Bir Diken Sayesinde Cenneti Kazandı

İbadet Hayatımız

Yetime merhamet göstermenin fazileti ve sevabı nedir? Hak dostları yetime bakıp gözetmenin önemini nasıl vurguluyor?

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“Bir müʼmin, bir yetimin ayağına batan dikeni çıkarmış. O zât vefât ettikten sonra, meşhur sûfî Sadreddin Hocendî onu rüyasında görmüş. O müʼmin, Cennetʼte geziniyor ve şöyle diyormuş:

«Bir diken yüzünden bana nice güller açıldı!..»”

Yetimlere şefkat ve merhametle sahip çıkmak, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin en mühim sünnetlerinden biridir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de hayata gözlerini bir yetim olarak açmıştı. Böylece yetimlik, büyük bir izzet ve şeref kazandı. Yetimleri düşünüp onlara âdeta kol-kanat germek de Cenâb-ı Hakkʼın rahmetini celbeden büyük bir ecir vesîlesi hâline geldi.

Hak dostlarından Dâvûd-i Tâî Hazretleriʼnin şu kıssası, yetimlerin ârif gönüllerdeki müstesnâ değerini ne güzel ifade etmektedir:

Dâvûd-i Tâî Hazretleriʼne, hizmetinde bulunan bir talebesi:

“–Efendim, biraz et pişirdim; lütfen buyrun?” dedi. Üstâdının sükût etmesi üzerine de eti getirdi.

Ancak Dâvûd-i Tâî Hazretleri, önüne konulan ete bakarak:

“–Falanca yetimlerden ne haber var evlâdım?” diye sordu.

Talebesi:

“–Bildiğiniz gibi efendim!” deyince o büyük Hak dostu:

“–O hâlde bu eti o yetimlere götürüver!” buyurdu.

Hazırladığı ikrâmı üstâdının yemesini arzu eden o sa­mimî talebe ise:

“–Efendim, siz de uzun zamandır et yemediniz!..” diyerek ısrar edecek oldu. Fakat Dâvûd-i Tâî Hazretleri kabul etmeyip:

“–Evlâdım! Bu eti ben yersem kısa bir müddet sonra dışarı çıkar. Fakat o yetimler yerse, ebediyyen kalmak üzere Arş-ı Âlâ’­ya çıkar!..” buyurdu.

Son nefesinde bile yetimlerin hakkına riâyeti emreden Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ümmetinin yetimleriyle bizzat alâkadar olmuş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Ben her mü’mine kendi nefsinden daha ileriyim, daha yakınım. Bir kimse ölürken mal bırakırsa, o mal kendi yakınlarına âittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa, o borç bana âittir; yetimlere bakmak da benim vazifemdir.” (Müslim, Cuma, 43; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her müʼminin ferdî ibadetler gibi içtimâî ibadetleri de güzelce îfâ etmesini ister, bunun için ashâbına sık sık sorardı:

“(Ashâbım!) Bugün Allah için bir yetim başı okşadınız mı?

Bir hasta ziyaretine gittiniz mi?

Bir cenâze teşyîinde bulundunuz mu?” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)

Ayrıca Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yetimlerin elinden tutmanın, o kırık kalpleri şefkatle ihyâ etmenin fazîletini ifade sadedinde:

“Bir kimse, müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka Cennet’e koyar.” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Birr, 14/1917)

Fakat şunu da unutmamak îcâb eder ki yetimlerle alâkadar olmak; onlara sadece yeni elbise giydirmek, karınlarını doyurmak ve çikolata-bisküvi ikram etmekten ibaret değildir. Yetimlerle gerçek mânâda alâkadar olmak;

  • Kendi evlâdımıza gösterdiğimiz şefkat ve merhameti onlar için de gösterebilmeyi,
  • Onların dünyaları kadar âhiretlerini de düşünebilmeyi,
  • Onları zamâne şerlerinden koruyup İslâm şahsiyet ve karakteriyle yetiştirebilmeyi,
  • Onları Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin örnek sîretiyle tanıştırabilmeyi,
  • Mâsum yüreklerini vahiyle buluşturabilmeyi gerektirir.

Zira şâirin dediği gibi:

Hiç yetîm olmaz yetîm-i ümm ü eb,

Bil yetîm oldur ki düştü bî-edeb…

“Yetim, anne-babadan mahrum kalan kimse değildir. Asıl yetim, edepten mahrum olan kimsedir.”

Bu itibarla yetimlerin tâlim ve terbiyesiyle meşgul olup onları edepli ve güzel ahlâklı müʼminler olarak yetiştirmek, yetime sahip çıkma hizmetlerinin en mühim kısmıdır.

Ecdâdımız da “eytâm ve erâmil” yani yetimler ve dullar için hususî vakıflar kurmuş, onların her türlü ihtiyacını karşılamaya gayret etmişlerdir.

Ayrıca İslâm medeniyetinde mahalleler de yetimler ve dullar için mânevî bir teminat olmuştur. Zira yetim kızların çeyizlerini hazırlamak, onları evlendirip yuvalarını kurmak, en büyük hayır-hasenat vesîlelerinden biri olarak telâkkî edilmiştir.

Peki, yetim ve öksüz bir Peygamberʼin ümmeti ve fazîletler medeniyeti inşâ etmiş bir ecdâdın torunları olarak bizler, bugün ümmetin dul, yetim ve öksüzlerine karşı ne kadar duyarlı hâldeyiz?

Unutmayalım ki yetimler, dullar, yoksullar, mazlumlar bize ilâhî birer emânettir. Din bize, vatan bize, ümmet bize emânettir. Elimizin ve gönlümüzün ulaşabildiği her yerdeki muhtaç ve muzdaripler bize zimmetlidir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Ağustos, Sayı: 474