Bereketi Kaybettiren Cimrilik: Ashab-ı Darvan Kıssası
Ashâb-ı Dârvan kıssası üzerinden cimriliğin nimetin bereketini nasıl yok ettiği, infakın ve şükrün kul için taşıdığı önem anlatılıyor.
Rivâyete göre Yemenli cömert bir zâtın San’a yakınlarında üzüm, hurma ve ekin bahçesi vardı.
FAKİRLERİN HAKKINI GÖZ ARDI EDENLERİN AKIBETİ
Bu cömert kişi, mahsûl toplama zamanında fakirlere, gariplere ve zayıflara öşür payını fazlasıyla ve bolca ayırırdı. O zât vefât edince, çocukları ihtirâsa kapılarak:
“–Âilemiz hayli kalabalık, mal az. Fakirlere bir şey vermeyelim! Onlar gelip istemeden mahsûlleri toplayalım...” diyerek sözleştiler.
Allah -celle celâlühû-, onların bu kötü niyetleri üzerine, bahçelerini yakıp harâbe hâline getirerek simsiyah kıldı. O büyük bahçe, tanınmaz hâle gelmişti. Bu durumu gören cimri evlâtlar şaşırdılar:
“–Acabâ yanlış bir yere mi geldik?” dediler.
Oysa babalarının öşrü cömertçe dağıtıp muhtaçların duâsını alması, bahçeye ziyâdesiyle bereket veriyordu. Bütün fakirler ve garipler, o bahçeden istifade ediyorlardı. Lâkin babalarının fakirlere dağıttığı öşür, gözlerinde büyüyor ve onu vermek istemiyorlardı. Onlar, Allâh’ın o bahçeye verdiği bereketin nereden geldiğinin farkında değillerdi. Çünkü hırs ve gaflet, onların kalplerini kör etmişti.
Ashâb-ı Darvan kıssası olarak bilinen bu hâdise, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılıyor:
“...Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi. Onlar istisnâ da etmiyorlardı. (İnşâallah demiyorlardı ve yoksulların payını da ayırmıyorlardı.)
Fakat onlar daha uykudayken, Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sardı da bahçe simsiyah kesiliverdi.
Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler:
«−Haydi devşirecekseniz erkenden mahsulünüzün başına gidin!»
Derken; «Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanımıza sokulmasın!» diye fısıldaşarak yola koyuldular.
(Fakirleri) engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler. Fakat bahçeyi gördüklerinde (şaşkına dönüp):
«–Herhâlde biz yanlış geldik.» dediler. (Sonra da gerçeği fark edip):
«(–Keşke yanlış gelseydik,) bilâkis, doğrusu biz (elde edeceğimiz ürünlerden) mahrum bırakıldık.» diye hayıflandılar.” (el-Kalem, 17-27)
Hisse:
Nice gâfilin başına birtakım felâketler gelir; fakat bunun, kendi hasislik, pintilik ve cimriliğinden kaynaklandığının farkında bile olmaz.
Zekât ve öşür, zenginin malındaki fakirin hakkıdır. Bunlar verilmeyip fakirin hakkı gasbedilirse, muhakkak bir yerden çıkar. Sel alır götürür, yangın olur, zelzele olur, hastalık olur, iflâs olur, savaş olur, bir zâlim zorla gasbeder vs...
Bunun için zekâta ve öşre çok dikkat etmek gerekir. Hattâ dînen zengin sayılanların asgarî ve zarurî ödeyecekleri miktar olan zekâtın da üstünde bir infakta bulunmaya, imkânları nisbetinde gayret etmeleri îcâb eder. Zira hadîs-i şerîfte buyruluyor:
“Sadaka vermekte acele edin. Çünkü belâ, sadakanın önüne geçemez.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, III, 110)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları