Bir Kişi Dinden Çıkıp Tekrar Müslüman Olursa Eski Sevapları Geri Gelir mi?
Bir kişi dinden çıkıp tekrar müslüman olursa eski sevapları geri gelir mi? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Müslüman olduktan sonra, Allah muhafaza etsin, birinin dinden çıkması onun adeta ölmüş olması anlamına geliyor. Binaenaleyh, sevaplarıyla ve günahlarıyla öyle bir cinayet işlemiş oluyor ki artık geriye dönük herhangi bir sevabının kalması mümkün değil.
Şöyle de bir durum söz konusu: Yani bu kimse hac yapmış ama ondan sonra, Allah muhafaza etsin, dinden çıkmış; tekrar hac yapması gerekiyor. Evlilik yapmış, dinden çıkmış; aynı hanımla hayatına devam edebilmesi için tekrar evlilik yapması gerekiyor.
NE ZAMAN DİNDEN ÇIKARIZ? DİNDEN ÇIKMA MESELESİNİ NASIL ANLAMALIYIZ?
Ama şurada şöyle de bir durum söz konusu; bu dinden çıkma meselesi öyle kapıdan girip çıkma gibi bir mesele değil. İnsanın birtakım şüphelerinin olması, aklının bir şeylere takılmış olması, gelgitler yaşaması onun dinden imandan çıktığı anlamına gelmiyor. Hatta Efendimiz (s.a.v.), "Şeytan sizden birine musallat olur. 'Onu kim yarattı? Allah’ı kim yarattı?' diye birtakım aklına vesveseler getirebilir. O zaman İhlas Suresi'ni okusun." (Buhari, Bed'ü'l-halk 11; Müslim, İman 212) mealinde hatırladığım kadarıyla bir hadis-i şerif var. Demek ki insanın aklına birtakım imanla ilgili, inanç esasları ile ilgili şüphelerin gelmesi, şeytanın onunla bu yönde bir meşguliyeti onu dinden, imandan çıkartmaz.
Nasıl dine girmek ciddi bir eylemse, dinden çıkmak da Allah muhafaza etsin, böyle bir eylemdir. Bu da nasıl olur? Dinin kesin olarak bilineni, beş vakit namaz diyelim, oruç; Ramazan'da herkes oruç tutuyor, orucun olmadığını söylemek veya dinin temel sembollerinden Kur'an'a hakaret etmek, ezana hakaret etmek gibi şeyler bir adamı dinden, imandan çıkartır. Ama bazı şeyleri sorgulama cihetiyle zihninden geçirmesi veya dile dökmesi bunlar kişiyi dinden, imandan çıkartmaz. Veya bir şey söyledi de farkında olmadan sonra ikaz edildi, "Estağfurullah" dedi, döndü; bu tür şeyler de o kimsenin imanını yok eden şeyler değildir.
Ama hakikaten nasıl adam Türk vatandaşlığından çıkıyor, başka bir devletin vatandaşlığına giriyor, böylelikle Türk vatandaşlığındayken sahip olduğu hakları kaybediyor ise; bir kimse de kasıtlı olarak, bilerek dinin temel esaslarından birini inkar eder ve bunda da bilinçli bir şekilde ısrar ederse o zaman geriye dönük olarak bütün amelleri iptal olmuş, geçersiz olmuş olur. Bundan sonra Allah lütfeder, iman nasip eder, tekrar Müslümanlığa dönerse tekrar sıfırdan başlaması gerekir. Bu beraberinde tabii mesuliyetleri de düşürmüş oluyor. Dinden çıkan bir kimse mürtet olduğu için onun eşiyle olan evliliği de sona ermiş demektir. Binaenaleyh, Allah tekrar tövbe nasip ederse bu kimsenin yeniden bir evlilik akdi ile tekrar eşinin rızası varsa yeni bir evlilik kurma cihetine gitmesi gerekiyor. Yaptığı ameller, işte hac yapmışsa yaptığı hac gitmiştir, tekrar hac yapması gerekiyor. 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl kıldığı namazlar da gitmiştir, sevabıyla günahıyla yeni bir sayfa başlamış olur.
Onun için şöyle de bazılarının aklına gelmesin: "Yeni bir sayfa açıyor, yani sevabı gidiyor ama günahı da gidiyor." Öyle değil. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, "İşte onlar... Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir." (Furkan Suresi, 70. Ayet) diyor. Allah müminlerin, samimi olan Müslümanların günahlarını da sevaba tebdil eder. Onun için bizim Anadolu'da bir söz vardır, "Basri hocam ona günahımı bile vermem" diyor. Niye? Günahın da yarın bir iyilikle iyiliğe tebdil olması mümkün. Çünkü günahı işleyen bir kimse günahın acziyeti altında erirse, onun vermiş olduğu yükü bir suçluluk duygusuyla taşırsa Cenab-ı Allah Erhamürrahimin'dir. Onu affettiği gibi üstüne üstelik o çektiği ızdırabın, o günahın yükünün altında kalmanın vermiş olduğu burukluğun da mükafatını verir. Cenab-ı Allah'ın affetmeyeceği kibirdir. Yani bir insanın kendisinde bir varlık görmesidir. Nefsi terbiye ederken böyle bir rivayetten bahsedilir; Cenab-ı Allah nefse zor ibadetler yüklüyor, "Sen sensin, benim" diyor. Ama oruçla imtihan edince, "Ya Rabbi" diyor, "Sen rızık verensin, ben aciz bir kulum." diyor. Allah kulunun Cenab-ı Allah'ın karşısında acziyet içerisinde olmasını istiyor.
Kibirli halde ölürse; yani bir dönem diyelim ki kibir geldi ama daha sonra tövbe etti, nefsini ıslah etti, ölümü kibir üzere olmadı. Bu farklı değil mi? Şimdi şöyle; tabii biz "affetmez" diyoruz, yani affedilmeyecek bir şey olduğunu vurgulamak için. Nihayetinde kul Allah'ın kulu. İsa Aleyhisselam diyor ki: "Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır." (Maide Suresi, 118. Ayet). Dolayısıyla Cenab-ı Allah dilerse azap eder, dilerse affeder. Fakat kibir dediğimiz şey; Allah'ın karşısında kulun kendinde bir varlık görmesi. Bu kişiyi şirke götüren bir şeydir. Bir insan ne kadar büyük günah işlerse işlesin o günahın karşısında mahcubiyet içerisinde ise, o günahın vermiş olduğu bir ezikliği yaşıyorsa Cenab-ı Allah bunu tövbe olarak kabul eder. Ama haşa kendinde bir benlik görmek, bir uluhiyet iddiasında bulunmak anlamına gelir.
Allah muhafaza etsin, hadis-i şerifte Cenab-ı Peygamber Efendimiz anlatıyor; üç kimseyi Cenab-ı Allah dünyada çok makbul gibi görünen cehenneme atacak diyor. Bunlardan bir tanesi hoca efendi; okumuş, okutmuş. Ahirette Cenab-ı Allah soruyor, "Ne yaptın?" diyor. Ey kulum diyor, "Ya Rabbi" diyor, "okudum, okuttum, senin dinini insanlara öğrettim." diyor. "Yalan" diyor Cenab-ı Allah, "Sen riya olsun diye, desinler diye bunu yaptın, ben hocayım." Öbürü çok zengin biri; bütün malını mülkünü hayır hasenata tasadduk etmiş. "Ne yaptın?" "Ya Rabbi senin için hayır hasenat yaptım." "Yalan, zengin desinler diye, bak ne kadar hayırsever insan desinler diye." İşte öbürü canını vermiş, cihat etmiş, şehit olmuş en sonunda. "Ne yaptın ya Rabbi?" "Senin verdiğin canı senin uğrunda kullandım." "Yalan" diyor Cenab-ı Allah, "Sen ne kadar kahraman insan desinler diye, namım tarihe yazılsın diye." Buradan şu çıkmıyor tabii; yani hocalık yapmayalım, cihat etmeyelim, zenginimiz tasadduk etmesin değil.
Biz sahabe efendilerimizden şunu görüyoruz: "6 ay diyor Ramazan'ın gelmesi için dua ederdik. Ramazan'dan sonra bir 6 ay da Ramazan'da tuttuğumuz orucun kabul olması için dua ederdik." Yani Allah'a bir kulluk vazifemiz var, bu kulluğu düzgün yapıp yapmadığımızla ilgili endişelerimizin olması gerekiyor. Ama "Kulluksa böyle olur" türünden bir noktada insanın içerisinde kibir varsa, Allah muhafaza etsin, o zamanla ibadetini de kaybediyor. Dolayısıyla ibadetin tadı, lezzeti, şevki, heyecanı kulun acziyetini bilmesiyle doğru orantılıdır. Cenab-ı Allah bu kıvamı bizlere lütfeylesin. Bir insan ne kadar namazında titiz olursa o kadar kulluğunun şuurunda demektir. Rabbim hepimize nasip eylesin.