Arabistan Yönetiminin Siyasi Tutumu Nedeniyle Umreye Gitmiyor? Bu Tercihim Doğru mu?
"Arabistan yönetiminin siyasi tutumu nedeniyle umreye gitmiyorum? Bu tercihim doğru mu?" Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Umre bir ibadettir. Dolayısıyla biz umreye, ibadet gözüyle bakmak zorundayız. İbadet, siyasî tercihlerle ya da duygusal tepkilerle değil; Allah rızası için yapılır.
Bu noktadan hareketle şunu düşünelim:
“Benim evim camiye uzak, arabayla gidiyorum; fakat arabam yabancı marka. Yabancıların para kazanmasını istemiyorum. Arabaya koyduğum benzin Arap ülkelerinden çıkıyor; Araplara para yedirmek istemiyorum. O hâlde arabaya da binmem, uçağa da binmem, otobüse de binmem.”
Eğer bir insan bu tutarlılığı gerçekten hayatının tamamında uygulayabiliyorsa, yani yabancı ürünleri, yabancı teknolojileri, yabancı sermayeyi tümüyle hayatından çıkarabiliyorsa, bu kişi gerçekten tebrik edilmeye layıktır.
Ancak pratikte görüyoruz ki; Arap yönetimlerine kızan biri onların petrolünü kullanmaya devam ediyor, Amerika ve Avrupa’ya kızan biri onların teknolojilerini satın almaya devam ediyor. Buna karşılık, “Araplara para gitmesin” diyerek umreyi terk ediyorsa, burada ciddi bir tutarsızlık ortaya çıkmaktadır.
Bu tür bir protesto anlayışı, yani “dini hassasiyeti olmayanların ürettiklerini tamamen reddetmek” düşüncesi, Hz. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ahir zamana dair bazı hadislerinde işaret ettiği bir tabloyu da hatırlatmaktadır. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İnsanların en hayırlısı, fitneden kaçmak için bir dağın başına çekilen, koyunlarıyla geçinen ve Allah’a ibadet eden kimsedir.”
(Buhârî, Fiten, 14)
Eğer bir insan, gerçekten dünyadan; teknolojiden, alışverişten, menfaat ilişkilerinden tamamen el çekip bir dağın başında bu şekilde yaşayabiliyorsa, bu da bir tercihtir ve buna da saygı duyulur.
Ancak “Araplara para yedirmem” diyerek umreye gitmeyip, buna karşılık Antalya’da içkili, zinanın normalleştirildiği tatillerde para harcamayı meşru gören bir anlayış için halk arasında denildiği gibi: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” demek kaçınılmaz olur.
Şunu da açıkça ifade etmek gerekir:
Mekke ve Medine’de, özellikle Haremeyn’de görevli bazı güvenlik görevlilerinin zaman zaman insanlık onurunu zedeleyen tutumları yaşanabilmektedir. Namaz kılan birinin seccadesinin çekilmesi, sert müdahaleler gibi örnekler maalesef görülmektedir. Bu durum, elbette insanın kalbini incitmektedir.
Ancak burada şu benzetme çok anlamlıdır:
Eğer bir insanın evladı zalim bir yönetim tarafından hapse atılmış olsa, anne ve babası o evladı görebilmek için nice eziyetlere katlanır. Bugün Filistin’de, dünyanın farklı yerlerinde binlerce Müslüman ailesi, evlatlarını ziyaret edebilmek için ağır muamelelere sabretmektedir.
Mekke’de Beytullah, Medine’de ise Hz. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek kabri bulunmaktadır.
Bu iki mukaddes mekân için Müslüman, gördüğü sıkıntıları büyütmeden, sabırla ve edep içinde ibadetini eda etmeye gayret etmelidir. Çünkü Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” (Dârekutnî, Sünen, 2/278 – hasen kabul edilmiştir)
Elbette hassasiyeti olan bir kardeşimiz şunu yapabilir:
Türk Hava Yolları ile gider, lüks otellerde kalmaz, mümkün mertebe asgari harcamalarla ibadetini yapar. Zaten biz Mekke’ye ve Medine’ye alışveriş yapmak, yemek turizmi yapmak veya şatafat yaşamak için gitmiyoruz. İbadet için gidiyoruz.
“Ben Araplara para yedirmek istemiyorum” deyip başka milletlere aynı parayı harcamak, meselenin özünü kaçırmaktır. Üstelik Arap halkı ile yöneticileri birbirinden ayırmak gerekir. Bir toplumun yöneticilerinin zulmü, o toplumun tamamını suçlu yapmaz.
Sonuç olarak:
Biz ibadete Allah’ın emri olarak bakmak zorundayız. “Oraya gittim Ahmet kazandı, buraya gittim Mehmet kazandı” hesabı, insanı ibadetten mahrum bırakabilecek şeytanî bir aldatmacaya dönüşebilir.
Elbette bir kardeşimiz şunu diyebilir:
“Ben umreye ayıracağım parayı ümmetin fakirlerine, mazlumlarına vereceğim.” Bu niyet, samimiyetle yapılıyorsa değerlidir.
Ancak umreyi terk edip günah ortamlarına yönelmek, bir Müslüman için savunulabilir bir tercih değildir.