Bir Müslümanı Öldürmenin Cezası

Sorularla İslam

İslam’a göre bir Müslümanı öldürmenin cezası nedir? İşte Müslümanı kasten ve haksız yere öldürmenin hükmü…

Resûlullâh, Medîne-i Münevvere’den hareket etmeden evvel hedef şaşırtmak için Ebû Katâde’yi bir miktar kuvvetle Necid taraflarına göndermişti. Bu birlik, “İzâm” denilen bir yere geldiklerinde Âmir bin Adbat isimli bir zâtla karşı­laştı. Âmir, Müslümanlara selâm vererek kelime-i şehâdet getirip îmân ettiğini bildirdi. Ancak Ebû Katâde ile birlikte gelenlerden Muhallim bin Cessâme, mâzîde vukû bulmuş olan şahsî bir çekişme dolayısıyla Âmir’in gerçekten Müslüman olmadığını söyleyerek onu öldürdü ve eşyâsına da ganîmet diye el koydu.

Ebû Katâde ve birliği Necid’den döndüklerinde Allâh Resûlü, Huneyn Vâdisi’nde öğle namazını yeni edâ etmiş ve etrâfında ashâbı olduğu hâlde bir ağacın altına oturmuşlardı. Hâdise kendisine haber verildiğinde şu âyet-i kerîme nâzil oldu:

“Ey îmân edenler! Allâh yolunda cihâda çıktığınız zaman, mü’mini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selâm veren kimseye, dünyâ hayâtının menfaatini gözeterek; «Sen mü’min değilsin!» demeyin. Allâh katında çok ganîmetler var. İslâm’a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allâh size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır.” (en-Nisâ, 94)

O sırada Âmir’in yakınları gelip Muhallim’den dâvâcı oldu­lar. Hazret-i Peygamber’in huzûrunda, uzun uzadıya bir muhâkemeden sonra Âmir’in veresesinin muvâfakatiyle diyete karar verildi ve:

“−Muhallim gelsin de Allâh Resûlü onun için istiğfâr etsin!” dediler.

Muhallim gelince Allâh Resûlü sordu:

“–Âmir Müslüman olduğunu söylediği hâlde sen onu katlettin öyle mi?”

BİR MÜSLÜMANI ÖLDÜRMENİN HÜKMÜ NEDİR?

Bu sefer Muhallim:

“–Ey Allâh’ın Resûlü! Benim için istiğfâr et!” demek mecbûriyetinde kaldı. Muhallim’in bu ifâdesi, suçu bile bile işlediğinin bir îtirâfı idi. Dolayısıyla Müslü­man olduğu hâlde ve hiçbir suçu bulunmayan bir kimseyi öldürmüş olduğundan, cürmü, affedilebilecek cinsten değildi. Eğer bu hususta en ufak bir müsâmaha gösterilse, sonra­dan toplum içinde bu tür cinâyetlerin önü alınamazdı. Bu yüzden, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Resûlullâh, Muhallim’in, işlediği bu ağır cürüm sebebiyle vâkî olan istiğfâr talebini reddetti ve hattâ:

“–Allâh seni affetmesin!” cümlesini ifâde buyurdu.[1]

Nitekim gazab-ı Peygamberî’ye dûçâr olarak Resûlullâh’ın yanından ayrılan Muhallim, evine kapandı. Bir hafta sonra da kederinden öldü. Yakınları, onu gömdüklerinde toprak bu cesedi kabûl etmedi. Tekrar tekrar gömdülerse de yer, her seferinde onu dışarı atmaktaydı. Çâresizlik ve şaşkınlık içinde Hazret-i Peygamber’e gelerek durumu arz ettiler. Allâh Resûlü de:

“–Bu toprak, ondan daha fenâlarını dahî sînesine kabûl etmiştir, ancak Allâh Teâlâ, size bir ibret göstermek ve «Lâ ilâhe illâllâh»ın kadrini bildirmek istiyor!” buyurup, Muhallim’i tekrar ve kabrinin üzerine taş koya­rak gömmelerini söylediler. (Ahmed, V, 112; İbn-i Mâce, Fiten, 1; İbn-i Hişâm, IV, 302; Vâkıdî, III, 919)

Resûlullâh, “Lâ ilâhe illâllâh”ın hakkına ve hürmetine riâyet etmemenin ne kadar büyük bir fecaat ve bir Müslümana haksızlık yapmanın, onu dünyevî menfaatler uğruna öldürmenin ne kadar ağır bir günah olduğunu göstermek için bu şekilde davranmış, insanları bu tür hareketlerden şiddetle sakındırmıştır.

Dipnot:

[1] Hâdiseyi nakleden sahâbî diyor ki:

“Biz kendi aramızda; «Rasûlullâh onun için istiğfâr etti, fakat yaptığı işin kötülüğünü belirtmek ve insanların birbirlerini öldürmelerine mânî olmak için böyle davrandı.» diye konuşurduk.” (Ahmed, V, 112; İbn-i Hişâm, IV, 304)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları