"Ben Vatanım İçin Gerekirse Hristiyan Olurum" Demenin Hükmü Nedir?
"Ben vatanım için gerekirse Hristiyan olurum" demenin hükmü nedir? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Allah muhafaza eylesin. Biz devleti bir vatan olarak değerli görürüz. Onun için vatansız kalmak imansız kalmak gibi değerlendirilir. Biz vatana imanımızı, İslam'ımızı daha rahat yaşayabilmek için muhtacız. Fakat vatandan kastımız da asıl vatan olan cennettir. Daimi vatan olan cennettir. Bu dünya hayatı gelip geçici bir hayattır. Nitekim kıyametle beraber ne vatan kalacaktır, ne vatan toprağı, ne de yaratılmış bir şey. "Küllü şey'in hâlikun illâ vechehu" (Kasas, 28/88). Her şey yok olmaya mahkûmdur. Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri dışında her şey yok olacaktır. Dolayısıyla bizim vatan diye uğruna canımızı feda ettiğimiz bu toprak üzerinde Müslümanca yaşayabildiğimiz zaman bir anlam ifade eder.
Eğer Allah muhafaza etsin, gâvur gelir, vatan toprağını istila eder ve Müslümanlığımızı yaşamamıza mani olursa o zaman bize hicret etmek düşer. Nitekim Hazreti Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm efendimizin vatanı Mekke-i Mükerremeydi. Hatta Mekke-i Mükerreme'den çıkarken "Vallahi dünyanın en aziz parçası bana sensin ey Mekke, Ümmü'l-Kurâ (beldelerin anası), ama beni çıkmaya mecbur ediyorlar" diye Mekke-i Mükerreme'ye vatanına olan hasretini dile getirdi (Tirmizî, Menâkıb, 68). Fakat Mekke-i Mükerreme dinini yaşamasına, Müslümanlığı yaymasına müsait bir zemin olmaktan çıkınca Medine-i Münevvere'ye intikal etti. Artık orası onun vatanı haline geldi.
Şimdi biz de Orta Asya'dan gele gele Anadolu'yu Alparslan'ın Anadolu'yu Türk yurdu yapan zaferiyle beraber Anadolu'yu vatan edindik. E ne oldu? Daha önceki sahip olduğumuz toprakları bırakarak dünyanın en önemli köşesini bir Türk yurdu, Türk vatanı haline getirdik. Demek ki daha güzelini bulunca eskisinden insanlar feragat edebiliyorlar. Ama bugün dinini, diyanetini yaşayabilmek için vatana ihtiyacın var. Dolayısıyla vatan bir araçtır, bir vesiledir. Gaye değildir. Gaye insanın Müslümanca yaşamasıdır. Onun için Edeb Ali, Osman Gazi'ye diyor ki: "Evladım, insanı yaşat ki devlet yaşasın."
Şimdi eğer devlet gaye haline gelir ve devleti yaşatmak için halkı öldürmek icap ederse ortada ne devlet kalır ne de halk kalır. Onun için gerektiğinde Türk töresi hicret etmeyi, göç etmeyi bilmiştir. Eğer yok olma pahasına biz buradan ayrılmayız diye vatan olarak bellediğimiz yerleri terk etmemek gibi bir âdetimiz, bir töremiz olsaydı bugün Anadolu bizim vatanımız, toprağımız haline gelmezdi. Onun için "Ben vatanım için gerekirse Hristiyan olurum" lafı doğru bir laf değil. Doğru bir düşünce değil. He şöyle diyebilir; yani Osmanlı'da mesela birtakım casuslarını görevlendirmiş. Gitmişler Roma'da efendim Bizans'ın içlerinde bazen bir kilisede papaz olarak da görev yapmışlar. Yani gizli görevde bulunmuş. Müslümanlığını gizlemiş. Zâhiren Hristiyan gibi hareket etmiş. Böyle bir görev söz konusu olabilir ama bu Hristiyan olmak anlamına gelmez. Zâhiren bir ulvi maslahat icabı, daha yüce bir Müslümanların birliği, beraberliği, vatanlarının teminatı için böyle birtakım faaliyetlerde bir Müslüman bulunabilir mi? Bununla ilgili efendim mücbir sebepler oluştuğunda buna devrin uleması Osmanlı'da fetva vermiş. Bugün de fetva verilir. Nitekim devlet bu anlamda da vatanın bekası için farklı farklı araçları, enstrümanları kullanır. Ama bu kişinin Hristiyan olması anlamına gelmez. Hristiyan gözükmek ayrı bir mesele, Hristiyan olmak ayrı bir mesele. Allah muhafaza eylesin. Çünkü işte öyle diyorlar; işte Avrupa'daki Macarlar, Bulgarlar, bilmem kimler. Bunlar aslında Orta Asya'dan göçen Türk kavimleriydi. Hristiyanlığı kabul etmekle beraber Türklükleri de unutuldu gitti. Dolayısıyla Türk kimliğinin bekası için bizim Müslüman kimliğini öncelememiz ve onun gereğini yerine getirmemiz gerekir. Aksi halde ne kimlik kalır, ne Türklük kalır, ne vatan kalır. Allah muhafaza etsin.