Asr-ı Saadet'ten Gerçek Bir Dostluk Hikayesi

Cemiyet Hayatımız

Dostluk, müştereklikten kaynaklanır. Gerçek dostluk, ayrı bedenlerin âdeta bir kalple yaşamasıdır.

Dostluk, sevenin sevilende kendi husûsiyetlerini görmesinden kaynaklanır. Gerçek dostlar arasındaki muhabbet, fizikteki birleşik kaplar misâli, his ve fikirlerde aynîleşmeyi sağlar. Zîrâ gerçek dostluk, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir.

İKİNİN İKİNCİSİ

Rivâyet edildiği üzere birgün Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hastalanmıştı. Bunu duyan peygamber âşığı Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, derhâl mübârek hâl ve hatırlarını sormak için Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ziyâretine koştu. Ancak o Âlemler Efendisi’ni rahatsız bir hâlde görünce dayanamadı ve eve döndüğünde teessüründen yatağa düştü.

Birkaç gün sonra sıhhate kavuşan Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın da hastalandığını işitti ve ziyâretine gitti. Hazret-i Ebû Bekir’e:

“–Rasûlullâh seni ziyârete geliyor!” dediler.

O peygamber âşığı hemen yatağından fırladı; büyük bir canlılık ve târifsiz bir sürûr içinde kapıya koştu. Hastalığından kurtulmuştu. Âlemlerin Efendisi’ni kapıda karşıladı ve içeriye buyur etti. Onu böylesine sıhhat ve âfiyet içerisinde mesrûr olarak gören Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hayretle:

“–Senin hasta olduğunu söylemişlerdi yâ Ebâ Bekr!” dedi.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e aşk ve muhabbette herkesten daha ziyâde nasibdâr olan Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ziyâretinden mest olmuş bir hâlde şu mukâbelede bulundu:

“–Yâ Rasûlallâh! Dostum hasta oldu; ona teessürümden ben de hasta oldum! O âfiyet buldu, ben de âfiyet buldum!..”

Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın bu ve benzeri dostluk ve muhabbet tezâhürleridir ki, onu, Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulan «ikinin ikincisi» olma şerefine nâil eylemiştir. Onun için bütün mesele, Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu ve bizleri istikâmetlendirdiği gönül alâkalarını en samîmî dostluk bağlarıyla kuvvetlendirmek ve böylece ilâhî aşkın neşvesinden nasip alabilmektir. Zîrâ ancak böyle dostluklar, hakîkî mânâda muhabbet ve aşktan hisse alabilirler.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Son Nefes, Erkam Yayınları