Ali bin Muvaffak’ın Makbul Ameli
Ali bin Muvaffak’ın, hac için biriktirdiği parayı aç komşusuna vermesiyle ortaya koyduğu ihlâs, merhamet ve fedakârlığın bereketi anlatılıyor.
“Tezkiretü’l-Evliyâ”da nakledildiğine göre, tâbiînden âlim, fâzıl, muhaddis ve sûfî bir zât olan Abdullah bin Mübârek Hazretleri, haccı îfâ ettikten sonra Mekke Harem-i Şerîf’inde yakaza hâlinde iken, semâdan iki melek iner.
ALİ BİN MUVAFFAK’IN HACDAN VAZGEÇİP KOMŞUSUNU TERCİH ETMESİ
Biri diğerine:
“–Bu sene 600.000 kişi haccetti. Hepsinin haccı, Şam’da Ali bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabı tamircisinin sâlih ameli hürmetine makbul oldu. Bu kişi hacca gitmeye niyet etti, lâkin gidemedi. Onun yaptığı bir amel hürmetine bu kadar hacının haccı kabul edildi.” der.
Bunu duyan Abdullah bin Mübârek Hazretleri, hayret ve merak içinde kalır. İlk kervanla Şam’a gider. O zâtı bulup;
“–Sen hacca gitmediğin hâlde ne amel işledin?” diye sorar.
Ali bin Muvaffak, Abdullah bin Mübârek gibi büyük bir zâtı karşısında görünce önce çok şaşırır, heyecana kapılır. Biraz sâkinleştiğinde ise şöyle anlatır:
“–Otuz senedir hacca gitmeyi arzu eder dururdum. Eskicilikten[1] 300 dirhem para biriktirdim. Hac yolculuğuna niyet ettim. Hâmile karım:
«–Komşudan et kokusu geliyor; bana bir parça et ister misin?» dedi.
Komşuma gidip durumu anlattım. Komşum ağladı:
«–Yedi gün oldu ki, çocuklarım açtır. Yolda ölü bir hayvan buldum. Ondan bir parça kestim. Şimdi onu kaynatıp çocuklarımı avutuyorum. Helâl bir gıda bulamazsam, mecburen onu yedireceğim. İsterseniz vereyim, fakat bu kaynayan et, çocuklarıma ölümle burun buruna geldikleri için helâl, size ise haramdır.» dedi.
Ali bin Muvaffak devamla:
“–Bunu duyunca, sanki içimden bir parça koptu. Bin bir zorlukla biriktirdiğim 300 dirhemi ona verdim;
«Yâ Rabbi, hac niyetimi kabul et!..» diye Rabbime ilticâ ettim.” der.
Bunun üzerine Abdullah bin Mübârek:
“–Rabbim, bana rüyâda doğruyu bildirmiş!” buyurur.
Hisse:
Bir pınar başında oturarak, gelip geçene su ikram etmek sevapsa da, o suyu çölde susuzluktan ölmek üzere olan bir insana ulaştırmak; kulu, hayat kurtarmak kadar büyük bir ecre, belki hacc-ı ekber yapmış gibi muazzam bir sevâba nâil edebilir. Nitekim Molla Câmî buyuruyor:
“Öyle bir gönül al ki hacc-ı ekber olsun!..”
Fakat burada bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu da ifade edelim ki; bu nevî fazîlet misalleri, kulu hac sevâbı gibi büyük bir ecre eriştirse de, aslâ hac farîzasının yerine ikāme edilemez. Bir mü’min, ne kadar hayır-hasenat yapmış olursa olsun, imkânını bulduğunda, yine hac vazifesini yerine getirmekle mükelleftir.
Dipnotlar:
[1] Eskiden, kullanılmaktan yıpranan ayakkabılar hemen atılmaz, tamir ettirilerek kullanılmaya devam edilirdi. Eski ayakkabıları tamir mesleğine de “eskicilik” denilirdi.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları