da Peygamberimizin mübarek Sünnet-i Seniyyelerine uyarak oruçtan da faydalanmalıyız. Çünkü Peygamberimizin, Ramazanın dışında en çok bu aylarda oruç tuttuğu rivayet ediliyor.
  2. Bundan sonra da ahlakî durumumuzu güzelleştirmek, nefsi temizleyip kötü hallerden uzaklaştırarak faziletlerle bezemek yolundaki gayretlerimizi artırmalıyız… Çünkü kötü ahlâk Peygamberimizin öğütlerinden yararlanmaya, Allah’ın boyasıyla boyanmaya engeldir. Bahtiyar insan kendisinin zaaf noktalarını, kibir, haset, tama’karlık, açıkgözlülük, hırs, kin, dünya sevgisi ve Müslüman kardeşini küçük görme gibi mübtela olduğu hastalıkları sezebilen kişidir.
  3. Akidemizi sağlamlaştırıp, ibadetleri kemâle erdirirken, ve ahlâkımızı güzelleştirirken bu kudsî günlerde artık hayatın her cephesinde ve anında, ahlâk ve muamelat hususunda Peygamberimizin yüce sîretine, mümkün mertebe O’nun kişiliğine, adet ve etvarına yönelip O’nu hayatımız için bir numune kabul etmeliyiz. Öyle ki kişi olarak İslam’ın bir aynası olalım. Öyle ki bir mütefekkirimizin ifadesi ile bizi “öldürmeğe gelenler bizde dirilsin.” Biz işgal ettiğimiz mekana, tasarruf edebildiğimiz zaman Hakk’ın tevfiki ile bu canlılığı ve diriliği nakşedebilirsek elbette ki bu dirilik bizim dışımızdaki mekan ve zamanlara da aksedecektir. Allah’ın zaman içinde bir zaman olarak bize bağışladığı bu Üç Aylar bize büyük bir fırsat. Biz farkında olsak da, olmasak da akıp giden zaman şeridinin her parçası bizden bir amel-i salih izi taşımalı. Kısaca tabiat ve eşyayı işlediğimiz gibi zamanı da işlemeli ve doldurmalıyız.

Dipnotlar:

1) Heysemi, Mecmaüz-zevâid. 2) Mektûbat, Es’ad Erbili Erkam yayınları 10. Mektup.

Kaynak: Abdulhalim Toprak, Altınoluk Dergisi, Sayı: 36 | 1989 Şubat.