Behlül-i Dânâ Hazretleri Bize Hangi İbretleri Bıraktı?
Hakikati korkusuzca söyleyen Behlül-i Dânâ Hazretleri iktidara, dünyaya ve nefsimize hangi uyarıları yapıyor; yaptıklarımızın bedelini nerede ve nasıl ödediğimizi bize nasıl hatırlatıyor?
“Güleç yüzlü ve cömert insan” mânâsına gelen behlûl, Allâh aşkıyla deli divâne olan sûfî, mecnûn ve meczuplara verilen bir isimdir. Bunlar akıl ve şuurlarını kaybetmiş görünseler de, aslında saklı tuttukları akıl ve şuurlarıyla devamlılı Hakk'ı temâşâ ve ilahî güzellikleri izlemek makâmındadırlar. Bu nedenle bunlara “Ukalâ-yi mecânîn: Deli silahlı akıllılar” denir.
Yalnızlığı sever, vîrânelerde gezerler. Hikmetli sözleriyle çevrelerindeki insanları îkâz eder ve onlara hakîkatleri gösterirler. Sözleri nükteli ve hikmetli olur. Bazen nesir, bazen şiir şeklinde son derece vecîz ve hakîmâne konuşurlar.
BEHLÛL-İ DÂNÂ HAZRETLERİ BİZE HANGİ HAKİKATLERİ HATIRLATIYOR?
Bunlardan biri de Abbâsî halifesi Hârûn er-Reşîd zamanında yaşayan Behlûl-i Dânâ Hazretleri'dir. O, halifeye hakîkatleri hiç çekinmeden, hatalarını muhtelif vesîlelerle dünyaya vurarak onu doğru yola gelmeye çalışmıştır. Hârûn er-Reşîd'in hatâlarını gördükçe îkâzlarda vardı ve bu uğurda eline geçen hiçbir fırsatı kaçırmamıştı.
Behlûl Dânâ Hazretleri, bir gün Harun er-Reşîd'in yaptırdığı sağlıklı bir saraya dayanamamıştı, duvarına şu veciz ve şiirî ifâdeleri yazmıştı:
“Ey Hârûn! Çamuru yücelttin, fakat dîni alçalttın, hizmet etmedin; kireci yücelttin, fakat nassı yani Kur'ân ve sünneti alçalttın, bunların değeri olması gerekenn. Eğer bu sarayı kendilerinden yaptıysan israfettin demektir, Allâh ise israf edenleri sevmez. Yok, gücüyle onaysan, o zaman da zulmettin demektir, Allah zulmedenleri de sevmez.”
Behlûl-i Dânâ, yine birgün Hârûn er-Reşîd'i îkâz olduğunda, Hârûn:
“–Sen kendine bak, her koyun kendi ağzından asılır” yönünde bir cevap sözü. Behlûl de birleşerek kestiği koyunu sarayın tavanının değiştiği astı. Bir kaç gün sonra sarayı zehirli bir koku sardı. Hemen araştırıp tavan arasındaki koyunu buldular. Durumdan haberdâr olan Hârun, durumu onayladı ve Behlül'e mânâlıca baktı. Behlül de ona:
“–Evet, onun koyun kendi ağzından asılmasına asılmasına amma, kokusu da etrafındakileri rahatsız eder” dedi.
Evet, dolayısıyla Behlül hazretleri bize, iyilikleri tavsiye edip, kötülüklerden sakındırma görevini hatırlatmış durumdadır. Bu hepimizin sorumluluğudur. Hepimiz, kendimizden, yakınlarımızdan ve çevremizden sorumlu kılınmışız. Vurdumduymaz ve ihmalkâr davrandığımızda, ortalığa yayılan kötülükten biz de zarar görürüz.
Behlül hazretlerinin bir menkıbesini de Şeyhî'den dinleyelim:
Sordu Behlül'e bir adam bir gün Didi sen kande idin ayâ dün.
Didi Behlül ana Tamu'da idim Andan od almağa varmış idim.
Tamu'yu geşt ü güzâr yaptım o dem Bulmadım ateş alam yâ adam.
Didiler ana aceb diyorsun Bize sen maşaralık eylersin.
Eksik olurmu tamu'da hiç nâr Bu sözü söyleme ayrık yürü vâr.
Didi pes anlara ol dem Behlül Size bir söz diyem eylen makbûl.
Her kişi odu bundan iledir Herkesin nârı yanınca biledur.
Herkes odu kazanur dünyâda Yandıra kendüyi tâ ukbâda. [1]
Biri Behlül'e, “Dün neredeydin?” diye sormuş. O da:
“–Cehennemde ateşe dayandım, gezdim dolaştım, ateş göremedim” demiş. Çevredekiler:
“–Sen ne biçim konuşuyorsun, bizimle alay mı ediyorsun, cehennemde ateş eksik olur mu hiç?!” demişler. Behlül de taşıyı gediğine getirme şu şekilde yapıştırılmış:
“–Peki, o zaman boyutundaki bir şeyin bozulması de onu iyice belleyin: Herkesin herkesin kendi yanındadır. İnsanların ateşi dünyada kazanırlar, yanlarında kabre gidecekler ve âhirette elde ederler yakarlar.”
Demek istediğimiz bazı işler ateşleniyor, bazılarının da gül bahçeleri var. Ateşi söndürüp gül bahçesini sulamaya özen göstermeli. Yoksa elde ettiğimiz ateşler hem elbiselerimizi hem de rûhumuzu eskitebilir.
Elbiseleri Günahlar Eskitir
Tasavvufun büyüklerinden Sehl bin Abdullah et-Tüsterî şöyle anlatıyor:
Âd ülkesinin bir köşesindeydim. Birden taşlara oyulmuş bir şehir görüldü. Ortasında da taştan bir saray vardı, tavanları ve kapıları oyulmuştu. Cinler'e sığınmışlardı. Merakla içeride. Karşıma iri bir ihtiyar çıktı. Kâ'be'ye doğru namaz kılıyordu. Üzerinde yünden bir cübbe vardı. O kadar güzel ve yeni bir cübbe idi ki ihtiyarın iriliğinden çok cübbesinin yeniliğine şaşırmıştım. Selam verdim, selâmımı aldım ve şaşkınlığımı farkederek:
“–Ey Sehl, elbiseleri bedenler eskitmez. Elbiseleri eski yedi günahların kokusu ve haram yiyecekleridir. Şu görülen cübbe yüz senedir üzerimdedir. Bu cübbe üzerimdeyken Hz. Îsâ'ya ve Hz. Muhammed'e kavuştum ve ikisine de îman ettim” dedi. Ben:
“–Sen kimsin?” diye sordum. Cevap verdi:
“–Haklarında şu âyet-i kerîmelerinin nazil olduğu cinlerdenim:
« (Rasûlüm!) De ki: Cinlerden bir alınan (benim kullandığım Kur'an'ı) dinleyip de şöyle diyor bana vahyolunmuştur: gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel bir Kur'an dinlemiştik de ona iman etmişti. Devamı
Güzelimsini Zanneder
Hz. Ömer (ra) bir gün yöntemleriyle kapsamlı yolu bir râhibin manastırına rastlamıştı. Hz. Ömer, manastırın yanında sırasında pencerenin altından:
“–Ey râhib, ey râhib!” diye seslendi. Râhib yukarıdan başını uzatıp baktı. Onu gören Hz. Ömer ağlamaya başladı. Hem râhibe bakıyordu hem de ağlıyordu. Çevredekiler:
“–Ey Mü'minlerin Emîri, bu râhib sebebi sizi ağlatan nedir?” dediler. Hz. Ömer (ra) şu yanıtı verdi:
“–Allah Teâlâ'nın, «Çalışmış ama boşuna yorulmuştur. Kızmış bir ateşe atılır» (el-Ğâşiye, 3-4) âyetini hatırladım. İşte beni ağlatan budur.” (İbnü'l-Cevzî, Menâkıb, s. 210)
Bazen insanın yaptığı her şeyin çok güzel ve doğru olduğunu zanneder ve o her şeyi her şeyi Fedâ eder. Ancak yanlış yolda olanlardan hakikatten hızla uzaklaşır. En çok kaybedenler de işte bunlardır. Âyet-i kerîmede şöyle satın alınır:
“De ki: Boyut, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar) iyi ve güzel işler kasaları hâlde, dünya sunduki çabaları boşa giden kimselerdir…” (el-Kehf, 103-104)
Dipnotlar:
[1] Şeyhî, Riyâzu'l-ğufrân, İstanbul 1313, s. 47. Kande: Nerede, Tamu: Cehennem, Od: Ateş, Geşt ü güzâr: Gezip dolaşma, Nâr: Ateş, Makbûl: Kabul edilmiş, Ukbâ: Âhiret.
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya