Anne Baba Hatâsından veyâ İhmâlinden Dolayı Engelli Kalan Biri Kaderi Nasıl Anlamalıdır?

Sorularla İslam

Anne baba hatâsı veyâ ihmâlinden dolayı engelli kalan biri kaderi nasıl anlamalıdır?

Engellilik, genellikle insânların bir takım ihmâl ve yanlışlıkları yüzünden olur. Bu noktada herkes, sebep olma durumuna göre sorumluluk sâhibidir. Kazâ ve belâlara sebep olanlar, bulaşıcı hastalıkları çocuklarına mîras bırakanlar -varsa şâyet- ihmâl ve tedbîrsizliklerinden dolayı sorumludurlar.

Çocuklarının engelli olmalarında ihmâlkârlığı bulunan anne-babalar, dînen sorumluluk altına girmişlerdir. Bu tür bir durumda engelli olanlara düşen görev, sabır ve tahammülle ellerinden gelen hayât mücâdelelerini vermeleri ve âhiret hayâtı için hazırlık yapmalarıdır.

Haramdır!

Dînimize göre hâmilelik döneminde bir annenin tıbbî bir zarûret nedeniyle ilâç kullanması câiz ise de çocuğunun engelli veyâ ölü doğmasına sebebiyet verecek ilâçları bilerek kullanması harâmdır. Bu süreçte sigara veyâ alkol kullanımı, çocuğunun sağlıklı gelişimi için uygun değildir. Hâmile olan kadınların bu husûsa özellikle dikkat etmesi gerekir. Çocuğuna zarar verme ihtimâli söz konusu olduğunda, gerek hâmilelik döneminde gerekse süt emzirme döneminde sigara ve alkolün tüketilmesi kesinlikle harâmdır.

Bir insân, çocuğu engelli doğdu diye eşini suçlamamalıdır. Doğuma kadar elinden geleni yapan anne baba, doğumdan sonra da eşiyle işbirliği yaparak çocuğuyla ilgilenmeye odaklanmalıdır. Bir ev, hikmetle kurulur, anlayışla pekiştirilir. Özel sohbetler ve samîmî duâlar, yoğun stresin yaşandığı dönemlerde evliliği güçlendirir, çocuğun daha sağlıklı gelişimine katkı sağlar.

Bir çocuk, anne-babasının işlediği bir günâh netîcesinde engelli doğmaz. Bu yüzden Allâh (c.c.) hiç kimseyi, ana-babasının işlediği bir günâhtan dolayı cezâlandırmaz.

Çocuk sakat veyâ zekâ özürlü doğarsa yapılması gereken, çocuğun durumu hakkında bilgi edinmektir. Bu konuda uzman doktorlardan ve güvenilir yayınlardan çok şey öğrenilebilir. Çocuğun durumu hakkında bilgi edinme süreci, yeni bir dil öğrenip bu dilde ustalaşmaya benzer, başlarda zor olsa da öğrenilebilir. Örneğin down sendromlu çocukla ilgilenildiğinde, zamân içerisinde bâzı şeyleri kavrayabildiği ve çocuğun zor da olsa normal bir hayât sürebildildiği tecrübe edilir.

Engelli doğan bir çocuğu, önceden ana babanın işlediği bir günâha ya da birisinin bedduâsı gibi bir nedene bağlamak doğru değildir. Allâh Teâlâ, bizim kaderimizi yazmıştır. Çocukların sağlam veyâ özürlü doğmaları da o kadere dâhildir. Çocukları, yaratıldıkları gibi kabûl edip Allâh’ın bir emâneti olarak görmelidir. Engelli kalınmış olunsa bile anne babayı suçlamak, genetik faktörlerle bâzı şeyleri vaktinde yapamadıkları için onları sorumlu görme anlayışı İslâm’la bağdaşmaz. Aynı şekilde doğumla ortaya çıkmış çocuğun bir hastalığından veyâ kazâ sonucu sakat kalmasından anne-baba da kendini sorumlu tutmamalıdır. Çünkü hiç kimse kalıtımın, çevresel koşulların ve başka etkenlerin bir çocuğun sağlığını tam olarak nasıl etkilediğini bilemez.

Her hâlükarda sakat çocuk sâhibi olmak anne-babaların çoğunu sarsar, bu durum onların tutum ve davranışlarına tesir eder. Özellikle süreğen hastalık, zihinsel ya da bedensel engellilik teşhisi konan âileler büyük bir travma yaşarlar. Fakat kişilerin dîni bilgileri ve îmân derecelerine göre bu durum farklılık arz eder. Kur’ân’da belirtildiği gibi, şer olarak görülen şeyler sonuç olarak hayır, hayır olarak görünen şeyler de şer olabilir. Her şey kötüye gidiyor bile olsa Müslüman kişi, aslâ umutsuzluğa kapılmaz.[1]

İnsan idrâki, kaderin sırları karşısında âciz kalır. Bâzen kişinin herhangi bir ihmâl ve kusûru olmadan, ilâhî imtihânın bir îcâbı olarak insân engelli olabilir. Bu durumdaki kişi mü’mînse şâyet, onun engelli olması; günâhlardan temizlenip arınmasına, kemâlâtına/pişip olgunlaşmasına veyâ Allâh (c.c.) katındaki mânevî mertebesinin yükselmesine vesîle olabilir.

Hiçbir şey îmândan daha kıymetli değildir. Bu dünyâ hayâtı geçici, âhiret hayâtı ise ebedîdir. Hz. Musa’ya (a.s.) îmân eden sihirbazlar, îmânlarını korumak uğruna en değerli uzuvlarını kaybetmeyi göze almışlardır. Bu yüzden bu dünyâda iken Allâh’a îman etmek, O’nun rızâsına uygun hayât sürüp sonunda cennete gidebilmek, en önemli uzuvlarımızdan bile daha değerlidir.

Dipnot: [1] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.84.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022