Bir Hediye, İki Tavır: Hikmetle Red, Tevâzû ile Kabul

Kıssâlar

Bir hediyenin reddi, bir gönlün incinmesi değil; hikmetin, tevâzûnun ve mânevî zarâfetin tecellisiydi… Hüdâyî ve Sivâsî Hazretleri arasında geçen bu latîf hâdise ne anlatıyor?

Bir gün Sultan Ahmed Han, çok sevdiği üstâdı Hüdâyî Hazretleri’ne kıymetli bir hediye göndermişti.

TASAVVUFÎ BİR ZARÂFET DERSİ

Fakat Hazret-i Hüdâyî hediyeyi kabûl etmedi. Bunun üzerine Sultan Ahmed Han, hediyeyi uhdesinden çıkarmış olduğu için onu devrin şeyhlerinden Abdülmecîd-i Sivâsî Hazretleri’ne gönderdi. Abdülmecîd-i Sivâsî Hazretleri’nin hediyeyi kabûl etmesi münâsebetiyle de bir ziyâret esnâsında:

“–Efendi Hazretleri! Ben bu hediyeyi daha evvel Hüdâyî Hazretleri’ne göndermiştim. Kabul buyurmamıştı. Fakat siz kabul buyurdunuz!” dedi.

İfâdelerdeki nükteyi anlayan Sivâsî Hazretleri şu mânidar cevâbı verdi:

“–Sultanım! Hazret-i Hüdâyî bir ankâdır ki, lâşeye tenezzül etmez!”

Bu cevaptan memnun kalan Sultan, aradan birkaç gün geçtikten sonra Hüdâyî Hazretleri’ne uğradı. Ona da:

“–Efendim! Sizin kabûl etmediğiniz o hediyeyi Abdülmecîd Efendi kabul buyurdu.” dedi.

Hazret-i Hüdâyî de mütebessim bir çehre ile:

“–Sultanım! Abdülmecîd Efendi bir deryâdır. Koca deryâya bir damlacık mâsivâ kiri düşmesi, onun sâfiyetine zarar vermez!” buyurdu.

Ne güzel bir İslâm nezâketi ve ne müstesnâ bir tevâzû misâli…

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları